“Amacımız insanların yüzünü güldürmek”

DeLa Events ile organizasyon sektörüne giriş yapan Lal Denizli ve Deniz Köletavitoğlu Ügümü ile yeni heyecanlarını konuşmak için bir araya geldik. Bu işte sınırların olmadığına inanan ortaklar, hayallerin ötesinde yaratacakları yeni dünyaların peşindeler...

Röportaj: Bade ÇAKAR

Fotoğraflar: Canan Yetişti SATKIN

İnsanların en önemli günlerinde tercih edebilecekleri, güvenecekleri bir marka olmak zor... Bunu kurduğunuz yeni bir marka ile yapmak ise çok daha zor! Ancak Mustafa Denizli ile Çiğdem Kayalı'nın kızları Lal Denizli ve arkadaşı Deniz Köletavitoğlu Ügümü, bunu başaran iki isim. DeLa Events ile organizasyon sektörüne adım atan Denizli ve Ügümü, şu an kendi işlerini kurmanın mutluluğunu yaşıyorlar. Kısa sürede beğenileri toplamalarının ardında ise kendilerine olan güvenleri ve sektöre yepyeni bir renk katacaklarına dair inançları yatıyor. "Uçuk hayaller kurmaktan ve onları hayata geçirmekten korkmuyoruz" diyen bu iki genç kadının kendilerine olan inançları, karşısındakileri de kolaylıkla etkisi altına alıyor. Kısa sürede yarattıkları markalarına olan talepler de bu duruşun hiç boş olmadığını kanıtlar nitelikte. Girdikleri işin ciddiyetinin farkındalar ve karşılarındakini etkileyen mükemmel bir enerjiye sahipler. "Bizimki zıt kutupların ortaklığı" sözüyle açıkladıkları farklı karakterlerin bir araya gelmesi ise kesinlikle yaptıkları işe bambaşka bir renk katıyor. Uğraşlarının, emeklerinin karşılığını kısa sürede almaktan mutlu olan ancak bununla yetinmeyip, gelecek için daha büyük hayaller kurmaktan da vazgeçmeyen Denizli ve Ügümü ile DeLa Events'i konuşmak için bir araya geldik ve iş hayatına girmelerini, işlerini ve gelecek planlarını konuştuk.

Öncelikle şirketiniz DeLa Events hayırlı olsun. Nasıl bir duygu kendi işinizi kurmak?
Lal Denizli: Kendi işimi kurmuş olmak beni inanılmaz özgür hissettiriyor. Bu elbette daha öncesinde özgür hissetmediğim anlamına gelmesin ama kendi emeklerimizle, çabalarımızla kurduğumuz ve büyütmeyi hedeflediğimiz bir iş. Renkleri, alanları, sınırsızlığı olan bir sektör. Bu nedenle de hem işin kendisi özgür hissettiriyor hem de emeklerimizle sıfırdan bir dünya yaratma fikri...

Deniz Köletavitoğlu Ügümü: Kendi işimizi kurmak hem çok heyecanlı hem de tedirgin edici... Başta kendimize "Acaba yapabilecek miyiz?" diye sorarken, daha sonrasında "Yaptık, yorumlara bak!" dediğimiz bir dönemden geçmemize sebep oldu.

İkiniz de farklı alanlar okumuşsunuz aslında; Lal Hanım siz siyaset bilimleri mezunusunuz, Deniz Hanım siz de endüstri yüksek mühendisisiniz, ayrıca kendi çanta tasarım markanız da var; Jaunette. Nasıl oldu da organizasyon sektörüne girmeye karar verdiniz?
Ügümü:
İkimiz de farklı alanlar okuduk aslında ilk bakıldığında "Ne alaka?" dediğinizin farkındayım (gülüyor). Ama farklı açılardan bakış açısı, lojistik, süreç takibi, optimizasyon gibi konularda eğitim ve birikimimin faydasını şu anki işimde kullanacağıma inanıyorum. Jaunette hala devam ediyor. O benim bebeğim gibi. Kurumsal hayata geri dönmemeye karar verdiğim bir anda her şeyi ile kendi emeğimle ortaya çıkardığım markam. Aslında DeLa Events olarak ilk organizasyonlarımıza başladığımızda da fark ettik ki, Jaunette sayesinde birçok yere, çok daha kolay ulaştık. Artık iki bebeğim var yani, beraber büyüyecekler.

