"Dodo Apayrı hep hayalimdi"

Çukurcuma’daki antika dükkanıyla bilinen, cemiyet hayatının sevilen ismi Doğan Çakıt, ‘Dodo Apayrı’ adıyla Nişantaşı’na geri döndü. Kendisiyle buluşarak hem yeni yerini hem de yeni markasının hikayesini konuştuk.

Giriş Tarihi: 21.05.2018 12:15 Güncelleme Tarihi: 22.05.2018 09:53

Röportaj: Gülçin İŞLER FIRAT
Fotoğraflar: İsa ARSLAN

Cemiyet hayatının sevilen ismi Doğan Çakıt, herkesin bildiği adıyla Dodo, Çukurcuma'daki antika dükkanının ardından şimdi yeniden Nişantaşı'na döndü. Teşvikiye'de açtığı 'Dodo Apayrı' mağazasıyla, ünlü ve zevk sahibi isimleri, kendi imzası olan kıyafetleri ve terlikleriyle giydiren Dodo ile buluşarak yeni mekanında keyifli bir röportaj yaptık. Dodo, yeni konsept store mağazasını, yeni markasını ve gelecek planlarını Şamdan Plus'a anlattı.

Burayı açma fikri nasıl oluştu?
Aslında bu tarz bir mağaza benim yıllardır yapmak istediğim bir şeydi, neredeyse çocukluğumdan beri. Eylül ayında burayı tutmuştum ve Dodo Çukurcuma'nın şubesi olarak açacaktım. Sonra kendi üretimim kıyafet işini yapmak istedim. 1.5 ay gibi kısa bir sürede burada gördüğünüz kıyafetlerin hepsi hayata geçti ve hepsi Dodo imzası taşıyor.

Mağazada neler var?
Bir kadının sabah uyandığında giyeceği kıyafetten, akşam en son giyeceği kıyafete kadar her şey var; bluzlar, etekler, elbiseler, kaftanlar, ceketler. Terlikler var, çarık modeli. Terlikle aynı kumaştan pantolonlar, tişörtler, gömlekler var. Plaj kıyafetleri gelecek. Yılan, krokodil derisi farklı boyutlarda çantalar var. Başka markadan hiçbir ürün yok, her şeyi ben ürettim, dokuttum. Kumaşlarımın yüzde 80'ini İtalya'dan ve Fransa'dan alıyorum, Türkiye'de dikiliyor.

Buranın diğer mağazalardan, markalardan farkı ne olacak?
Buradaki modeller 15 günde bir değişecek. Her üründen 2 tane ürettiriyorum, böylece bir ürünü aldığınızda sadece sizde oluyor. Amacım bir kıyafetten çok üretmemek. Dünyaca ünlü markalar Gucci, Prada'dan bir elbise alıyorsunuz ondan sonra davetlerde bütün kadınlar aynı. Çünkü üretim sınırsız! Marka yok, burada her şey Dodo Apayrı dokunuşu taşıyor.

Adı neden Dodo Apayrı?
Çok enteresan bir anısı var, anlatayım. Bir moda dergisinin Erzurum'daki davetine gitmiştim ve kahvaltıya indim. Ben kahvaltıdayken Şah Yaycı yanıma geldi ve benim falıma bakacağını söyledi. Bu arada bu dükkanı aralık ayında tuttuğumu, Mehmet ve ben haricinde kimse bilmiyor. Ve Şah falımda dedi ki, "Dodo'cum sen Nişantaşı gibi bir yere gidiyorsun, köşe bir dükkan görüyorum. Dükkanın önünde 3 tane inanılmaz büyük çınar ağacı var. Ve sen burada apayrı bir şey yaratacaksın." O sırada da karşımda Işın Görmüş oturuyor ve o da, "Dodo, dükkanın ismi Apayrı olsun." dedi. Buranın isim annesi Şah Yaycı ve Işın Görmüş'tür. Böylece bizim marka danışmanlarıyla isim arayışlarımız son buldu.

Harika! Apayrı bir yer oldu anlaşılan.
Evet, apayrı bir yer burası; mobilya değil, dekorasyon değil. Ama aynı zamanda her yerde bir Dodo'luk, benim zevkimin yansıması var. Neşeli, ruhu olan, kaliteli bir mağaza yarattım. Buranın dünyadaki isim hakları da alındı. Burada çok önemli bir konuya değinmek istiyorum.

Nedir?
Aslında Dodo Consept Store olarak ilk açacağım yer Londra'da olacaktı. Sonra gördük ki insanlar Türkiye'den kaçıyor. Bu benim çok gücüme gitti ve bu 'gidenler' kervanına katılmak istemediğim için Londra'daki mağazamı iki sene sonra açmak üzere erteledim. O kaçanlar listesine girmek istemedim ve burada kalıp mağazayı açma sebebim budur. Tabii ki herkes iyi şeyler yapmak ister ama bence herkesin bundan çıkarması gereken dersler var. Bu benim ülkem, benim bayrağım, hal böyleyken Londra'ya kaçar gibi gitseydim, insanlar yüzüme tükürmeliydi.

