YAZIYI GÖNDER
Adınız, Soyadınız
E-posta Adresiniz
Alıcı E-posta
Mesajınız
www.samdan.com.tr

"Zevk denen şey yaratıcılığı baltalıyor"

Her koleksiyonuyla bu toprağın hikayelerini anlatan moda tasarımcısı Aslı Filinta, gelecek sonbahar-kış koleksiyonu için operanın efsane isimlerinden Leyla Gencer’den ilham aldı. Gencer’in sahne kostümlerinden günlük kıyafetlerine ve evinin dekorasyonuna kadar, onun gustosunu damıtarak kendi tasarımlarını oluşturan Filinta ile buluştuk ve koleksiyonun hikayesini dinledik...

Röportaj: Nazan ORTAÇ
Fotoğraflar: Emrah ABİ

Aslı Filinta, ilginç biri... "Hayatın her saniyesinde bir dönüm yaşanıyor" diyecek kadar kendini akışa teslim etmiş; hayatın onu şekillendirmesine izin vermiş. Bir yaprak gibi rüzgarın kaldırma kuvvetine bırakmış kendini ve ekonomist olarak başladığı meslek hayatını, şimdi dünya modasını belirleyen isimlerden biri olarak sürdürüyor. Kendisi için yaptığı kolyelerin Vakko reyonlarında satılmasıyla başlayan moda serüveni onu New York'a götürmüş. Parsons'da okurken bir yandan da küçük küçük tasarımlar yapıp, çalıştığı mağazada satmaya başlamış. Bir gün aldığı teklifle kendini önce İtalya'da, sonra da Japonya'da bulmuş. Buradaki etkili fuarlardan aldığı siparişlerle de kolları sıvamış.

İşte tam bu nedenle 'Aslı Filinta', önce dünyada keşfedilen bir marka oldu. Yabancı moda dergileri ona yer verdi, sıra dışı tasarımlarından övgüyle söz etti. Türkiye'ye önce şöhreti, sonra kendisi geldi. Hatta birçok kişi -ki onlardan biri de benim- 'Aslı Filinta'yı marka ismi sandı. Aslı Filinta'nın, koca bir ekipten değil, gencecik bir kadının öğrenme ve çalışma aşkından doğan bir marka olduğunu anlamamız uzun sürmedi. O, yaparken öğrenmeyi tercih edenlerden ve adım adım ilerlemeyi seviyor. Önce hikayenin peşine düşüyor, sonra tasarımlarını yapıyor. Nazım Hikmet'in hikayesini anlattığı tasarımları hala belleklerimizde tazeyken, şimdi de 2017 sonbahar-kış koleksiyonunda operanın unutulmaz divası Leyla Gencer'in hikayesini anlatıyor. O hikayeyi dinlemek için Aslı Filinta ile buluştuk...

Bilkent Üniversitesi'nde ekonomi okuduktan sonra New York'a taşınıp Parsons'da moda tasarım okudunuz. Çocukken tasarımcı olmayı hayal etmiş miydiniz?
Ben hiç tasarımcı olmayı hayal etmedim ve Bilkent ekonomi bölümünde cidden okudum, başka türlü mezun olamazdım zaten. Ama Parsons The New School, New York'a taşınmak için o yıllarda oldukça da moda bir bahaneydi. Parsons'dan mezun değilim, kendi öğrenmek istediğim dersleri aldım, hatta sonra aldığım her dersi de geri bıraktım. Moda eğitimim olmadığı için de nasılsa kimse beni işe almaz diye hiç iş başvurusu yapmadım ve New York'tayken kendi markamı kurdum. Ben yaparken öğrenmeyi tercih edenlerdenim, yıllarca okullar okumaya sabrım yok pek. Ekonomi okumuş olmam, moda sektöründe arz ve talep eğrisinin dikiş tutturmasını anlamam adına çok faydalı oldu!

Hayatınızın ve kariyerinizin dönüm noktası ne oldu sizce?
Tek bir an ile sınırlamam çok zor. Bence Adanalı olmam, babamın yeni fikirler dışında bir şey konuşmayan bir mucit, annemin enerji dolu ve arkadaş canlısı çok güzel bir kadın olması, Ankara'da üniversiteyi okumam, sonra babamı dinlemeyip New York'a taşınmam, yani kalbimin sesini dinleyerek heyecan duyduğum her şeyin pesinden gitmem, hayatımda ilk ve tek aşık olduğum erkekle evlenmem, anne olma şansını yakalamam, beni destekleyen harika arkadaşlarımın olması, belki bugün seninle tanışmam, belki bu röportaj, bilmiyoruz ki hayatın her saniyesinde bir dönüm yaşanıyor.

Tasarım dilinizi nasıl tarif edersiniz? Başladığınız noktadan bugüne; nasıl ve nereye doğru evrildi?
Önce başkaları beğensin diye tasarım yapmaya çalıştım, sonra 'aslında herkes beğenmese de olur, ben beğensem yeter' dedim. Şimdi ise zevk denen şeyin yaratıcılığı baltaladığına eminim.

