“Mutluluğu, iyiliği, güzelliği yaymaya çalışıyoruz”

Günümüz sorunu mutsuzluğu ortadan kaldırmak için uğraşan Gülferi Yıldırım, Özlen Köprülü, Esra Eren ve Meltem Gökhan ile bir araya geldik ve yarattıkları ‘Mutlu İnsan Zihin Ruh ve Beden Festivali’nin detaylarını konuştuk.

Röportaj: Bade ÇAKAR

Fotoğraflar: Kutup DALKIRAN

Günümüzde karşılaştığımız en tehlikeli hastalık 'mutsuzluk'... Bunu gören ve deneyimleyen birbirinden başarılı 7 kadın bir araya gelerek, buna bir son vermeye karar vermiş; Gülferi Yıldırım, Özlen Köprülü, Esra Eren, Meltem Gökhan, Esra Uyman, Öykü Uğuz ve Hande Altay... Kendi deneyimleri, mutluluk algısını bulma süreçlerini insanlarla paylaşmaya karar vererek, 2014 yılında 'Mutlu İnsan Zihin Ruh ve Beden Festivali'ni yarattılar. Festivalde zihin, ruh ve beden sağlığı ile ilgili alanlarda Türkiye'nin ve dünyanın önde gelen otoriteleri ve uzmanlarını insanlarla bir araya getiren ekipten Gülferi Yıldırım, Özlen Köprülü, Esra Eren ve Meltem Gökhan'la bir araya gelerek, bu yıl 16-18 Mart tarihlerinde dördüncüsü düzenlenecek festivalin içeriğini konuştuk.

Nasıl bir araya geldiniz, 'Mutlu İnsan Zihin Ruh Beden Festivali' fikri nasıl doğdu?
Gülferi Yıldırım:
Bu fikir aslında 7 kişinin ortak fikri. Bizim dışımızda Esra Uyman, Öykü Uğuz ve Hande Altay arkadaşlarımız da bu festivalin ortaya çıkmasını sağlayanlardan... Biz hepimiz yaklaşık 5-6 yıldır arkadaşız. Festival ilk 2014 yılında gerçekleşti ancak fikir 2012, 2013'lerde doğdu. Hepimiz hayatımızın belli bir döneminde bazı sorgulamalara başlıyoruz. Ben ne yapıyorum? Acaba bu hayattan beklediklerimi alabiliyor muyum? Ben bu dönemde kişisel gelişim eğitimlerine gitmeye başladım ve daha önce uzak durduğum yoga, meditasyon gibi çalışmalarla tanıştıkça kendi hayatımdaki o huzur duygusunun daha yükseldiğine, bunun iş performansıma ve ilişkilerime yansıdığını gördüm. Bunun üzerine psikoloji, nörobilim gibi eğitimler almaya başladım. Gördüm ki mutsuzluk aslında bir salgın virüs gibi, çok kolay yayılan bir şey... Günümüz dünyasında bunu çok yakından yaşıyoruz, hele ki büyük şehirlerin stresinde. Ama şöyle bir gerçek var; mutluluk da bunun gibi yayılabilen bir olgu. Bunun üzerine bu yöntemleri, kişisel gelişim dünyasından bilim dünyasına, sağlıklı yaşam, doğal beslenme gibi aklınıza gelebilecek bir sürü 360 derece yöntemi bilen hocalarla nasıl daha geniş kitleleri buluştursak diye düşündük ve fikir buradan çıktı. Birincisi 2014'de oldu, dördüncüsünün hazırlıkları da bitti, 16-17-18 Mart'ta İstanbul Kongre Merkezi'nde ziyaretçilerimizle buluşacağız. Biz hepimiz birbirimizin yol arkadaşıyız, önce kendimizi dönüştürüp, geliştirip, bu değişimlerle beraber çevremize de mutluluğu, iyiliği, güzelliği yaymaya çalışan insanlarız.

4. festivaliniz gerçekleşecek. Önceki yıllar ilgi nasıldı, bu yıl beklentileriniz nedir?
Meltem Gökhan:
Geçen seneki katılımcılardan çok güzel geri dönüşler oldu. Hem gelen insan kitlesi hem de bir sürü farkındalığa uyanmış insanların gözlerinde gerçekten o gülümsemeyi gördük. Başka şehirlerden küçücük bütçeleriyle gelip "Bunu kaçırmak istemiyoruz" diyen çok kişi vardı. Onları görebilmek zaten çok güzeldi. Hepimizi aslında besleyen de buydu çünkü hepimizin zaten profesyonel hayatın içinde olan çalışan kadınlarız. Bu çok gönülden yaptığımız bir şey. Çünkü ne kadar mutlu insan artarsa, o kadar mutlu bir nesil gelecek ve biri değiştiği anda, devamı da olacak.

