“Gerçek, kurgudan daha heyecanlıdır”

13. kitabı ‘Ben Sultan Abdülhamid Han’ ile yeniden okuyucusuyla buluşan ünlü yazar Halil Bezmen, Şamdan Plus için zarif eşi Rengin Suar ile objektif karşısına geçti. Bezmen, birbirinden keyifli pozlar eşliğinde yeni kitabını anlattı.

Röportaj: Nazan ORTAÇ

Fotoğraflar: Kutup DALGAKIRAN

Ünlü yazar Halil Bezmen'in 13. kitabı 'Ben Sultan Abdülhamid Han', İskenderiye Kitap etiketiyle raflardaki yerini aldı. Ölümünün 100. yılında Abdülhamid'i yazan Bezmen, "Sultan Abdülhamid zor bir adam, hikayesi olan bir adam. Derin bir adam. Dünyada her düşünce ve duygunun bir yüzeyden görünümü, bir de derinliği vardır. Yüzeydekini görene gazeteci, derindekini görene filozof, arkadaki görünmeyeni görene de romancı derler. Ben Sultan Abdülhamid'in ruhunu yazdım" diyor. Halil Bezmen ve zarif eşi Rengin Suar ile Feriye Palace'ta buluştuk ve hem kitabını konuştuk hem de keyifli bir fotoğraf çekimi yaptık.

13. kitabınız bu... İlk romanınızdan bugüne, yazınsal olarak nasıl farklılaştınız?
Bu sualinize cevap vermek için eski bir kitabımı inceledim. Bugün yazsam farklı olmazdı. Belki daha az Türkçe hatası yapardım o kadar.

Abdülhamid'i anlamak için neler yaptınız, hangi kaynaklara başvurdunuz?
Hayatımda okuduğum bütün kitaplara ek olarak, şimdi de bu konuyla ilgili 58 kitaptan yararlanmışım. Tarihi roman yaratmak, yüzde 20 yazmak ve yüzde 80 okuyup araştırmaktır.

Ne kadar sürdü romanı yazmak? Yazarken nasıl bir disiplin içinde oluyorsunuz?
Her sabah erkenden masama otururum ve akşam 19.00 haberlerine kadar çalışırım. Öğlen ise iki saat yüzmeye giderim. Trafikte zaman ve güç harcamam.

Kitabınızı okurken, bugünün dünya siyaset sahnesiyle paralellik kurdum... Gerçekten 100 yıldır hala aynı sorunları mı yaşıyoruz?
O dönemin sorunları arasından bilerek o konuları seçiyorum, çünkü okuyucumu ilgilendirecek olan, bugünkü yaşamıyla karşılaştığı olaylardır.

Ölümünün 100. yılı olduğu için mi, Sultan Abdülhamid'i yazdınız?
Hayır, bugünkü sorunlarımızın köklerini onun döneminde aramalıydım da ondan. Örneğin Türkiye'nin ana konuları arasında, Almanya'nın çıkardığı sorunlar, Kudüs krizi ve bitmeyen kadına şiddet var. Kitabımın birkaç sayfası bu üç sorunun da kaynağına ışık tutmaya yetiyor.

Birkaç sayfa mı sadece?
Evet, çünkü tarihi roman, insanoğlunun zekice icatlarından biridir. Alman imparatoru İstanbul'u iki kez ziyaret ediyor. Karısı Viktoria-Augusta, o günkü dünyanın en güçlü devleti olan İngiltere'nin başı olan imparatoriçe Victoria'nın yeğenidir. Akşam yemeğinde, padişahın sekiz karısından biriyle karşı karşıya oturuyor. Birisi haremde yarı hapis ve hayatını diğer yedi rakibiyle paylaşıyor, diğeri ise dünyanın yönetiminde önemli görevler üstlenen bir kraliçe. Oysa ikisi de imparator karısı! Alman imparatoru, karısını, "Hayat arkadaşım!" diye tanıştırıyor ve açıklama olarak da "Hayat arkadaşı, kötü günümde beni terk etmeyecek anlamına gelir" diyor. O anda, ikisi de bir gün sürgüne yollanabileceklerini akıllarından geçirmiyorlar.

Peki, sonunda ne oluyor?
Gerçek genelde kurgudan daha heyecanlıdır. Alman İmparatoru, savaş suçlusu olarak mahkum edilmemek için sürgüne kaçınca, karısı onu yalnız bırakmıyor. Diğer taraftan Abdülhamid bir askeri darbeyle devrilip Selanik'teki Alatini Köşkü'ne sürülünce, sekiz karısının altısı onu boşuyor. Nikahlı karı olmakla, hayat arkadaşı olmanın farkı buymuş, demek.

Padişah öyle kolayca boşanabilir mi?
Kadın istediği zaman; kadıya bir dilekçe vermesi yeterlidir. Şeriat kanununda buna 'ismet hakkı' denir. Sorun, toplumun kocayı boşayan kadını sonra rahat bırakmamasında, dinde değil. Yıllar önce iki imparator arasında geçen konuşmada, haremin zevklerini ve tehlikelerini kıyasladıklarını hatırlayan Abdülhamid, "Zevk ve güç gibi çıkarları için haremi icat eden erkekler, yanlışlıkla, kendilerini cezalandırmış olmasınlar?" diye düşünüyor.

