"Hayatımız bize balayı gibi geliyor"

Cemiyet hayatının ünlü isimlerinden Tolga Cinisli ve eşi Jale Demirchi Cinisli, ilk röportajlarını Şamdan Plus’a verdi. Beyoğlu’ndaki tarihi Güney Palas’ta hizmet veren Mr. Cas HotelS’de birbirinden renkli pozlar veren çiftle hem ilginç tanışma hikayelerini hem aşklarını hem de işlerini konuştuk.

Röportaj: Nazan ORTAÇ

Fotoğraflar: Canan Yetişti SATKIN

Bu hafta hazırladığımız 'Sevgililer Günü' sayımız için buluştuğumuz Jale Demirchi Cinisli ve Tolga Cinisli çiftinin aşk hikayelerinden harika bir romantik komedi filmi çıkar! Arkadaşlarının çöpçatanlığı sayesinde buluşan ve birbirlerini antipatik bulan çift, nasıl oluyorsa bir sonraki buluşmada kendilerini nikah masasına götüren bir serüvene adım atıyor... İşleri gereği bol bol seyahat eden, Londra-İstanbul arası mekik dokuyan, evlerinde buluştuklarında ise bol kahkahalı anlarla evliliklerinin keyfini çıkaran çift, evliliklerin yorucu sorumluluklar silsilesi değil, eğlenceli ve tat alınması gereken bir yolculuk olduğunu hatırlatıyor. Yarattığı 'Jalue' markasıyla, İngiltere'nin doğal kozmetikte takip edilmesi gerek 20 kişisinden biri seçilen Azeri gelinimiz Jale Demirchi Cinisli'yi daha yakından tanımak ve çiftin romantik ve keyifli hikayelerini dinlemek için röportajımıza buyurun...

Öncelikle nasıl tanıştığınızı merak ediyorum... Var mı ilginç bir hikayesi?
Tolga Cinisli:
Tabii ki her ilişkinin olduğu gibi bizim de bize göre sıra dışı bir hikayemiz var. Şöyle ki; birbirinden farklı iki arkadaş grubumuz Jale ile beni tanıştırmak için farklı zamanlarda denemelerde bulunuyorlar. Birinci ekip bizi tanıştırıyor, beraber 1-2 kere yemeğe çıkıyoruz ama devamı gelmiyor. Hatta birbirimizden hoşlanmadık bile diyebilirim.
Jale Demirchi Cinisli: Birbirimizi antipatik bulmuştuk ilk tanıştığımızda. Ve yemekten çıkıp hiç arkamıza bakmadan farklı istikametlere yürümüştük. Tolga C: Sonra üzerinden 4-5 ay geçtikten sonra başka bir arkadaş grubumuz ikinci ayarlamayı yapmak için kolları sıvıyorlar ve bu sefer başarılı oluyorlar. İşin ilginç yanı sadece iki tane ortak arkadaşımız varken, ikisi de bizi bir araya getirmek için böyle bir olaya kalkışıyor. Neyse, birinci tanışmadan 5 ay geçtikten sonra bir kere daha özellikle bir araya getirildiğimizde işler biraz daha farklı gelişiyor.
Jale D.C: Bu arada nasıl oluyor da iki insan önce anlaşamıyor. Ama sonra evliliğe kadar gidebiliyor, bir türlü çözemedik. Belki 20 sene sonra hikayemizin bilinmeyen tarafları ortaya çıkacak diye heyecanla bekliyoruz.

Evlenme kararını nasıl aldınız? Üzerinde düşündünüz mü yoksa spontan mı gelişti?
Tolga C:
Evlenme kararı çok hızlı ve düşünülmeden alınmış bir karar değil, zaten bana göre öyle alınmaması gerekiyor. Sonuçta hayatına etki edecek bir karar, biraz daha düşünülmesi lazım... Evlenme kararımı Jale'den evvel babasıyla paylaştım, "Türkiye'ye geldiğiniz bir zaman sizinle bir şeyler konuşmak istiyorum, eğer müsait olursanız bana yarım saatinizi ayırabilir misiniz?" diye sordum. Tabii o zamanlar babasıyla şu anda olduğu gibi bir yakınlık içerisinde değildim, kendisine "Bizim adetlerimize göre erkek tarafının büyüğü, kız tarafının büyüğünden kızı ister ama ben her şeyden evvel kızınızı sizden bizzat istemek istiyorum" dedim. Sağ olsun çok güzel karşıladı...
Jale D.C: Ben tabii bu olayların hiçbirinden haberdar değildim. Sadece evlenme teklifine kadar olan birkaç haftalık süreçte niyeyse Tolga hep çok yoğun oldu ve neredeyse her gün ablası ile saatler süren yemekler yedi. Ben bir gariplik mi var acaba diye sorgulamaya başlayacakken anladım ki meğer yüzük seçmeler, babamla konuşmalar ve daha nice zor organizasyonlar yapılıyormuş! Bu arada anlamam da Tolga'nın evlenme teklif etmesi ile oldu.

