YAZIYI GÖNDER
Adınız, Soyadınız
E-posta Adresiniz
Alıcı E-posta
Mesajınız
www.samdan.com.tr

Fotoğraf sanatının ilk örnekleri gün yüzüne çıktı

Türkiye’nin ilk özel müzesi olan Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi, fotoğraf sanatının ilk örneklerini gün yüzüne çıkardı. ‘Gümüşten Suretler, Ömer M. Koç Koleksiyonu’ndan Erken Dönem Fotoğraflar 1843-1860’ isimli sergi, 10 Ekim tarihine kadar ziyaret edilebilir. Sergiyi, Sadberk Hanım Müzesi Müdürü Hülya Bilgi ile konuştuk.

Röportaj: Nazan ORTAÇ
Fotoğraflar: Koray IŞIK

Vehbi Koç Vakfı Sadberk Hanım Müzesi, geçmişe ışık tutan bir önemli sergiye daha ev sahipliği yapıyor. Fotoğrafın 1839 yılındaki icadının ardından, dünyanın önde gelen fotoğraf sanatçıları tarafından Osmanlı coğrafyası ile dönemin Doğu Akdeniz metropollerinde çekilmiş ve fotoğraf sanatının ilk örnekleri olarak gösterilen nadide eserler 'Gümüşten Suretler, Ömer M. Koç Koleksiyonu'ndan Erken Dönem Fotoğraflar 1843- 1860' sergisinde ziyaretçilerle buluşuyor. Sergide yer alan eserlerin ayrıntılı olarak tanıtıldığı katalog, aynı zamanda serginin küratörlüğünü de üstlenen Bahattin Öztuncay tarafından hazırlandı. Fotoğraf tarihinin en önemli evresi olarak kabul edilen 1843-1860 dönemine ait eserlerin ilk kez bir arada gösterildiği sergi 10 Ekim 2017 tarihine kadar ziyaret edilebilir. Hem sergiyi hem de Türkiye'nin ilk özel müzesi olan Sadberk Hanım Müzesi'ni konuşmak için Müze Müdürü Hülya Bilgi ile bir araya geldik.

Yeni serginiz hayırlı olsun... 'Gümüşten Suretler' sergisi hangi eserleri içeriyor?
Fotoğrafın icadı 1839, bizim sergimizde ise 1843-1860 arası erken dönemden, fotoğraf tarihinin en önemli evresinden örnekler yer alıyor. Bunlar Ömer M. Koç Koleksiyonu'na ait minyatür tarzda yapılmış 8 adet portre, 46 adet farklı tekniklerde çekilmiş fotoğraf, 11 adet albüm, fotoğraf tarihi ile ilgili 19. yüzyıla ait kitaplar, teknik malzemeler ve Rahmi M. Koç Müzesi Koleksiyonu'na ait 2 adet fotoğraf makinasıdır. Günümüze çok az sayıda ulaşmış olan ve fotoğraf tekniğinin pratikte kullanılabilen ilk yöntemi olan 'dagereotip' tekniğinin Osmanlı coğrafyasında kullanımı sonucunda elde edilmiş görüntüler de sergide önemli bir yer tutmaktadır. Fransız sanatçı Girault de Prangey'in İstanbul'da ve Batı Anadolu'daki seyahatlerine ait birbirinden etkileyici dagereotip çekimleri arasında arkeolojik mimari yapıların yanı sıra dönemin mimari yapıları da yer almaktadır. Sergimize Fotoğraf sanatının ilk örnekleri gün yüzüne çıktı 'Gümüşten Suretler' adını vermemizin nedeni de, dagereotip tekniğiyle alakalıdır. Çünkü bu teknikte, yüzeyi gümüş kaplı ve parlatılmış ince bir bakır plaka kullanılmaktadır. Sergide yer alan albümlerden de kısaca bahsedebiliriz. Fotoğrafın icad edilişinden ve yaygınlaşmaya başlamasından itibaren Osmanlı coğrafyası ve Doğu Akdeniz metropolleri dönemin önemli seyahat fotoğrafçıları tarafından bir cazibe merkezi olarak kabul edilmiştir. Bu fotoğrafçılar Atina'dan İskenderiye'ye, Kahire'den Luksor harabelerine, Kudüs'ten Şam'a kadar bu yörelerdeki mimari yapıları, arkeolojik eserleri, günlük yaşamı belgeleyen çekimler yapmışlar ve birbirinden etkileyici albümler oluşturmuşlardır. Aynı zamanda bu fotoğrafçıların önemli bir bölümü, seyahatleri sırasında İstanbul'a da uğramışlardır. Bu bölgelere ait birbirinden etkileyici çekimlerle oluşturulan albümler, Batı'da, binlerce kilometre uzaklıkta bulunan ve büyük ihtimalle de hayatlarında bu yerleri hiçbir zaman görme imkanına sahip olamayacak sıradan insanlar tarafından büyük bir heyecanla karşılanmıştı. Sergide Maxime Du Camp, Francis Frith, Roger Fenton, James Robertson, Felice Beato ve Ernest de Caranza'nın albümleri dikkat çekmektedir. Sergimizi Osmanlı coğrafyası ve Doğu Akdeniz metropollerinde çekimi gerçekleşen erken döneme ait fotoğraflar ile sınırlı tuttuk ve oldukça öğretici bir sergi olduğunu düşünüyoruz.