Denizli: Evet, siyaset bilimi mezunuyum, çok severek, çok küçük yaşta karar vererek okudum. Yüksek lisansımı da uluslararası iişkiler üzerine tamamlamak üzereyim, hatta geç bile kaldığımı düşünüyorum. Ardından da doktorama başlamayı istiyorum. Akademik kariyer yapmayı son derece önemli ve değerli buluyorum. Sevdiğim bir şeyi okumak, araştırmak veya üzerine sayfalarca yazmak bana sadece keyif veriyor. Organizasyon sektörü, benim kendi birikimimi yaptığım alandan çok uzak ama beni mutlu hissettiriyor. Yıllardır kendi çapımda aileme, sevdiklerime, onların özel günlerinde onlar için bir şeyler yaptım. İnsanların hayallerini gerçekleştirmelerine aracı olmak gibi görüyorum bu işi veya onlara yeni bir dünya sunmak. Bu işteki sınırsızlık fikri beni en çok etkileyen şey, o sunduğumuz dünyada karşımızdaki kişinin yüzünü güldürdüğümüzde de bizden mutlusu olmuyor.

Lal Hanım daha önceden eminim tecrübeleriniz olmuştur ama sizi aslında biz ilk defa iş hayatında görüyoruz. Kendi işini kurma fikri var mıydı aklınızda?
Denizli:
Daha önceden de çalıştım elbet; hem stajyer olarak hem de CNNTürk'te haber muhabirliği yaptım, özel bir tiyatroda koordinatörlük yaptım... Fransızca özel dersler verdim hala da vermeye devam ediyorum. Ve şimdi A'dan Z'ye kendi kurduğumuz bir düzen, bir disiplin bambaşka mutluluklara neden oluyor benim hayatımda. Yıllarca kadın hakları üzerine çalışma yaptım. Kadınların yalnızca bireysel bağımsızlıkları kadar ekonomik bağımsızlıklarının önemi üzerine eğitim aldım ve verdim. Bu da aslında benim hayatım boyunca edinmeyi hedeflediğim yol haritamda son derece belirleyici oldu. Sahip olduğumuz zihni, fikri ve fiziksel enerjiyi ne şekilde kullandığımız, kimliğimizi çizmeyi hedeflediğimiz rotada fazlasıyla yer kaplıyor. Ben de hayatımda yapmayı istediklerim listesinde yer alan kendi işimi kurmayı, bu doğrultuda hayata geçirdim. Emek benim için gerçekten çok önemli bir olgu, hiçbir işi yapmaktan gocunmayacağım gibi birebir kendi emeğimi ve enerjimi sarf etmeyeceğim hiçbir işte de mutlu olamayacağımı biliyorum. İnsanın kendi işi dahi olsa o alanda işçi olmaktan hiç vazgeçmeden emek vermeyi devam ettirmesi gerekiyor. Başarının başka türlü geleceğine inanmıyorum.