Her koleksiyonda bir hikaye anlatıyorsunuz. Önce hikaye mi düşüyor aklınıza, yoksa tasarımların arasında gezinirken bir hikaye mi uyduruyorsunuz? Sonbahar-kış sezonunuzun hikayesi nedir?
Zeynep Oral'ın Leyla Gencer ile ilgili yazmış olduğu 'Tutku'nun Romanı' adlı kitap, evimdeki kütüphanede bir süredir bana göz kırpıyordu ve bir gün elime aldım.


Sizi nasıl etkiledi ve nasıl esinlendiniz? Var mı bunun bir nedeni?
Leyla Gencer'in sesinden olduğu gibi, her performanstan önce yaşadığı heyecanından, köklerine bağlı olmasından, ülkesinde bir opera geleneği olmasa da, çeşitli uygarlıkların kesiştiği topraklarda derinlere kök salmış belleğine inancından, bu çeşitlilikle, farklılıklarla, bu zenginlikle, bu tarihle, bu coğrafyayla ve bu bellekle beslendiği yaratıcı gücünü ortaya koyarak aslında cesaretin tanımını yapmış olmasından etkilendim. Leyla Gencer'in perde arkasında yaşadığı heyecanı ve endişeyi, perde önüne geçtiğindeki gurur ve etkileşimi hayallerle gerçekliğin buluştuğu nokta olarak tanımladım. Her yaratımdan önce yaşanan endişe ve korkular, cesaret ile gerçekliğe ve birer izdüşümüne dönüşüyor. İşte bu cesaretin nereden geldiğini bilmeyiz biz ama Leyla Gencer bunu çok güzel ifade etmiş. Sesinden, cesaretinden, inancından ve yaratıcılığından esinlendim. Perdenin arkası, önünden daha sessiz ve daha derin. İçimizdeki yaratıcılığın ortaya çıkması için perdeyi aralamak gerekir.

Yaratım süreci nasıl gelişti?
Leyla Gencer'in Bakırköy'de, Milano'daki evinin bir replikası varmış, ben de yeni öğrendim. Piyanosunun olduğu bir oturma odası, yatak odası ve kıyafetlerinin olduğu oda ile üç bölümden oluşan bir ev. Orada kıyafetlerini inceleme şansım oldu, sahnede ne giymiş, ne renkleri sevmiş, sahne performansı dışında hangi kumaşlarla hangi aksesuarları kombinlemiş. İnci kolye çok takmış mesela, İtalyan markaları tercih etmiş, orada çok uzun yıllar yaşadığı için bence... Ya da mesela Japon başbakanı ona hayran olduğu için ipek bir kimono hediye etmiş... Desenleri ve koleksiyonun renklerini, onun kıyafetlerindeki renklerden, kumaşları ve kalıpları da tercih ettiği dokulardan ve stillerden seçtim. Sonra Milano'da, La Scala'ya bizzat gittim, onun çerçevelenmiş resimlerine baktım, kulisini gezme şansım oldu. Kırmızı kadife perdeler hep bir şekilde gözümün önündeydi, süreç boyunca.

Uluslararası bir tasarım diliniz olmasına rağmen, Türkiye'nin kültüründen çok besleniyorsunuz... Lokal etkiler barındıran tasarımlar yapıp, aynı zamanda global moda dünyasında yer almanın zorlukları neler?
Kendi tarihimi, kültürümü, köklerimi araştırmak, içlerinde beynimde bir kıvılcım yaratan hikayelerini bulmak beni bu yoğun tempolu işe bağlayan tek nokta ve bu benim lüksüm. Mimar Sinan'ın tasarım mantığını anlamak, Nazım Hikmet'in 'Yaşamaya Dair' şiirindeki duyguları özümsemek, sonra Leyla Gencer'in köklerine olan bağlılığını anlamak bana ayrı bir haz veriyor. Bu ağır iş yükünün içinde kendime kendi kültürümü araştırma ve öğrenme süreci yaratmış olmaktan çok mutluyum ve öğrendikçe de etkilenmemek imkansız. Global dünyaya satış yapmak ise işimin stratejik yapısı. Bu birleşenin ilaveten özel bir zorluğu yok, bu iş başlı başına hayli zor.

Ürünleriniz yurtdışında hangi noktalarda satılıyor?
Hong Kong, Japonya, Çin, Dubai, Kuveyt, Lübnan, Riyad, New York ve birkaç ülke daha olmak üzere kendi markamızı, bazen üzerinde Türkçe karakterli yazılı tişörtler ile dünyaya ihraç ediyoruz.