Düğününüz de çok konuşulmuştu... Biraz anlatır mısınız düğününüzü? Önce burada nikah kıymıştınız değil mi?
Tolga C:
Düğünümüz de esasında bir yılan hikayesi; biz yurtdışında 20-30 kişilik, çok yakınlarımızın olduğu bir düğün yapmak istedik. Fransa olur, İtalya olur fark etmez, sadece yüzlerce kişiyi eğlendirmeye çalışmaktansa, herkesten çok kendimizin eğlendiği bir düğün olsun istedik. Azerbaycan adetlerine göre, hem erkek tarafında hem de kız tarafında iki ayrı düğün oluyor, düşünsenize bir düğünün stresini iki kere yaşıyorsunuz. Kayınpeder de, "Siz nerede yaparsanız yapın, ben Azerbaycan'da bir kız düğünü yapacağım" dedikten sonra biz de kararımızı değiştirdik ve bütün düğünleri tek çatı altında birleştirmeye karar verdik, böylece herkesin istediği oldu. İyi ki de öyle yapmışız, erkek tarafından gelen birçok kişi için çok büyük farklılık oldu, Avrupa'ya herkes gidiyor ama Bakü'yü böyle bir vesile ile gezmek herkesin çok hoşuna gitti. Nikah ise evet dediğiniz gibi, önce burada kıyıldı, 20-25 kişilik, sadece akrabaların olduğu bir yemekti. Biz bize yemek yedik, kadeh kaldırdık, memura "Evet" dedik, çıktık evimize gittik.
Jale D.C: Bakü'de yapmamız çok güzel oldu, çünkü benim yurtdışından gelen arkadaşlarım ve Türkiye'den gelen onlarca kişi normal şartlar altında Bakü'ye tatile gitmezdi. Sanırım gidince herkes çok şaşırdı, çünkü o kadar güzel bir şehir beklemiyorlardı. Düğünün olduğu otelin neredeyse tamamı düğün misafirleri ile doldu ve herkes için çok eğlenceli bir hafta sonu tatili oldu.

Balayı için nereye gitmiştiniz?
Tolga C:
Balayımız başlı başına bir hikaye! Sırf orayı anlatmak için bir röportaj yapmak lazım. Nereden başlasam ki? Biz balayı için Seyşeller'i tercih ettik. O zamanlar daha THY'nin direkt uçuşu yoktu, Abu Dhabi üzerinden aktarmalı gidiyoruz. Gitmişken birkaç gün Abu Dhabi'de kalalım, orayı da gezelim dedik. Demez olaydık! BAE vizemizde sorun çıktı, ülkeye giremedik! 2.5 gün havaalanında yaşamak zorunda kaldık. Yeniden vize başvurusu yapsak, 2 günden erken çıkmazmış, uçağımızı değişip Seyşeller'e erken gitmeye çalıştık, yer yok! Valla Tom Hanks'ın filmi gibi kaldık alanda. Camın arkasından bakıyoruz, valizimiz dönüyor ama biz ona ulaşamıyoruz. İkinci günün sonunda havaalanı çalışanlarının shift'lerini öğrenmiştik ve inanır mısınız, tatilin en güzel zamanıydı o alanda geçirdiğimiz 2 gün.
Jale D.C: Bu arada Abu Dhabi Havalimanı çok minik bir alan ve zaten terminalin yarısı inşaat halindeydi. Ve inanın parfüm koklamaktan ve film seyretmekten başka yapabileceğimiz hiçbir aktivite yoktu. En sonunda zaman geçti, nihayet tatil yapıp denize girebileceğiz diye heyecanla Seyşeller'e indik ve valizimizin kaybolduğunu fark ettik!
Tolga C: Valiz, Seyşeller'e 5. gün geldi! Dönmemize 2 gün kala kavuştuk mayolarımıza. Otelin havuzundaki inşaat, 6 gün boyunca bitmeyen fırtına, durmayan yağmur, denizdeki dalgaları hiç anlatmıyorum bile (gülüyor)...
Jale D.C: Benim için en ağır darbe, otelden ayrılacağımız sabah odadan dışarı çıkınca oldu. Sanki farklı bir yerdeydik. Güneş açmıştı, okyanusta bir tek dalga bile yoktu. Ve bizim 2 saat sonra havalimanın gitmemiz gerekiyordu.

