''Hırslı değilim ama başarıya aşığım''

Bodrum’da üç yıl önce hayata geçirdiği ‘Bella Sombra Hotel Türkbükü’ ile Bodrum’a farklı bir soluk getiren genç iş kadını Şebnem Ercantürk ile otelinde bir araya gelerek keyifli bir röportaj yaptık.

Röportaj Gülçin İşler FIRAT

Fotoğraflar Kutup DALGAKIRAN

Sizi, 'Alice Harikalar Diyarı'na, biraz da Toskana bahçelerine götürelim istiyoruz. Otele de adını veren bella sombra, palmiye, mandalina, okaliptus ve zeytin ağaçları gölgesinde huzur bulacağınız, havuzunda serinleyerek, lezzetli yemeklerle keyifleneceğiniz müthiş bir yer burası. Bodrum'daki 'Bella Sombra Hotel Türkbükü'nden söz ediyoruz. Otelin sahibi, cemiyet hayatının tanınmış simalarından biri olan Şebnem Ercantürk. Otelinde buluştuğumuz Şebnem Hanım, bu yaz dördüncü sezonunu geçiren oteline gösterilen ilgiden çok memnun. Şebnem Ercantürk, otelin fikir babası olan dayısı Serdar Bilgili'yi idolü olarak gördüğünü ve onun öğütleriyle daha da güçlü bir şekilde yoluna devam ettiğini söylüyor.

Bodrum'da 2018 yazı nasıl geçiyor?

Yaz Bodrum'da güzel başladı, inşallah bu şekilde de devam eder. Biz erken açtık sezonu, nisan ayında. Bu yıl şubat ayı itibariyle hareketlilik başladı ve biz yaz sezonunu nisan ayında açtık. Bizim otelimiz 12 ay açık. Bu yıl dördüncü yazımızı geçireceğiz ve iyice oturdu otelimiz ve buna istinaden çok sayıda misafirimiz geliyor.

Üç yıl önce burayı açmaya nasıl karar verdiniz?

Esasında çok hızlı bir karar oldu Bella Sombra'yı hayata geçirmek, aklımda böyle bir şey yoktu. Aile şirketi olan Bilgili Holding'te ailemle birlikte çalışıyordum ve bir ara eğitim hayatına geri dönerek Harvard Business School'da master yaptım ve finansa yöneldim. İsviçre'de turizm otelcilik bölümü mezunuyum ve Cordon Bleu'de eğitim aldım. Mutfakta yemekler yapmak, misafir ağırlamak çocukluğumdan beri çok sevdiğim bir şey. Dolayısıyla burada misafirlerimi ağırlayacağım diyerek yola çıktım. Oteli açtık ama esasında burası evimiz gibi oldu. Burada çok sıcak bir ortamımız var ve buraya gelen her misafir birbiriyle kaynaşıyor. Burası için aslında 18 odalı kocaman evim ve ben burada misafirlerimi ağırlıyorum diyebiliriz.

Burayı ilk dayınız Serdar Bilgili buluyor değil mi?

Evet. Zaten işin en başında Serdar Bey beni aradı ve "Böyle bir yer var Şebnem sen niye satın almıyorsun ve kendine bir otel açmıyorsun" dedi. Serdar Bey'in bana ön ayak olmasıyla, erkek kardeşim Bora Ercantürk ile de konuşup oteli aldık ve bu iş oldu. Bora ailemiz ile devam ediyor, ben de Bella Sombra ile ilgileniyorum. Burayı ilk gördüğüm anda nasıl olacağını hayal edebildim. Projeyi kafamda oturttum ve hemen inşaatına başladık.

Ne kadar hızlısınız...

Gerçekten çok hızlı bir süreçti. Burasının lounge ve restoran bölümü ineklerin otladığı boş bir araziydi, otel bölümünde de binalar vardı. Bella Sombra Hotel'in olduğu yer iki araziden oluşuyor ve ben de iki araziyi birleştirdim. Bu gördüğünüz ağaçların, bitkilerin hepsini biz diktik. Bahçemizde be�� tane bella sombra ağacı dışında, zeytin, mandalina, palmiye, starlice, okaliptus ağacı var.

Boş bir araziden harikalar diyarı yaratmışsınız. Dekorasyonda kimin imzası var?

Her yerde benim dokunuşum var. Mimar ile çalışmadım ve kendi bünyemizde dekorasyonunu yaptık. Dekorasyonda yeni ile eskinin bir arada olmasına özen gösterdik. İtalya'dan, Fransa'dan, çok fazla yerdeki antika fuarlarından malzemeler topladık. Tabii ki annem ve babam olmasaydı yapamazdım. Annem Şerife Ercantürk, Bilgili Holding İnşaat Grubu'nun başında. Annemin, babamın dokunuşu ve Murat Özalp'ın desteğiyle, dört kişi yaptık burayı.

'' Her sabah buraya çok büyük bir heyecanla geliyorum. Her gün yeni misafirlerimiz oluyor. Evet, çok yoruluyoruz. Misafirlerimizden almış olduğum memnuniyetin bana verdiği çok büyük bir haz var. Bu her şeyden çok değerli.''

Bella Sombra çok güzel bir isim. Adına nasıl karar verdiniz?

