YAZIYI GÖNDER
Adınız, Soyadınız
E-posta Adresiniz
Alıcı E-posta
Mesajınız
www.samdan.com.tr

"Tiyatro benim hayat tarzım"

Cemiyet hayatının renkli isimlerinden Nalan Aksoy ile işadamı Cem Salur’un kızları Cemre Su Salur, Fransa’da bir tiyatro oyununda oynamaya hazırlanıyor. California Institute of the Arts’ı bitiren Salur, ‘Fore!’ adlı oyunla Fransa ve Belçika’da turneye çıkacak. Salur ile mezun olduğu Hisar Okulları’nda buluşarak kendisini yakından tanımaya çalıştık...

Röportaj: Gülçin İşler FIRAT

Fotoğraflar: Canan Yetişti SATKIN

Cemre Su Salur, ülkemizi önce Avrupa'da, sonra Amerika'da temsil edecek olan, yolun başında bir tiyatro oyuncusu ve performans sanatçısı. Salur, bugünlerde Fransa'da sahnelenecek olan 'Fore!' adlı tiyatro oyununda rol alacak olmanın heyecanını yaşıyor. Çünkü oyundaki 5 oyuncudan biri olan Salur, aynı zamananda tek Türk oyuncu. California Institute of the Arts tiyatro okulundan mezun olan Salur, okulunu bitirir bitirmez rolü kapmış. Ünlü Fransız yönetmen Arnaud Meunier'in seçimiyle profesyonel oyunculuk kariyerine ilk adımı atan Cemre Su Salur ile bitirdiği Hisar Okulları'nda fotoğraf çekimi gerçekleştirdik ve merak ettiklerimizi sorduk.

Öncelikle eğitim hayatınızdan bahsedelim.
Hisar Okulları'nı bitirdikten sonra California Institute of the Arts'da tiyatro bölümünden mezun oldum.

Tiyatro okumaya nasıl karar verdiniz?
Kendimi bildim bileli tiyatrocuyum ama kendimi sadece tiyatrocu değil performans sanatçısı olarak görüyorum. Her şey Michael Jackson kliplerini izlemekle başladı.

Nasıl?
4 yaşında filandım. Babamın büyük annesi Mualla Salur, Michael Jackson kliplerini kaydederdi ve çocukluğumda onları tekrar tekrar izlerdim. Çocukluğum çocuk filmleri izlemekle değil, Madonna, Cher, Michael Jackson, Britney Spears şarkılarını dinleyerek ve kliplerini izlemekle geçti. Tabii ki çocuk filmleri de izliyordum ama bunlar daha çok hoşuma gidiyordu.

Çok enteresanmış! Çocukluktan seçmişsiniz mesleğinizi bir nevi...
Evet onları izledikten sonra taklit yapmaya başladım. Michael Jackson gibi giyinmeye başladım, şarkı sözlerini ezberledim ki hala kalbimde, aklımdadır. Onunla birlikte belli şeyler hayatımda netleşti, dans etmeye başladım, orkestraya girdim. 12, 13 yaşıma geldiğimde ise tiyatro ile müzikallerle tanıştım. En sonunda da tiyatro okumaya karar verdim. İlkokuldan lise bitene dans ve tiyatro ile geçti eğitim hayatım lisede performans ödülü aldım.

Anlaşılan o ki aileniz sizi çocukken yönlendirmiş bu alana doğru. Nasıl karşıladılar seçimlerinizi?
Evet, kesinlikle. Fazlasıyla destek oldular. İnanılmaz derecede utangaç bir çocuktum. Annem "Hadi Cemre yapabilirsin, şunu da göster" diye çok destek olurdu. Annemin sayesinde çok rahatladım. Hala utangaç bir insanım ama sahne bana çok fazlasıyla rahatlık vermeye başladı. Şu an sahne dışında başka hiçbir yerde kendimi rahat hissetmiyorum çünkü sahnede benim için her şey belirli. Belirsizlik yok.

Sahne sizin bir nevi kendinizi en iyi ifade ettiğiniz yer, öyle mi?
Evet, sahne benim için çok enteresan bir iletişim aracı. Oyuncu olarak bizler seyircilere bir ayna oluyoruz ve seyircilerin belki de hiç gitmek istemediği duygulara, hislere onları götürüyoruz. Ne kadar dürüst olursanız da seyirciyle aranızda güzel bir enerji yaratıyorsunuz. Bu benim çok hoşuma gidiyor ve o büyüyü bir kez hissettikten sonra bir daha bırakamıyorsunuz. Utangaç bir insan olduğum için oradaki iletişim beni fazlasıyla rahatlatıyor.