Ömer M. Koç Koleksiyonu'ndan eserler bunlar; peki nasıl bir araya getirilmiş?
Koleksiyon zaman içinde yurtiçi ve yurtdışındaki müzayedelerden, aynı zamanda özel koleksiyonerlerden satın alınarak bir araya getirilmiş. Fotoğraf tarihinin en önemli evresi sayılan 1843-1860 yılları arasından günümüze kalabilmiş son derece nadir örnekleri muhafaza eden kıymetli bir koleksiyon. Koleksiyonu 'Gümüşten Suretler' sergisi ile kültür ve sanat tarihimize merak duyanların ilgisine sunmaktan dolayı büyük bir memnuniyet duyuyoruz.

Galata Kulesi, James Robertson, yıl 1855

Burası Türkiye'nin ilk özel müzesi... Kurulma hikayesi nedir?
Evet, Sadberk Hanım Müzesi,1980 yılında Türkiye'nin ilk özel müzesi olarak ziyarete açılıyor. Açılma sebebi de Vehbi Koç'un eşi Sadberk Koç'un kişisel koleksiyonunu sergilemek üzeredir. Çünkü Sadberk Koç, aileden gelen güzel sanatlar ve eski eser merakıyla, gençlik yıllarından itibaren Osmanlı dönemi kadın kıyafetleri ve işlemeleri topluyor ve bunların bilinçli bir şekilde bakımını yaparak muhafaza ediyor. Zamanla kıyafet ve işlemelerin yanında tuğralı Osmanlı gümüşleri, Avrupa ve Türk porselenlerine de ilgi duyarak onları da koleksiyonuna dahil etmeye başlamış. Yurtdışında gezdiği müzelerden, özellikle de Atina'daki Benaki Müzesi'nden çok etkilenmiş ve bir an evvel kendi adını taşıyacak bir müze kurarak, bu koleksiyonunu sergilemek ve başkalarıyla paylaşmak istemiş. Ancak Türkiye'de kanunen o dönemde 'özel müzecilik' diye bir kavram mevcut olmadığı için ne yazık ki Sadberk Koç hayatta iken bu arzusu gerçekleşememiş. Sadberk Koç'un 23 Kasım 1973 tarihindeki vefatından sonra Koç Ailesi ve Vehbi Koç Vakfı, bu konuda yoğun çaba sarf etmiş ve nihayet 14 Ekim 1980 tarihinde, Büyükdere'de bulunan ve Koç Ailesi'nin bir süre yazlık olarak kullandığı Azaryan Yalısı'nda, Türkiye'nin ilk özel müzesi olarak Sadberk Hanım Müzesi ziyarete açılmış. Başlangıçta sergilenen ve muhafaza edilen yaklaşık 3 bin 500 yüz eserden oluşan müze koleksiyonu, zaman içinde hibe ve satın almalarla gün geçtikçe çeşitlenmiş, zenginleşmiş ve bugün 19 bini aşkın eseri bünyesinde muhafaza etmektedir. Elbette Sadberk Hanım Müzesi'nin bugünlere gelmesinde, Vehbi Bey ile Sadberk Hanım'ın ortanca kızları olan, eski eserlere ve sanata düşkünlüğü ile bilinen Sevgi Gönül'ün katkısı unutulamaz. Sevgi Hanım, Koç Ailesi adına annesinin müze hayalini gerçekleştirme görevini üstlenmiş ve müzenin kuruluş çalışmalarının ardından müze icra komitesi başkanlığını 2003 yılındaki vefatına kadar sürdürmüştür. Gerek vizyonu gerekse uluslararası bilim dünyası ve sanat camiası ile kurduğu iyi ilişkiler müzenin gelişimine ve tanınmasına önemli katkı sağlamıştır. 1983 yılında Hüseyin Kocabaş adında büyük bir koleksiyonerin içinde arkeolojik eserlerin de bulunduğu koleksiyonu varisleri tarafından satışa sunuluyor ve Sadberk Hanım Müzesi, Vehbi Koç Vakfı'nın desteği ve Kültür Bakanlığı'nın izniyle, bu koleksiyonu bünyesine alıyor. Yaklaşık 7 bin parçadan oluşan bu koleksiyon mevcut binaya sığmayacağı için koleksiyondaki arkeolojik eserlerin ayrı bir binada sergilenmesi gündeme geliyor ve Azaryan Yalı'sının yanındaki bina satın alınıyor. Restorasyon işleri tamamlandıktan sonra, 1988 yılında Sadberk Hanım Müzesi Arkeoloji Bölümü açılıyor. Sevgi Hanım'ın gayretlerinden dolayı bu binaya 'Sevgi Gönül Binası' adı veriliyor. Azaryan Yalısı ise, tamamen Türk ve İslam eserlerinin sergilendiği binadır.