Peki, ne zamandan beri tanışıyorsunuz? Yakın arkadaşınızla ortak olmanın avantajları ve dezavantajları var mı?
Denizli: Deniz ile aslında çok geçmişe dayanan bir arkadaşlığımız yok. Kısa sürede birbiriyle iyi anlaşan, hayata bakışları belli noktalarda örtüşen iki yakın arkadaş olduk. Birbirimizi tanımakta çok zorlanmadık çünkü ikimiz de düz, hayata karşı net tarzları olan iki farklı insanlarız. Zevklerimiz aynı olduğu gibi çok ayrı tonlara da sahip olabiliyoruz. Bu da aslında bize keyifli bir ahenk katıyor, fikir alışverişlerimizi zenginleştiriyor. En büyük avantajımız birbirimizin kırmızı çizgilerini biliyor ve bu doğrultuda birbirimize karşı nasıl davranmamız gerektiğini çözüyor olmamız. Bir arkadaşlık veya ortaklıkta avantaj ve dezavantajların kişilerin kendileri tarafından yaratıldığına inanıyorum. Eğer herkes fikirleri ve sözleri konusunda doğru diyaloğu kurmaya özen gösterir ve başarırsa, çözülemeyecek hiçbir sorun olduğuna inanmıyorum. Biz Deniz ile arkadaşlığımız haricinde güzel ve enerjisi yüksek bir ortaklık kurduk.

Ügümü: Yakın arkadaşla ortak olmanın tabii ki avantaj ve dezavantajları vardır ama bunun negatif enerjiye döndüğü bir durum bizde yaşanmadı. Tam tersine karakterlerimiz sayesinde yani ikimizin de iş bitirici, bir sözü iki kere söylemeye gerek kalmadan o görevi tamamlayan, sorumlu ve işimize karşı özenli insanlar olmamız bunu tamamen avantaja döndürüyor. Ama en önemlisi birbirimizin sınırlarını biliyoruz. Bir bakışımızla, hiç konuşmadan birbirimizin ne demek istediğini anlayıp, başka bir konuya geçebiliyoruz. Zamanı da iyi değerlendirmiş oluyoruz böylece.

Peki, bir araya gelerek DeLa Events'i kurma kararı nasıl oldu?
Denizli:
Bu proje Deniz'in kendi düğününü kendisinin yapmaya karar vermesi ile ortaya çıktı. Hayallerini en güzel biçimde kendisinin hayata geçirebileceğine inandığı için hiçbir organizasyon şirketi ile anlaşmadan en özel gününü kendi yapmak istedi. Bu sürede ben de ona yardım etmek için kolları sıvadım. Sonradan gelen güzel yorumlar üzerine dedik ki başkalarınında hayallerini aynı bu şekilde hayata geçirebiliriz. Daha önceden söylediğim gibi rengi, zevki o kadar yoğun bir iş ki, bunu yaparken eğlenmemenin hiçbir ihtimali yok. Yoruculuğu ve harcanması gereken vaktin fazlalılığının bilincinde olarak biz iş düzenimizi en keyif verecek şekilde kurmaya karar verdik.

Hem kendi düğününüz hem de organizasyon stresi... Sanki biraz riskli bir karar olmuş, sizin için nasıl bir tecrübe oldu?
Ügümü:
Hem de nasıl! Kendi düğünüm için kaç organizasyon firmasıyla görüştüm ben bile hatırlamıyorum. Hangisinden çıksam eşime; "Yok yok bu da değil" dediğimden artık kendisi benle görüşmelere gelmemeye başlamıştı (gülüyor). Düğünden bir gün önce tüm yerleşimleri yapmak için Casa Lavanda'ya gittik, ekip olarak hazırız sanıyorduk. Ama düğün sabahımı hatırlıyorum da; Lal elinde başaklarla masalara yerleşim yapıyor, ben ise yukarıda beni bekleyen kuaförüme 5 dakikaya geleceğimi söyleyip hala aile masalarına eksik yosunları yerleştiriyordum. Ama en keyifli an, düğünü bizim yaptığımızı bilmeyen misafirlerimin, düğünü kimin yaptığını sormalarıydı. En çok ben olmak üzere, hepimiz öyle çok eğlendik ki tüm yorgunluklara değdi.