Gelelim yeni mezun olduğunuz üniversiteniz California Institute of the Arts'a. 18 yaşında Amerika'da hiç bilmediğiniz bir eğitim sisteminin içinde kendinizi buldunuz. Nasıl geçti oradaki eğitim yıllarınız?
İnanılmaz bir deneyimdi. Şöyle ki o yaşıma kadar aslında hiçbir şey bilmediğimi gördüm. Yüzeysel olarak performans sanatlarına yaklaşıyormuşum. Ama tabii ki ilk gittiğim sene çok zor geçti, sadece 2 tane Türk vardı kampüste ve onları görmüyordum bile. Tiyatro okumak çok hassas bir şey ve tek engeliniz kendiniz oluyor. Her şey kendinizle, egonuzla alakalı ve beni hayatımda hiçbir şey bu kadar kendime yaklaştıramazdı. Korkularımı, kırılganlıklarımı, güçlerimi her şeyimi orada öğrendim.

Eğitim sistemi nasıldı?
Fazlasıyla deneysel, avangart bir eğitim. Ve tabii ki fiziksel de. İlk sene sadece nefese odaklandım. Konuşmadan çok nefes eğitimi ile geçti ilk sene ve nefesin vücut için ne kadar önemli olduğunu gördüm. Ne kadar nefesinizle bağlantılı olursanız o kadar anda oluyorsunuz. İlk sene böyleydi sonra Shakespeare, Çehov eğitimleri gibi klasik tiyatro eğitimleri aldım.

Şu sıra çok farklı bir heyecan içindesiniz; okul bitti ve Avrupa'da tiyatro oynayacaksınız. Nedir bu oyun sizden dinleyelim.
İki okulun Comedie de Saint-Etinne ile California Institute of the Arts'ın ortaklaşa projesiydi. Okulumuza ünlü Fransız yönetmen Arnaud Meunier geldi ve okulda sadece 5 aktör seçti. Ben de onlardan biri oldum. Projenin adı Fore!, "What makes a society?" sorusundan yola çıkarak oluşturuldu. Bir buçuk yıl süren bir çalışmanın ürünü. Senaristimiz Aleshea Harris, benim gibi CalArts mezunu, her provada bizimleydi ve oyunu araştırmalar, yapılan çalışmalar sonucunda yazdı.

Nedir oyunun konusu?
Oyun, iki modern ailenin post-apolcalyptic (kıyamet sonrası) bir dönemde hayatlarına verdikleri yön, savaşla ilişkileri, yaşadıkları haksızlıklar, güç ile çelişkileri, aidiyetlikle ve kimlikle yaşadıkları karışıklıklar üzerine kurulu. Ülke ve zaman belirsiz. Bu hikayenin politik ve şiirsel anlatımı. Tamamen deneysel ve avantgarde bir oyun ama aynı zamanda bir o kadar da geleneksel.

Sizin karakteriniz ne ve bu role seçilmeden önce nasıl hazırlandınız?
Benim karakterim Anna, çok hırçın, hırslı ve sağı solu belli olmayan bir kız. Tüm oyunda elimde bir av tüfeğiyle gezip sağa sola ateş ediyorum. Babam o zamanki dünya lideri, ama felaket korkak ve hassas bir adam. Bu oyunun seçimlerinde ilk aşamada, Orhan Pamuk'un 'Benim Adım Kırmızı' adlı kitabından bir bölümünü ezberleyerek katıldım. İkinci aşamasına katılmaya hak kazandığımda bizden ünlü politik konuşmalardan birini okumamız istendi ve ben de Atatürk'ün Gençliğe hitabesinin İngilizce çevirisini okudum. Ayrıca çalışmalar boyunca Arnaud'un hayranı olduğu Nazım Hikmet şiirlerini birçok kez provalarda kullandım.

Rollerinize nasıl hazırlanıyorsunuz?
Müzik dinleyerek hazırlanıyorum, teknik alıştırmalarımı yaptıktan sonra. Tabii müzik dinlerken özgürce dans edip, zıplıyorum. Ve muhakkak sahnenin ortasında yoga yaparım kimse yokken.

Avrupa'da tiyatro oynayacak olmak size ne hissettiriyor?
İnanılmaz derecede heyecanlandırıyor, gurur duyuyorum bana destek olan herkes ile... Şubat ayından nisan sonuna kadar Avrupa'da turnemiz olacak; Paris, Nice, St. Etienne ve Brüksel'de.