Koleksiyona sürekli yeni eserler ekleniyor mu?
Evet ekleniyor. Sadberk Hanım Müzesi'nin koleksiyonu yaşayan bir koleksiyondur. Gerek yurtiçi gerekse yurtdışındaki müzayedelerden koleksiyonumuza uygun olan ve zenginleştirecek nitelikteki eserleri, bütçemiz ölçüsünde almaya gayret ediyoruz. Bunun yanında koleksiyonumuza çok sayıda hibe yoluyla eser girişi oluyor. Kişiler, aile yadigarı olan eşyalarını, gelecek kuşaklara en iyi şekilde korunarak ulaşacağından emin olarak müzemize güvenle getiriyorlar. Bu nedenle hibe edilen eserler bizim için ayrı bir önem taşıyor. Özellikle Osmanlı dönemi kıyafet ve işlemelerin, müzemizde bakımının yapıldığı, iyi korunduğu ve sergilendiğini bildikleri için bize getiriyorlar.


Peralı Kadın, Anonim, yıl 1856

Ömer M. Koç Koleksiyonu'ndan sık sık sergiler yapıyorsunuz. Şimdiye kadar yaptığınız ortak sergileriniz nelerdir?
Müze İcra Komitesi Başkanımız olan Ömer Koç, müzede yapacağımız sergilere, koleksiyonunda yer alan eserlerle her zaman katkı sağlıyor. Müzede yaptığımız bu sergiler: 'Hâtıra-i Uhuvvet, Portre Fotoğrafların Cazibesi 1846-1950', 'Çatma & Kemha', 'Kırım Savaşı'nın 150. Yılı', 'II. Meşrutiyet'in İlanının 100. Yılı', 'Sarayın Terzisi: M. Palma-D. Lena-P. Parma', 'Ateşin Oyunu', 'Hanedan ve Kamera-Osmanlı Sarayından Portreler'.

Başka koleksiyonlardan seçkiler sergiliyor musunuz?
Kendi koleksiyonumuz oldukça zengin. Mümkün olduğunca kendi koleksiyonumuzda yer alan eserleri dönüşümlü olarak sergilemeye çalışıyoruz. Özellikle tekstil türü eserlerin sergi süreleri altı ila sekiz ayı geçmeyecek şekilde planlanıyor. Çünkü tekstil türü malzeme çok çabuk yoruluyor ve dinlenmesi gerekiyor. Şimdi önümüzdeki dönem için yine kendi koleksiyonumuzda yer alan 'Kütahya çini ve seramikleriyle' ilgili bir sergi hazırlığı içindeyiz.

Siz kaç yıldır buradasınız?
29 yıldır Sadberk Hanım Müzesi'nde çalışıyorum. 1988'den 2005'e kadar Sadberk Hanım Müzesi,Türk İslam bölümünde sanat tarihi uzmanı olarak çalıştım. 2005'ten itibaren de müze müdürü olarak görev yapmaktayım.

29 yıldır buradasınız, eviniz olmuş artık... Size ne ifade ediyor Sadberk Hanım Müzesi?
Üniversiteden yeni mezun bir sanat tarihçisi olarak Sadberk Hanım Müzesi'nde çalışmaya başladığım için kendimi çok şanslı görüyorum. Çünkü biz sanat tarihçileri veya arkeologların, eğitimini aldığımız branşımızla ilgili mesleklerle çalışma şansımız çok azdır. Ama ben bu şansı, üniversitedeki hocalarımın yönlendirmesiyle, Sadberk Hanım Müzesi gibi çok önemli bir koleksiyonu bünyesinde muhafaza eden, güzide bir kurumda yakaladım. Böyle bir kurumun çalışanı olmak bana her zaman gurur vermiştir.

Konstamonitu Manastır, Çekek Yeri, Athos Dağı, Ernest De Caranza, yıl 1853

YORUM YAP

kalan karakter 2000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan ŞAMDAN veya samdan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

BİZE ULAŞIN