Festivalde bu sene neler olacak? Ne gibi etkinlikler, workshoplar yer alıyor?
Özlen Köprülü:
Bu sene geçen senekinden daha fazla eğitmen, akademisyen, bilim adamı yer alıyor. Talepler geçen yıla göre daha yüksek, bu kadar eğitmeni üç gün boyunca, birbirlerine çakışmayacak şekilde saatlerini, programlarını hazırlayabilmek için çok uğraştık. Çok şükür çok güzel bir eğitmen listemiz var bu sene de.

Peki, festivalde yer alacak eğitmen seçimi nasıl oluyor?
Yıldırım:
Festivalin ilk misyonu, insanlarda farkındalık uyandırmak. Mutluluk tek başına olan bir şey değil. Toplumsal olarak çevremiz ne kadar mutlu olursa, o kadar mutlu olacağız. Bunun içinde tüm canlıları korumak da var, kendi bedenimize iyi bakmak da. Çeşitli eğitimlerle, workshoplarla zihin sağlığınızı iyileştirmek de var. İnsanların bugüne kadar sorgulamadan otomatik yaptıklarını, sorgulamalarını sağlıyoruz. Davet ettiğimiz çok önemli isimler var festivalde ve halkın sadece ekrandan görebildiği, çok fazla temas edemediği kitleleri davet etmeye özen gösteriyoruz.
Gökhan: Şu anda ciddi bir bilgi kirliliği var. İnsanlar bilgi arayışında ve kim doğru, kim değil karmaşası yaşanıyor. Aslında bu festivalde de eğitmenler seçilirken bir kariyeri olan ve insanlara ve bütünün hayrına hizmet eden eğitmenleri bir araya toplamaya çalışıyoruz. Kendi deneyimlediğimiz veya referansına gerçekten güvendiğimiz insanların tavsiyesiyle seçiyoruz.,

Peki, bu yıl hangi eğitmenler yer alacak?
Yıldırım:
Hepsi birbirinden kıymetli, 60'a yakın eğitmenimiz var. Mesela festivalde Prof. Dr. Hanefi Özbek yer alıyor. Hanefi Hoca, farmakoloji profesörü, aynı zamanda da Türk musikisi eserlerinin hastalıklara şifası üzerine çalışmaları olan bir hoca. Akademisyenlerden kurulu bir saz heyeti var ve depresyon hastalarıyla ve şizofrenlerle çalışıyorlar. Müzik terapisi yapacağız saz heyeti ile birlikte, çok güzel keyifli bir atölye çalışması olacak. Prof. Dr. Sultan Tarlacı, nörologdur ve aynı zamanda da beyinde kuantum çalışır. Özellikle 6. his, öngörü, iç ses, bunlarla ilgili çalışmalarda parapsikoloji, metafizik konularında çok önemli çalışmaları ve kitapları var. Sultan Hoca da "Acaba duyu dışı algıları da 7. hissimiz olabilir mi?" deyip bunu anlatacak. Prof. Dr. Sinan Canan çok kıymetli bir nörobilim uzmanı. O aynı şekilde beynimizin fabrika ayarları ve beynimizin ötesinde algılarımız, duyularımız nelere kadir, bunlardan bahsedecek. Çok kıymetli sanatçılarımız var. Onlar da bilinmeyen yönleriyle festivalde olacak. Yurtdışından da çok önemli 3 hocamız var. İki tanesi İtalya'dan, onlar ilişki terapisti ve kalp meditasyonu uzmanları. Kalbin simyası ve aşkın simyası diye çok güzel iki çalışmalarıyla festivale katılacaklar. Hazır Türkiye'ye ilk defa gelmişlerken hemen bırakmayalım dedik ve festivalin hemen arkasından 23-25 Mart'ta Şile'de, herkesin katılımına açık çiftlere özel ilişkileri güçlendirmek için workshop'lar yapacaklar. Ziya Azazi, dansçı ve kareograftır, aynı zamanda da mühendistir. Sufizm, sema dönüşlerindeki ruh halini ve dinginliği temel alan hem workshop'lar hem dans performansları yapacak. Dünya müzik otoritelerinin 'Mantraların Cennetten Gelen Sesi' olarak adlandırdığı Seda Bağcan'ın konseri olacak. Cuma günü açılışımızı doktor Ender Saraç, Dilara Koçak, Dr. Neslihan İskit ile birlikte olacak. Birlik meditasyonu yapacağız.