Karakter olarak benziyor musunuz?
Ügümü:
İş dışındaki hayatımızda karakter olarak neredeyse hiç benzemiyoruz diyebilirim. Bizimki zıt kutupların ortaklığı. Yani Lal bir şeyden hoşlanır, "Güzel bu" der; ben ise bambaşka bir şeyden hoşlanabilirim. Sonra oturup fikir alışverişi yaparız, ortaya bambaşka, ikimizi de yansıtan bir sunum çıkar. Özellikle organizasyon işinde bu çok renklilik önemli... Bu nedenle yaratmaktan, yeniyi aramaktan hiç vazgeçmiyoruz. Güzel bir birleşim olduğunda, hitap edebileceğimiz kitle de genişliyor. Bu nedenle bizim zıtlığımızın bizi beslemesini sağlamaya özen gösteriyoruz.

Lansman öncesi internet paylaşımlarından kuzeniniz Ceylan Çapa, arkadaşlarınız Raisa ve Vanessa Sason gibi birçok kişinin size destek olduğunu gördüm. Bu desteği hissetmek çok keyiflidir eminim...
Denizli:
Beni tanıyan bilir ki ailem benim hayatım. Hayatta yaptığım her şeyde onların hem manevi hem de fiziki destekleri daima yanımda oldu çok şükür. Ceylan, benim sadece kuzenim değil, aynı zamanda kardeşim, biz öyle büyüdük. Onun veya benim yapacağımız her şeyde mutlaka parmağımız olur, hiçbir şey yapamıyorsak da yan yana dururuz bize yeter. Raisa ve Vanessa benim çocukluk arkadaşlarım, moda konusunda kesinlikle bir bilen olmamamla birlikte, Türkiye'den yetişmiş benim gözümde en başarılı tasarımcıların başında onlar var, lansmanımızda da tabii ki onların güzel tasarımlarıylaydık. Hepsi lansman gecemiz için bize yardım ettiler, sabahladılar. DeLa Events'in ismine de, hedeflerine de bir günde karar verildi, bir buçuk ay içinde de lansmanını yaptık. Tabii ki görünen kahramanlar dışında, daha fazla görünmeyen kahramanlarımız var; Tuncay Şaşi, Gaydar Mırcık gibi.

DeLa Events olarak nasıl bir hizmet veriyorsunuz?
Denizli:
DeLa Events olarak hedefimiz sınırsızlık ve yaratıcılık. Bizimle işbirliği yapmak isteyen müşterilerimizin özel günlerini hayallerinin ötesinde yaratmayı istiyoruz. Kurumsal organizasyonlar, düğün, kına, doğum günleri, açılış, lansman... Kendimize koyduğumuz katı bir sınırımız yok bu noktada. Sadece organizasyonun yapıldığı alan kadar değil, işin her kademesinde bizi tercih eden kişilerle de uyumlu ve koordineli olma hedefindeyiz. Doğru ve güzel ilişkiler kurup, unutulmaz hatıralar biriktirmeyi istiyoruz. Yaratmayı, üretmeyi, paylaşmayı çok seviyoruz, bu nedenle şimdiye kadar birlikte çalıştığımız insanlardan hiçbir şikayet almadık.

Ügümü: Biz işimizin yaratıcı ve organizasyon bölümüne endeksli olarak ilerliyoruz. Kendimizin içine sinmeyeceği hiçbir şeyi bir başkasına yapmayız. Kurumsal müşterilerimizin talepleri doğrultusunda kendilerine basın ve medya desteği sağlayabilecek ekibimiz de mevcut. Biz reklam ve dolayısı ile PR hizmeti veren firmalarla çözüm ortağıyız. Gelen talepler doğrultusunda müşterilerimizi memnun edecek her türlü altyapıya da sahibiz.