Vallahi bravo size! Sizin gibi bakış açısına daha çok ihtiyacımız var.
Kesinlikle. Herkes yatırımını burada yapsın. Türkiye'miz için ne kadar kara bir tablo anlatılsa da, güzel şeylerin olduğu bir ülke. Karamsarlığa gitmeyelim. Tabii ki kötü olaylar yaşadık, canlarımız öldü. Tek istediğim hepimiz memleketimize el verelim, enerjimizi burada tutalım. Hiç kötü bir şey olacağına inanmıyorum. Biz bütün evliyaların, yatırların, Atatürk'ün torunlarıyız. Bu ülkeye hiçbir şey olmaz. Bizi ateşe atsalar, ateş söner. Diğer ülkeler korksun. Deniz dalgalanmadan durulmaz. Her şey çok iyi olacak, benim ülkeme hiçbir şey olmaz. Pes etmek, sırt dönmek yok.

Doğan Bey her zaman orijinal bir gözünüz var. Şimdi de kadınları giydiriyorsunuz madem, sormak istiyorum; kadınlar nasıl güzel, şık, stil sahibi görünür?
Bir kadını bana göre şık gösteren abartıdan uzak giyinmesidir; mesela dümdüz bir şey giyinip ya aksesuarını, ya kolyesini, ya rujunu bir şeyini patlatması lazım. Ama kadınlarının yüzde 80'inin rüküş olmasının nedeni budur; ayakkabı, çanta, pantolon, bluz, kolye, makyaj... Hepsi birbiriyle yarışıyor. Sonunda ortaya ürkütücü bir şey çıkıyor. Barbie'den hallice oluyorsun. Kadınların şık olmaya çalışırken verdiği savaş bu. Halbuki dümdüz bir şey giyinerek, bir-iki parçayla kendini hareketlendirirse çok daha şık olur.

Peki, sizin giyinme üzerine de bir uzmanlığınız var mı ki bu işe giriştiniz?
Bir insan sanatçıysa ve hayata dair gustosu var ise çiçekçilik de yapar, tablo da yapar, tasarımdan da anlar... Bir insanın hayata karşı zevki, gustosu yattığı yataktan, yüzünü yıkadığı lavaboya, bindiği arabadan, taşıdığı aksesuara kadar A'dan Z'ye olmalıdır. Zaten sadece bir uzmanlık alanından şıklığı yakalıyorsa o eksiktir bence. İyi bir modacının iyi bir aşçı da olması çok iyidir. Çünkü gözü varsa tadı da olmalı, bu bir bütünlüktür. Bazı tasarımcılara bakıyoruz, dünyanın en şık insanlarını giydirip imza atıyor ama kendi dökülüyor. Bence bu bir eksiklik... Terzi kendi söküğünü dikemez lafına ben çok karşıyım. İlk önce kendi söküğünü dikeceksin. Mesela Nur Yerlitaş, kilolu biri. Ama bir insan her kıyafeti bu kadar mı kendine yakıştırır? O kadar kiloyla bile bir insan bunu kendine yakıştırıyorsa, bu kadın zevklidir. Kadın bir çantayı tutuyor, küçücük bir çantayı vücudunda o kadar güzel kullanıyor ki seksilik var, kalite var. Anlatmak istediğim; Nur Yerlitaş, sizin tarzınıza uymaz ama zevkli bir kadın.

Çiçekçilik yaptınız, gece hayatında mekan işlettiniz, antika dükkanınız var. Kaç tane Dodo var sizde?
İkizler burcuyum, aslında bende çok Dodo var (gülüşmeler). Ama kendime baktığımda en çok olmak istediğim, en önemli Dodo, iyi insan olan Dodo. Bunun için çok çalışıyorum, insan olabilmek için. Rahat uyumak ve rahat nefes almak istiyorum. Onun dışında da bana her alanda bir şeyler yapmak çok normal geliyor. İnşallah bu alanda da güzel bir imza atarım. Çünkü Türkiye'de çok şeyin ilkini yaptım ama modacılıkta ilk ben olmadım. Çiçekçiliğin, gece aleminin hep en iyisini yaptım. Benim arkamdan çok insan geldi.

Neden Nişantaşı'na geri döndünüz?
Benim ilk mağazam buradaydı ki zaten burası doğduğum semt. Anneannemin bir lafı vardı; "İnsanlar 35'inden sonra aslına rücu eder." Ben de tekrar doğduğum yere geldim. Ve aslında Nişantaşı değil, Teşvikiye'de seçtim dükkanımı. Önce Abdi İpekçi Caddesi'nde anlaşmıştım, kaparo bile vermiştim ama yaktım kaporayı. Çünkü Teşvikiye Camii'nin önü ile arkası tarafında çok fark var. Ön tarafta büyük bir görgüsüzlük, keşmekeş, rüküşlük var. Arkası ise bence İstanbul'un, Türkiye'nin Soho'su. Kaliteli ve düzgün bir kitlenin olduğu yer. Burada olmaktan da çok mutluyum.

Teşvikiye Mahallesi'ne renk kattınız.
Evet, sanırım öyle oldu. Birçok insan geliyor "Dodo Teşvikiye'ye, Nişantaşı'na bir ruh kattın, çok teşekkürler" diyor. Ve bence birçok insanın da beni takip edip bu köşelere, buralara gelmesi lazım. Dünya markası olanları kastetmiyorum. Benim gibi şahıs markalarının, konsept store'ların buralara gelmesi çok önemli.

Dekorasyonda neler yaptınız burada?
En önemli detay dükkanda sakinlik ve modernliği yakalamaktı. Kendi tarzımı modern ile klasiği karıştırarak kullandım. Dekorasyon inanılmaz minimal ve modern. Tabii ki antikalarım burada, onlar bir Dodo klasiği.

BİZE ULAŞIN