Oyunculuk sizin için ne ifade ediyor?
Oyunculuk bir açıdan aktivistliktir bana göre çünkü sizi izlemeye gelenlere gerçek hayatta görmediklerini anlatırsınız. Ve ben de insanların gerçek hayatta deneyimlemedikleri gerçekleri yansıtan bir elçiyim. İnsan olmanın getirdiği duyguların dışavurumunu temsil ettiğimi düşünüyorum. Şu an oyuncu olma kararımın altında yatan bu. Ama daha geçmişe dönersem belli şeylerle yüzleşmemek için bir kaçış, çıkış yoluydu.

Neydi yüzleşmek istemedikleriniz?
Utangaçlık, kendimi anlatamama hali... Kendimi fiziksel olarak sahnede başka bir karakterin gözünden çok iyi anlatabiliyorum. Hala utangaç bir insanım, çok rahat biri değilim. Yavaş yavaş açılıyorum hemen çok sıcak olamıyorum.

Anneniz Nalan Hanım'a hiç çekmemişsiniz anlaşılan...
Hiç hem de... Annem kıpır kıpır, cıvıl cıvıl bir insan... Ama bir o kadar da aynıyız. Benim yaşlarımda annem de benim gibiymiş. Annem herkesle iletişim kurabilir ben ise hiç öyle değilimdir. Önce dinlerim, sonra konuşurum. Annem oyunculuk yolunda çok fazla destek oldu, iteledi, o olmasaydı bu yola giremezdim. Ama sadece annem değil tüm ailem bana fazlasıyla destek oldu. Onlar olmasaydı bu iş olmazdı. Çünkü çoğu ailede şunu görüyorum ki tiyatro onlar için bir hobi. Ama benim için bir hayat tarzı, bir akış... Bana adrenalin veriyor. İnanılmaz bir tutku benim için tiyatro, sahne ve performans sanatları.

Okul bitti, orada mı kalacaksınız, nedir planlar?
New York'a yerleşiyorum. Türkiye'ye dönmeyi çok istiyorum ama iş vizem çıktı ve biraz denemek istiyorum New York'ta oyunculuğu. Zaten şubat ayında bu oyun sebebiyle Avrupa'ya dönmem gerekecek.

Yeni bir hayat başlıyor o halde Amerika'da sizin için...
Zor olacak mı, ne hissediyorsunuz? Heyecanlıyım ama zorlukları da olacak tabii ki. Çünkü Amerikalılar yabancı oyuncuyu çok benimseyemiyor ve anlayamıyorlar. Onların tek tip bakış açıları olduğu için bizden gelen kültürel farklılıkları benimseyemiyorlar.

Bunun dışında Harem oyununu sahnelediniz. Bu sefer yönettiniz, nasıl tepkiler aldı oyun?
Harem benim için bir paradoks. Osmanlı haremi enteresan bir yerdi; hem kadınları geliştiren, öğreten bir okuldu hem de aynı zamanda çıkışı olmayan bir yoldu. Bu kadınlar nasıl hareme geliyor, nasıl seçiliyorlar, nelerden geçiyorlar bunu araştırdım, kitaplar okudum. Tam kesin olarak bilmiyoruz ama araştırmalardan esinlenerek hazırladığım bir oyundu. Fiziksel bir oyundu ve hiç konuşma yoktu. Oyun çok beğenildi. Beğenilmeden de öte şöyle ki Batılılar harem hikayesini hiç bilmiyorlar. Çünkü harem çok romantik anlatılıyor. O yüzden bir algı yaratmış oldum.

Toplumsal rollerde de göreceğiz sizi o halde...
Evet, istiyorum dediğim gibi oyunculuk aynı zamanda bir aktivistlik. Yönetmenlik, prodüksiyon, sanat yönetmenliği yapıyorum. Yazıyorum, kurgulayabiliyorum ve oynuyorum. O yüzden kendimi sadece tiyatrocu olarak adlandırmıyorum; performans sanatçısı olarak adlandırıyorum.

Ne mutlu size! Hayallerinizi gerçekleştirmek çok mutlu ediyor olmalı...
Kelimeler yetmez bunu anlatmaya. Özellikle de yaşıtlarımı gördüğüm zaman geldiğim noktayı çok harika buluyorum. Benim en büyük hayallerimden biri de eğitim vermek, okul açmak. Çünkü ülkemizde bu konuyla ilgili yeterli eğitim yok. Çocukların küçüklüğünden tiyatro okumasalar bile performans sanatını öğrenmeleri gerekiyor. Çünkü bu ruhu özgürleştiren bir şey...

Tiyatro okuyunca para kazanabilecek miyim kaygısı oluyordur insanda ister istemez. Para kazanmaya başladınız mı?
Fransa ile kontrat imzaladım ve ilk defa kendi paramı kazanacağım böylece. İçimi kıpır kıpır ediyor. Hiçbir zaman materyalist bir insan olmadım ama aynı zamanda parayı da sevmek lazım çünkü bir şeyleri ancak öyle başarabiliyorsunuz. Kapıyı o açıyor.