Gerçekten çok eğlenceli bir hikaye... 1.5 yıldır evlisiniz, nasıl gidiyor evlilik?
Jale D.C:
Bence biz balayımızda yeteri kadar sınandık. Döndükten sonra gerçek hayatımız balayı gibi geldi bize ve evlilik ne kadar kolaymış dedik.
Tolga C: Valla bana soracak olursanız evlilik eğlenceli, özellikle anlaştığınız biri ile aynı evi paylaşıyorsanız hem de çok eğlenceli. Yemekler pişiyor, kadehler tokuşturuluyor, gülüp eğlenerek geçiyor zaman...

Birbirinize taktığınız lakaplarınız var mı?
Tolga C:
Var tabii ki ama nereden geldi, nasıl çıktı hiç hatırlamıyorum bile. Birbirimize "Kito" diyoruz. Kito aşağı, Kito yukarı! Jale'nin Tolga'ya veya Tolga'nın Jale'ye demesi fark etmiyor, sadece Kito (gülüyor)...
Jale D.C: Tolga bazen bana "Jale" deyince, "Aa n'oldu, niye sinirlisin" diyorum. İsimlerimizi o kadar nadir kullanıyoruz...

Beraber neler yapmaktan hoşlanıyorsunuz? Ortak hobileriniz var mı?
Jale D.C:
Her ikimizin yeni kurduğu işleri olduğu için bizim günlerimiz çok yoğun geçiyor. Hafta içi eve geldikten sonra beraber yemek yapıyoruz, uzun uzun yemeğimizi yiyoruz ve bakıyoruz gün bitmiş oluyor. Beraber seyahat etmeyi çok seviyoruz ve yine işlerimizden dolayı çok sık yurtdışına çıkacak kadar şanslıyız. Özellikle ben çok sık Londra'ya gidip gelmek durumunda kalıyorum ve Tolga'nın da bana eşlik ettiği zamanlar bizim için beraber yaptığımız mini tatillere dönüşüyor. Hobi olarak, danstan seramik kursuna kadar her şeyi denedik. Şimdi yine aklımızda beraber başlayacağımız uzun soluklu kurslar var, ama zaman bulmakta zorlanıyoruz. Nasılsa önümüzde çok uzun seneler var diye de çok acele etmiyoruz açıkçası.

Ev içinde nasıl bir düzeniniz var? Birbirinize yardımcı olur musunuz?
Jale D.C:
Sanırım evde eşlerin birbirlerine yapabilecekleri en büyük yardım yemek konusu. Ben bu konuda çok şanslıyım çünkü Tolga yemek yapmayı çok seviyor. Yemek yapmak bizim evimizde yapılması gereken bir görevden çok bir eğlence şekli neredeyse. Hem beraber vakit geçiriyoruz hem de beraber iş yapıyoruz. Bakalım ileride çocuklarımız olunca bunu ailesel bir aktiviteye dönüştürebilecek miyiz?

Birbirinizi kıskanır mısınız?
Tolga C: Kıskançlık biraz ilkel bir duygu. Biz birbirimizi sevmeyi tercih ediyoruz.

Bunu sormak için henüz erken ama var mı ailelerinizden gelen "torun" baskısı?
Jale D.C: Baskı kelimesi sanırım yanlış olur. Ama her ikimizin ailesinde çok heyecanlı ve sabırsız bir bekleyiş var.