Güncel konular arasında bir de Kudüs'ü saymıştınız...
Alman imparatoru İstanbul'a ikinci gelişinde, Kudüs'e gitmek için izin istedi. Orada bütün dünya Müslümanlarına seslendi ve Almanya'nın onların sadık dostu olduğunu söyledi. Çok itibar gördü. Kudüs önemlidir, çünkü Kudüs bir gönül işidir.

Ne demek gönül işi?
Belki gençler hatırlamaz, ben bir medya saldırısı karşısında, ülkemden kaçmak zorunda kalmıştım. Okyanuslarda yelken yarıştıran bir sporcu olarak, bana yakışan yelkenleri rüzgarla doldurup gitmekti. Herkes gibi bir Yunan adasına gitmedim. Önce Kudüs'e gittim uzun uzun namaz kıldım ve Allah'tan 'sırat-ı müstakim' istedim. Her yerde yapabileceğim bu basit ibadet için ta oraya gitmeye aslında gerek yoktu ama Kudüs farklıdır, işte...

Abdülhamid'in ilişkilerini ve düşünce tarzını yazarken şeriat kanunlarına çok atıfta bulunuyorsunuz. Hakim olduğunuz bir konu mu İslam hukuku?
Hayır, ama o günkü dünyada dini kurallar hayatı yönetiyordu.

Yazdığınız konular ve anlatım şekliniz itibariyle daha çok kadın okurunuz olduğunu ve kadınları iyi analiz ettiğinizi düşünüyorum... Nedir sizi kadınlar konusunda bu kadar 'uzman' yapan?
Uzman değilim. Sadece kadınları, erkeklerden daha renkli buluyorum ve kişiliklerinin romancılık dünyasına daha güzel uyduklarına inanıyorum.

Her yazarın, romanının herhangi bir kahramanıyla kendini özdeşleştirdiğini düşünürüm... Bu romanda siz 'kimsiniz'?
Özdeşleştirme olmadı ama düşüncelerimi ve duygularımı biraz Abdülhamid'in, biraz Emine Semiye'nin ve biraz da üç bacaklı sokak köpeğinin içine sakladım.

Emine Semiye'nin tarihimiz açısından oldukça önemli bir figür olduğunu gördüm. Ama neden bu kadar gizli kalmış?
Erkek dünyası! Baş kaldıran kadınlar gölgede bırakılır.

Emine Semiye'nin Sultan Abdülhamid ile ilişkisini nasıl tanımlarsınız?
Baba-kız ilişkisi gibiydi ilişkileri...

Abdülhamid, kitapta Osmanlı'nın kendisine kadarki yönetim şeklini sıklıkla eleştiriyor. Bu kurgu mu, yoksa gerçekten eleştirir miydi?
Eleştirmekten öte, hayatını eski hataları ve ihmalleri düzeltmeye harcadı. Hem çok zekiydi hem çok çalışkandı.

Rengin Suar
"HALİL'İN KİTABINI ÜÇ GÜNDE OKUDUM"

Rengin Hanım, siz nasıl buldunuz Halil Bey'in son kitabını?
Üç günde okudum. Sonunda hem hoş zaman geçirdiğimi hem de yorulmadan yine çok şey öğrendiğimi düşündüm.

Yazarken fikrinizi sorar mı?
Ben fark etmeden soruyordur, mutlaka. Sorularını günlük sohbetin içine gizlediğinden şüpheleniyorum.

Yazarlık yalnız bir meslek... Halil Bey, romanını yazarken siz nasıl hissediyorsunuz?
O kendi kitap dünyasında, ben kendi işimde! Aynı evde yaşadığımız yemek saatlerinde belli oluyor.

Kendi adınızı taşıyan bir zeytinyağı markası yarattınız... Nasıl bu alana yöneldiniz?
Çocukken Ayvalık'a çok geldim. Zeytinyağı kalbimde iz bırakmış olmalı ki, emekli olduktan sonra kendimi tamamen verdiğim bir tutku haline geldi.

'Tadımcılık' eğitimi aldınız... Nedir tam olarak 'tadımcılık'?
Zeytinyağı işini ticaret olsun diye değil, meslek sahibi olmak için yapıyorum. Adına 'meslek' denen her şey ciddiye alınmayı hak eder. Zeytinyağının iyisini kötüsünden ve değerlisini değersizinden ayırabilmek için tat alma becerimizi geliştiren bir eğitim sonunda 'Tadımcı' olunur. Uluslararası tadımcı ve zeytinyağı eksperiyim. Ehliyetlerimi her yıl güncelliyorum.

Akdeniz ülkesi olmamıza rağmen zeytine ve zeytinyağına mesafeli olduğumuzu düşünüyorum... Neden mutfaklarımızda daha çok yer almıyor sizce?
Zeytinyağı, ülkemizin ortalama gelir seviyesine göre hala pahalı gelir.

Geçenlerde Roma'da tadımdaydınız... Nasıl geçti, neler keşfettiniz?
İtalyanlar ve İspanyollar birkaç yüz yıl önce zeytinyağının büyük bir iş olduğunu görmüşler, ciddiyetle hem üretimini hem pazarlamasını geliştirmişler. Üstelik zevkini çıkararak. Son keşfim zeytinyağlı çikolata!

BİZE ULAŞIN