İlerideki hedefleriniz arasında neler var?
Kafamda büyük bir proje var; kadının yeri ile alakalı bir şey. Dünyanın her yerinde belli kadın performans sanatçılarıyla buluşarak kamerayla onların hiçbir koreografi olmadan fiziksel olarak birbirleriyle olan iletişimini çekmek istiyorum. Bunu neden yapmak istiyorum çünkü kadınlık artık birbirinden uzaklaşmaya başladı ve kadınlar arasında bir hırs, rekabet var. Kim daha güzel, kim daha başarılı gibi? Bunu bir şekilde bozmalıyız. Birbirimize çok ihtiyacımız var ve kadınların birbirine daha çok destek olması lazım.

Oyunculuk alanında neler hedefliyorsunuz?
Avrupa'da tiyatro yapmaya devam etmek istiyorum. Sinematografi, artistik çok hoşuma gidiyor, Fransa'da sinema okumak istiyorum. New York'ta iki tane projem olacak, iki arkadaşımla çekeceğim. Tabii ki ünlü yönetmen Nuri Bilge Ceylan ile çalışmayı çok isterim ileride.

Peki, Türkiye'den teklifler alıyor musunuz?
Evet, farklı teklifler geldi ama şu an yapamam. Bu sene sözleşmem var Fransızlarla ama seneye Türkiye'ye gelip dizi yapmak istiyorum. Türkiye'deki tiyatro oyuncuları zaten inanılmaz başarılı, Dot, Cast... Müthiş yetenekler var. Ben de yurtdışı deneyimlerimden sonra İstanbul'a dönüp burada kariyerime devam etmek istiyorum.

Ailenizi özlüyor musunuz?
Hem de çok özlüyorum. Elimde olsa burada yanlarında kalırım ama bir şeylerden kopmak lazım. Dört sene boyunca çok özledim ama rahatımıza da çok düşkün olmamamız lazım...

Dans da ediyorsunuz hatta yönettiğiniz oyun Harem'de dansöz rolünde siz oynamışsınız. Dans sizin için ne ifade ediyor?
Dans benim için her şey. Sözlerle dile getiremediğimiz şeyleri dans ile dile getiriyoruz. Ellerimi de çok kullanırım ve kelime olarak söyleyemediğim şeyi dans ile ifade ediyorum.

Kiminle aynı sahneyi paylaşmak isterdiniz?
Tabii ki Michael Jackson ölmeseydi onunla kol kola aynı sahnede çıkmak isterdim. Onun dışında Cate Blanchett ile oynamak isterim. Türkiye'de ise Haluk Bilginer, Demet Akbağ, ilk aklım gelenler...

İlham aldığınız birisi var mı?
Christina and the Queens çok hoşuma gidiyor ve kendimle inanılmaz bağdaştırıyorum. Aslında şarkıcı ama benim ilham perim diyebilirim çünkü o da tiyatro okumuş. Ama ilham perim ise tabii ki Michael Jackson.

Kendinizi nasıl buluyorsunuz; güzel, seksi?
Kendimi enteresan ve estetik buluyorum. Güzellik göreceli bir kavram. Cildimde hiçbir yerime dokundurmayı bugüne kadar düşünmedim. Çok söylendi, çok dalga geçildi burnumun kemikli yapısıyla. Ama burnum bana hep enteresan geldi. Çünkü burnumu yaptırırsam herkese çok benzeyeceğimi düşünüyorum. Minimalizmi seviyorum.

Nalan Aksoy

"KIZIMLA GURUR DUYUYORUM"
"Çok gurur duyuyorum kızımla, gerçekten de kelimelerle tarif edemediğim büyük bir gurur. Çok fazla emek harcadı, okul seçmelerine tek başına gitti. Ben de çok fazla destek oldum, inandım. Cemre ilkokula başladığında sanat öğretmenine dedim ki 'Mehmet Bey, eti senin kemiği benim. Kızımın içindeki cevheri dışarı çıkartalım. Ben görüyorum'. Çocukluğundan beri merakı vardı,; 5-6 yaşlarındaydı, eline uzun süpürge sopasını alır ve Disney'den aldığı silindir şapkasını takardı. Okuldan gelir gelmez odasına geçer; kendi kendine dans eder, müzikal hazırlardı."

YORUM YAP

kalan karakter 2000

ÖNEMLİ NOT: Bu sayfalarda yayınlanan okur yorumları okuyucuların kendilerine ait görüşlerdir. Yazılan yorumlardan ŞAMDAN veya samdan.com.tr hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

BİZE ULAŞIN