DeLa Events yeni bir marka olmasına rağmen şimdiden birçok iş teklifi almışsınız. Nasıl hissettiriyor, bu kadar kısa sürede tercih ediliyor olmak?
Ügümü:
Gururlu ve mutluyuz diyebilirim. Bildiğiniz gibi 12 Aralık'ta addresistanbul'da lansman yaptık. DeLa'yi kurmaya karar verdiğimiz ilk günden lansman gününe kadar hiç durmadan daha farklı neler yapabilir diye ürettik ve davetlilerimizin görüşlerine sunduk. Bu kadar kısa bir sürede insanların bizi tercih etmelerinin sebebi ise o gece onlar için yarattığımız özel dünyamızdır. Beş farklı konsept kurulumu yaptık. Kumsal düğünü, şık düğün, bohem kına, çocuk doğum günü ve yılbaşı masası. Geri dönüşlere baktığımızda büyük ölçüde hayata geçirmeyi istediğimiz dünyamızı yansıtabildiğimizi görüyoruz. Bu da bize büyük bir mutluluk veriyor.

Denizli: Çok gururlu hissettiriyor. Biz bir yola çıktık, bu yola çıktığımızda bizi nelerin beklediğini tahmin ediyorduk ama aslında bilmezliğin ve yeninin de verdiği tatlı bir heyecan vardı. Lansmanımız için çok emek harcadık, gece-gündüz demeden çalıştık, yaratmaya çalıştık, ellerimizde kolilerle oradan oraya koşturduk. Sonunda gece geldi çattı, bir buçuk aylık bir emeğin sevdiğimiz insanlarla buluşması ellerimizi ayaklarımızı birbirine dolaştırdı. Ve sonunda, hatta birkaç gün boyunca öylesine güzel yorumlar aldık ki birkaç kere ağlamamı bile tutamadım mutluluktan. İnsanın emek harcadığı şeyin ardından takdir edilmesi kadar gururlu ve huzurlu hissettiren başka bir duygu olamaz. O gece ile beraber bize, zevkimize inanan insanlar bizimle çalışmayı istedi, bundan daha büyük mutluluk olabilir mi?

DeLa Events'i kurarken aklınızda nasıl bir organizasyon firması fikri vardı? Diğer firmalardan farkı nedir?
Denizli:
Türkiye, organizasyon konusunda gerçekten son derece iyi işler yapan şirketlere sahip. O yüzden müşteri yelpazesi de o doğrultuda fazlasıyla geniş. Bizim kuruluş fikrimizin altında sınırsızlık ve yenilikçilik var. Yapımız gereği belki de, Deniz de, ben de tekdüze olan şeyleri sevmiyoruz. Araştırıyoruz, yaratıyoruz, nasıl yaratabileceğimiz üzerine uzun tartışmalar yapıyoruz. Kendimizi asla sınırlandırmıyoruz, uçuk hayaller kurmaktan ve onları hayata geçirmekten korkmuyoruz. Biz sektöre farklı bir renk katmayı, insanların da yaptığımız işlerde yeni bir doku bulmalarını sağlamayı hedefliyoruz. Aldığımız geri dönüşler, ulaşmayı istediğimiz noktayla uyumlu ilerliyor. Bunun böyle devam edeceğine inanıyoruz.

Ügümü: DeLa Events'i kurarken aklımızda daha önce hiç yapılmamış olan şeyleri yapalım ve bu noktada sınırsız olalım düşüncesi vardı. Organizasyon işi de biraz öyle değil midir? Herkesin yaptığının dışında öyle bir şey göstermeliyiz ki "Tamam, işte buydu istediğim" diyebilsin müşterilerimiz. Biz yeniliklere çok açık bir firmayız. Sektörel olarak dünyadaki tüm gelişmeleri takip edebilmek adına önümüzdeki hafta Paris'e, Maison Objet'ye gidiyoruz. Daha sonra olacak olan fuarlara da katılım sağlayacağız. Yeniyi takip etmek bizim işimizin mayası. Orada da gerekli görüşmeleri yapıp, önümüzdeki organizasyonlara daha çok fikirle dönebileceğimize inanıyoruz.