Çin'deki Shenzhen Fashion Week sizin için nasıl bir tecrübe oldu?
Şu anda kuvvetli olduğumuz ve aynı zamanda gelişmekte olan bir pazar Çin. Çin'de ailelerin tek çocuk yapma zorunluluğu vardı, öyle olunca ekonomik durumları birden düzelince de o tek çocuğa dilediği gibi harcama lüksü verildi. Bu durumda şu anda modayı Hong Kong'dan takip eden ama Çin'den alışveriş yapan genç bir tüketici var. Biz ilk başladığımız sezondan beri Hong Kong'da kuvvetliyiz, öyle olunca Çin'den de oldukça yoğun bir talebi değerlendiriyoruz. Satışımız orada kuvvetli olduğu için yeni koleksiyonun tanıtımını da orada yaptık. Çin pazarına girerken mutlaka orada yasayan ve o ülkenin vatandaşı olan insanlarla işbirliği yaparak ilerlemek önemli, bizim de Hong Kong'da satış ve tanıtım çalışmalarımızı yaptığımız bir showroom'umuz var.


Yurtdışı tecrübelerinize dayanarak, İstanbul'u moda konusunda hangi aşamada görüyorsun? Türk markaları moda yaratma konusunda sizce dünyada hangi noktada? Eksikleri neler?
Türk markaları aslında üretim, kalite ve kumaş konusunda oldukça ileride. Dünya çapında planlama ve pazarlama konusunda eksiklerimiz var. Yıllarca marka çalışmalarını geride bırakıp, başka markalar için tedarik ve üretim sağlamışız. Tekstil sektöründe hep para kazanmışız. Marka kurmak yatırım yapmaktır, para kazanmadan önce harcamak gerek, inanmak gerek, zaman gerek, şimdi yeni alışıyoruz bu fikre!

Bazen yurtdışında, Türkiye'den daha fazla ilgi gördüğünüzü düşünüyor musunuz? Bu size ne hissettiriyor?
Ben Türkiye'deki en ünlü modacı değilim. Tanıtım, reklam, defile veya ünlü olmadan önce markamın iş planı neyi gerektiriyorsa onu uygulamaya çalışıyorum. İşim dışında bir yerlerde olmayı sevmiyorum, adımı bilen çoğu insan benimle tanıştığında şahsımı değil, ama markamı tanıyor. Türkiye'de defilelere öncelik vermek yerine uluslararası satış kanalları, yurtdışı pazarlama stratejisi, internet satış gücü, sosyal medya planlaması, üretim ağı, kalite kontrol planlaması ve kuvvetli bir ekip ile kendimi de mutlu ettiğim tasarım çalışmalarına ağırlık vermeye çalışıyorum. İnanın defile yapmak artık dünyada o kadar da önemli bir konu değil! Daha geçen hafta Vetements, "Bu kadar para harcıyoruz, gelip sadece sosyal medyada paylaşıyorlar, hikayemizi anladıklarını bile sanmıyorum" diyerek Paris Moda Haftası'ndan çekildiğini açıkladı.


Birçok ünlü markayla işbirliği yaptınız... Nasıl buldular sizi?
Atölyeden aradılar (gülüyor)...

Devamı gelecek mi?
Güzel ve yaratıcı işler çıktığı surece devam edeceğini umuyorum.

Sizin dünyada takip ettiğiniz tasarımcılar kimler?
Ben Japon tasarımcıları seviyorum, Junya Watanabe, Issey Miyake, Sacai ve Undercover Jun Takahashi beğendiğim tasarımcılar.

Sizin stil anlayışınız nasıl?
Kendi stilimde zamansızlık öğesi hakim ama stil sahibi olabilmek için daha çok kitap okumak gerektiğine inanırım hep! Marka estetik olarak nelerden ilham alıyor? Markamız estetikten önce farklı olma bakış açısına sahip, düşüncelerimizin, tasarladıklarımızın orijinal olması önce geliyor. Daha sonraki estetiği, kimin hangi hikayede kendini ne boyutta özdeşleştirdiği ile ilgili.

'Tüy Kalemler' adlı oyunun kostümlerini tasarlayarak, hem de ilk kez kostüm tasarımı yaparak Afife Tiyatro Ödülleri'nde 'En İyi Kostüm Tasarımı' dalında aday gösterildiniz, tebrikler...
Evet, ilk kez bir tiyatro oyunu için kostüm tasarladım. Gerçek hayattan esinlenilmiş bir hikayesi olan bir oyunun içinde yer almak beni çok etkiledi. Oyuncular da, prodüksiyon ekibi de çok kuvvetli isimler, ilk işimde böyle bir ekip içerisinde yer almak beni çok mutlu etti. Aslında ilk başta ana karakterler için çalışmak üzere yola çıktık, ama çalışmaya başlayınca oyun öyle bir içine aldı ki beni koro için de kostüm tasarladım. Sonucundan çok mutluyum, izleyenlerden birkaç kişiden "Kostümlerle birlikte, Fellini karesi gibi sahneler vardı" yorumunu almak çok hoşuma gitti.

Sizi takip eden moda tutkunları tasarımlarınızı nerelerde bulabilir?
Türkiye'de aslifilinta.com online satış sitemizde, Instagram'da, Gizia Gate ve Beymen'de bulabilirler.

YORUM YAP

kalan karakter 2000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan ŞAMDAN veya samdan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

BİZE ULAŞIN