Bu festivale nasıl katılabiliyoruz?
Esra Eren:
Sınırlı sayıda değil girişlerimiz. İnternet sitemizden biletlerini alabilirler. Kapıdaki gişelerimizde de satışlarımız var. Bu sene iki tane dernekle önemli projeleri destekliyor festivalimiz. Bir tanesi Dünya Engelsiz Yaşam Derneği, çocukların ve kadınların gelişimine destek oluyoruz. İkincisi Disiplinler Arası Beyin Araştırma Derneği ile de beyin kökenli hastalıkların tedavisi üzerine araştırmalara destek oluyoruz.

Siz hem ruhen, hem bedenen iyi olabilmek için neler yapıyorsunuz?
Köprülü:
Mutluluk, peşinde koşulması ve hedef haline getirilmesi gereken bir kavram değil. Öncelikle evrenin yaradılışının bir gerçeği var; bu da bizim kalp atışımızda gizli. Kalp atışı, zig zag şeklindedir. Biz ise düz çizginin peşinden koşarız. Halbuki düz çizgi olduğunda yaşam yoktur. Bu gerçeği göz ardı etmeden yaşamayı becerebilirsek, yani en yukarıda olduğumuz zamanada da, en düşükte olduğumuz zamana da eş bir yaklaşımda bulunabilirsek bana göre o mutluluğu yakalamış oluruz. Yıldırım: Mutlu bir insan olmak; günün 24 saati "Haydi hoppa eller havaya" diye bir şey değil. Hayat upuzun bir yolculuk. Bir yandan kısa, bir yandan çok uzun. Bunun içinde her şey var; kayıplar, acılar, hayal kırıklıkları... Hepimiz bunu her an yaşıyoruz ve yaşamaya devam edeceğiz ama önemli olan düştüğümüz yerden daha çabuk kalkabilmek. Gökhan: Mutlu olmak da, mutsuz olmak da kendi seçimim olduğunu öğrendikten sonra hayata bakış açım değişmeye başladı. Benim yaşam şeklimde önce kendi özümle barıştığımda, herhangi bir olay başıma geldiğinde bunun nedenini sorgulamayı keşfettiğimde başladı.
Eren: Bu bir hedef değil, peşinden koşulması gereken bir şey değil, bir motivasyon şekli oluyor. Bir gün motivasyonu bir şekilde elimde tutup, ben şekillendirmeye başlama gücünü aldığımda gülümseyebildim. Veya bir yerden bir yere koşarken, olmayacaksa "Bunda vardır bir hayır" diye inandım.

Gelecek için planlarınız neler?
Yıldırım:
Yurtdışına çıkmak istiyoruz. Önce İstanbul dışına ama... Güneydoğu Anadolu, Doğu Anadolu, Karadeniz, İç Anadolu. Bu illere o kıymetli hocaları götürmek istiyoruz. Ondan sonraki adım Avrupa'ya, Hollanda'ya, Almanya'ya, Avusturya'ya taşıyabilmek. Bu tabii çok büyük bir organizasyon; 3 gün içinde 60'a yakın eğitmen, 70 tane workshop yapıyor ve fuar alanında takıdan sağlıklı gıdalara, spor giyimden ufak aksesuarlara kadar konuyla ilişkin ürünler tanıtılıyor. Yıl içinde İstanbul'da ufak tefek hedef kitleleri odaklayan etkinliklerimiz olacak, mesela ilk düşüncemiz şu anda kadın ve çocukları kapsayan, kadın farkındalığı, anne çocuk farkındalığı gibi bir etkinlik yapmak. Yapacak o kadar şey var ki! Bir taraftan da kurumsal eğitim ayağımız var Özlem'le birlikte. Bu eğitimlerden bazılarında kendimiz de eğitmeniz. Kurumsal şirketlere kişisel gelişimle ilgili eğitimlere gidiyoruz.

BİZE ULAŞIN