Babanız Mustafa Denizli başarılı bir spor adamı, anneniz Çiğdem Kayalı da uzun yıllar dekorasyon dünyasında yer almış bir isim. Onlarla bu iş projenizi paylaştığınızda neler dediler? İş hayatı ile ilgili verdikleri bir öğüt var mı?
Denizli:
Demin de söylediğim gibi ailem benim dünyam. Babamdan anneme, ablamdan ağabeyime, anneannem, teyzem, eniştelerim, kuzenlerim ve tabii ki yeğenim Mustafa Cem'im, 5 yaşında ama, ona bile anlattım. Her birinin şahsım adına fikrini aldım. Onların desteği, fikri, tavsiyesi olmadan hiçbir şeyin parçası olmam. Bu demek değil ki her zaman aynı görüşlere sahibiz. Tabii ki ayrıştığımız, fikir alışverişi yaptığımız çok konu olabiliyor. Benim hayattaki en büyük şansım, ailemle her şeyi konuşabiliyor olmam, bu konuda son derece eşitçi bir yaklaşımımız olduğunu söylemeliyim. Onların bunca yıldır edindikleri tecrübelerden yararlanmak benim için yalnızca gurur verici olabilir. Annemin zevkine ve fikirlerine çok güvenirim, kolay kolay bir şeyi beğenmez ve daha iyi olmamız için daha sert yorumlar yapar. Bana koşulsuz şartsız bir güveni vardır, bu nedenle de genelde yaptığım her şeyin ve aldığım her kararın arkasında durur. Babam ise lansman gecemiz için en az bizim kadar heyecanlıydı, nasıl bir iş çıkaracağımız konusunda merak içerisindeydi. Çünkü sanırım biraz da mesleği gereği, son derece objektif yorum ve gözlemleri olan biridir, eksik gördüğü şeyler konusunda uyarılarını mutlaka yapar. Bizim birbirimizi anlamak için uzun cümlelere ihtiyacımız yoktur, o gece onun gözlerine baktığımda gözlerinin içinin güldüğünü gördüm, dedim ki "Oldu bu iş!"... Onların yanımdaki varlıkları olmadan kesinlikle eksik bir insan olurdum.

Ailenizden dolayı aslında merak edilen bir isimsiniz ancak çok göz önünde olmayı tercih etmiyorsunuz sanırım... Bunun bir nedeni var mı yoksa içten gelen bir şey mi?
Denizli:
Göz önünde olmaktan hoşlanmıyorum. Bu tavrım yıllarca antipatik karşılandı ama bu benim yapım. Sosyal medya hesaplarımın kapalı olması bile insanlara garip geliyor. Ben çocukluğumdan beri attığım her adımı bir değil, 10 kere düşünmek zorunda kaldım. Magazin dünyası acımasız bir dünya, onun içerisinde olmak bir tercih meselesi olması gerekirken benim çocukluğumdan itibaren bir parçası olup olmamayı seçme şansım maalesef olmadı. Hayatım boyunca insanların göz önünde olmalarının gerçek bir nedeni olması gerektiğine inandım; bu bir iş olabilir, yarattıkları yeni bir şey olabilir... Ama birinin kızı olarak yer almak, günlük rutinimi, ne yaptığımı anlatmak fikri bana biraz anlamsız geliyor. Sağa da çeksen, sola da çeksen insanız işte (gülüyor). Ben bir gazete veya dergide röportaj veriyorsam, anlatacak ilginç bir şeyim olması gerektiğine inanıyorum. Yeni işimiz, benim de yapmayı kabul ettiğim ilk röportaja vesile oldu.

Gelecek planlarınız arasında neler var?
Ügümü: Bu işe ilk başladığımızda kendimize hedefler koyduk, hep bir adım daha fazlasını isteyerek tabii ki. İlk işimizi düğünle yapan bir ekip olarak, hedeflerimizi de düşük tutamadık tahmin edersiniz ki. Şimdi de o hedefleri en güzel ve doğru bir şekilde yapıp, 5 sene sonra da geriye dönüp baktığımızda,"Başardık!" diyebilmeyi isteriz.


BİZE ULAŞIN