Jale Hanım, sanırım siz Londra'da yaşıyordunuz, Tolga Bey ile tanışınca mı İstanbul'a yerleştiniz? Nasıl buldunuz İstanbul'u?
Jale D.C:
Türkiye'ye Tolga ile tanışmadan 3-4 sene önce geldim. Çok uzun süre Londra'da yaşadım. Sonra ikinci master'ımı yapmak için Amerika'ya gittim. Eğitimim bittikten sonra da "Herkes Fransa'da yaşamalı" diyerek bir süreliğine Fransa'ya taşındım. Sanırım aynı yerde çok fazla kalamıyorum. Aile şirketine katılmadan önce biraz dışarıda da deneyim kazanmam gerektiğini düşündüm ve bunun üzerine İstanbul'a yerleştim. Türkiye'yi seçtim, çünkü Azerbaycan'a hem iş hayatında hem de kültür olarak yakın bir ülkeydi, ancak kendimi ispatlayabileceğim kadar da yabancı ve uzaktı. Amaç en fazla 5 sene burada kalmaktı ama sanırım evlenince olay biraz değişti. İstanbul'u çocukluğumdan beri çok severim. Ailemle beraber her sene 2-3 kere mutlaka gelirdik. Bence İstanbul, yaşadıkça güzelleşen bir şehir. Dünyanın hiçbir yerinde olmayan ritmi ve kendi dinamiği var. Bir de kaosu tabii ki. Hepsi bir araya gelince keyifli bir şehirden çok daha fazlası oluyor.

Azeri'siniz... Aileniz orada mı yaşıyor? Ailenizi tanıyabilir miyiz biraz?
Jale D.C:
Ailem Bakü'de yaşıyor. Ama sanırım biz biraz fazla global bir aileyiz. Ailenin herhangi bir bireyi, her an dünyanın farklı bir köşesinden çıkabiliyor. Ben mesela annemle babam Rusya'da yaşarken doğmuşum. Annem doktor, babam aslında kimya mühendisi ama 90'ların başında gayrimenkul geliştirme şirketini kurdu ve inşaat sektörüne konsantre oldu ve aile şirketimizi o sektörde büyüttü. Bir de ağabeyim var, o da İngiltere'de okudu. Bilişim sektöründe başarılı bir kariyer yarattı kendine ve en sonunda aile şirketine döndü. Sanırım benim yokluğumu çok fazla hissettirmeden babama destek oluyor.

Finans okumuşsunuz ve bir süre finans sektöründe çalıştıktan sonra 2015 yılında kendi kozmetik markanız Jalue'yu kurmuşsunuz... Nasıl gelişti bu fikir?
Jale D.C:
Ben oldum olası kozmetiğe çok meraklıyımdır. Sanırım annemden geçen bir genetik özellik. İnşaat sektöründe çalışmaya devam ederken bir güzellik blog'um vardı. Kendime ve etrafımdakilere küçük kremler ve yağlar hazırlardım. İşi bırakıp kendi işimi kurmaya karar vermem, hayatımdaki en ani değişikliklerden biri olmuş olabilir. Çünkü çocukluğumdan beri plan; eğitimi bitirmek, dışarıda deneyim kazanmak ve aile şirketinde çalışmaktı. Tolga ile çıktığımız ilk tatillerden birinde, bir kozmetik devinin biyografisini okurken, "Keşke benim de böyle bir işim olsa" dedim. Tolga da, "Peki, niye yapmıyorsun?" dedi ve sanırım o noktada birkaç saniye içerisinde işimden istifa etmeye ve kendi markamı kurmaya karar verdim. 1 hafta geçmeden de 'Jalue' yaratıldı. Ondan sonra uzun bir süreç, formülasyon eğitimi ve ürün yaratma ile geçti. Bu işe başlarken bu kadar hızlı büyüyeceğini tahmin etmemiştim. İlk ürünü piyasaya sürüldükten sonra 1 sene içerisinde sayısız dergilere çıktı Jalue. Ben de İngiltere'nin doğal kozmetikte takip edilmesi gerek 20 kişisinden biri seçildim. Ve hızlanarak büyümeye devam ediyoruz.

Jalue'yü anlatır mısınız biraz... Benzerlerinden ayrılan noktalar neler?
Jale D.C:
Biz günümüzde unutulmaya yüz tutmuş eski ve doğal güzellik ritüellerinin kullanımını kolaylaştırıp, modern ürünler haline getiriyoruz. Bunu yaparken de şıklık, kalite ve doğallıktan ödün vermiyoruz. İlk ürünüm, annemin 80'lerde Rusya'da çalışırken bir hocasından aldığı ve evde hep kendi hazırladığı buzlu bir üründü mesela. Daha önce benzeri bir ürün hiç yapılmamıştı ve İngiliz piyasası ürünü çok sıcak karşıladı.

Satış noktaları nereler? Dünyada nerelerde satılıyor?
Jale D.C:
Şu anda İzlanda'dan Avustralya'ya birçok ülkede satışlarımız mevcut. Ancak ana hub İngiltere'de. Şu anda sadece 3 ürünümüz var. Ancak 2018'in sonunda bu sayı 8'e çıkarmayı hedefliyorum. Tam bakım serimiz olduktan sonra daha agresif bir satış stiline geçeceğiz.

Türkiye'de daha fazla tanınması için girişimleriniz olacak mı?
Jale D.C:
Burada büyüme planlarımız var. Ancak şu anda Türk kozmetik piyasasının doğal kozmetiğe hazır olmadığını düşünüyorum. Tüketici, hızlı ve dışarıdan fark edilen sonuçlar elde etmek istiyor ve fiyat konusunda çok hassas. Piyasada onlarca kimyasal ürün, 'doğal' adı altında tüketiciye sunuluyor. Önce tüketiciyi eğitme planlarımız var. Bir müşteri satın alacağı ürünün içeriklerini okuyup, neyin faydalı ve neyin zararlı olduğunu anlayabildiği zaman Jalue gibi doğal markalar Türkiye'de başarılı olabilecektir. Bu süreci hızlandırmak için tabii ki bizim de stratejimiz var.

Tolga Bey, siz de 'Photier' diye ilginç bir proje yarattınız... Nedir tam olarak?
Tolga C:
Evet, hep bir hayalim vardı, bilişim sektöründe olmak istiyordum. Bu fırsatımı da Photier ile değerlendirdim. Photier bir akıllı telefon uygulaması. Dünyada ilk kez, profesyonel fotoğrafçılar tarafından, kalabalık etkinliklerde çekilen fotoğrafları anında davetlilerin cep telefonlarına yolluyoruz. Uygulamamız içinde çalışan yüz tanıma teknolojisi sayesinde davetliler sadece kendi fotoğraflarına ulaşabiliyor. Bir başka deyişle daha etkinlik bitmeden sadece Ayşe'nin fotoğrafları Ayşe'nin telefonuna, Ali'nin fotoğrafları da Ali'nin telefonuna geliyor. Bu sayede kalabalık etkinliklerde fotoğraf dağıtma problemini çözmüş oluyoruz.

Nerelerde ve nasıl kullanılıyor peki Photier? Günlük hayatta bizim de karşımıza çıkacak bir proje mi?
Tolga C:
Tabii ki, bizler fotoğrafçı ve fotoğrafın olduğu her yerde olabiliriz. İster 5, ister 5 bin kişilik organizasyonlarda hem ev sahiplerin hem misafirlerin hayatlarını kolaylaştırmayı amaçlıyoruz. Mesela düğünlerde en büyük problemlerden biri de düğün bittiğinde gelin ve damada verilen binlerce fotoğraf olmuştur. Ne yapacağınızı bilemezsiniz, bütün davetlilere bütün fotoğrafları da yollamak çok saçma olduğundan düğün gibi organizasyonlarda Photier çok büyük başarı ile çalışıyor.

Peki, siz ne aşamadasınız?
Tolga C:
Daha çok yeniyiz ama yeni olduğumuz kadar da hızlıyız. Şimdiden birçok yatırımcının ilgisini çekti bile, çok yakın bir zamanda yatırımımızı alıp yurtdışı ofislerimizi açmış olacağız. 8. ayda dünyada 100'e yakın etkinlikte kullandık. Malezya, Meksika, Amerika, Dubai, Kuveyt, Lübnan, Kanada, İngiltere ve Azerbaycan sıklıkla çalıştığımız yerler. Düğünler, kurumsal etkinlikler, mezuniyet törenleri, forumlar ve fuarlar şu ana kadar Photier'in olduğu ve fotoğraf dağıtma problemini çözdüğümüz yerlerden bazıları. Çok büyük bir pazarda kendimizi ispatlamak istiyoruz. Dünyaca ünlü bir uygulama olma yolunda da ilerliyoruz. Bakalım zaman gösterecek...

BİZE ULAŞIN