Şubat 2015'te araziyi aldık ve çok ciddi bir inşaat süreci yaşadık. Mart ayında insanlara davetiye yolladım, mayıs ayındaki açılış tarihimizi de bildiren... Dolayısıyla açılacaktık (gülüyor). Nisan ayına geldik ancak hala ismi yoktu otelin. Otelin peyzaj mimarlığını yapan Murat Pilevneli, otelde kullanılacak bitkilerin isimlerini okuyordu. Bella sombra adını okurken, babam "Otelin adı Bella Sombra olsa" diye düşünmüş ve beni aradı. Zaten o sırada bulduğumuz isimler içimize sinmemişti, Bella sombranın tınısı çok hoşumuza gitti. Hadi adını Bella Sombra koyalım dedik. Biz buna karar verdik ve görsel çalışırken bir araştırdık ki Cevat Şakir, Halikarnas Balıkçısı, Mavi Sürgün kitabında bella sombra ağacından söz ediyor. Sürgünde Brezilya'dan bu ağacın tohumlarını getirtmiş. Bella sombra ağacı en yoğun ve romantik gölgeyi yapan ve gövdesinden hızla gövde, dallar çıkartan çok büyük bir ağaç. 'Güzel gölge ağacı' olarak geçiyor adı. Şu anda Bodrum'un merkezinde de çok büyük bella sombra ağacı var. Bodrum ile de çok özdeşleşen bir ağaç. Otelimizde beş tane var. Aldığımızda 1 metre yüksekliğinde iken şu anda boyları 5 metreyi geçti.

Bella Sombra Hotel'i nasıl anlatırsınız?

Gözünüzü kapatıp, buraya getirip açtıklarında, Bodrum'da olduğunuzu anlamayacağınız bir yer burası. Toskana havası var. Yeşillikler içerisinde harika bir bahçe dizayn ederek kendinizi huzurlu ve mutlu hissedeceğiniz bir yer yaratmaya çalıştık.

''Otelde partilerimiz çok rağbet görüyor ve beğeniliyor. Bella Sombra ile özdeşleşmiş olan İskender Paydaş ve 6 kişilik orkestrasının Cumartesi akşamüzeri Happy Hour organizasyonları var. Bodrum'un en iyi Happy Hour'u olmuş durumda.''

Oteliniz denizden uzak.

Burayı ilk açtığımızda bize herkes "Ama denizden uzak, nasıl yapacaksınız" diyorlardı. Hiç öyle olmadı çünkü burada öyle bir ortam var ki buraya gelen çıkmıyor. Bütün odalar havuza açılıyor. Odadan çıkan havuza giriyor sohbet, muhabbet ortamı oluyor havuz başında. Güzel yemeklerimiz var, hafta içi canlı müzik performansı oluyor. Cumartesi akşamları İskender Paydaş orkestrası ile partilerimiz var.

Partileriniz Bodrum'da çok meşhur.

Evet, partilerimiz çok rağbet görüyor ve beğeniliyor. Bella Sombra ile özdeşleşmiş olan İskender Paydaş ve 6 kişilik orkestrasının cumartesi akşamüzeri happy hour organizasyonları var. Bizim misafirlerimizin dışında 500-600 kişiye yakın kalabalık geliyor otele. Bodrum'un cumartesi günlerinin en iyi happy hour'u olmuş durumda. Bunun dışında perşembe ve cuma akşamları otelimizde bu yıl hayata geçen Martinez'de canlı müzik ve DJ ile eğlencemiz devam ediyor. Hafta içi mutlaka Martinez'de doğum günü, özel bir parti ve düğün organizasyonlarımız gerçekleşiyor.

Evet, bu sene çok önemli bir işbirliğine imza attınız. Mutfağınızı Martinez'e emanet ettiniz. Bu nasıl gerçekleşti?

Üç seneden beri burada mutfağa ben giriyordum ve çok da keyifli oluyordu benim için. İlk iki sene İtalyan ağırlıklı mutfağımız vardı. Bu işbirliğini de güce güç katmak adına yaptık. Uğur Karabayır, UkaLife'ın sahibi, benim çok yakın arkadaşım, 20 senelik. Onların Türkbükü'nde yazlık bir mekan açma arayışını duyunca bir araya geldik. Mutfağımı kimseye verme niyetim yoktu esasında ama Uğur ve Martinez olunca tabii ki ben de çok istedim. Martinez'i çok seviyorum, İstanbul'da da gidiyorum. Güzel bir işbirliği yapabiliriz diye düşünerek ilerledik. Mönüde de değişiklikler oldu.

Peki, şimdi mutfakta sizin dokunuşlar olacak mı, yoksa mutfak tamamen Martinez'e mi emanet?

Tabii ki Martinez'e emanet, harika bir mönüleri var. Burayı bir ev gibi gördüğümüz için sürekle fikir alışverişinde bulunuyoruz, çok güzel ve keyifli bir işbirliğimiz var. Ben zaten küçüklüğümden beri mutfağa çok düşkünüm. Anneannem, Allah rahmet eylesin, ondan geçti mutfağa merak bana. Çok seviyorum mutfakta vakit geçirmeyi. Canım ne istiyorsa o yemeği yapabilirim. Doğru baharatlar, doğru pişirme teknikleriyle buluştuğunda ortaya çok güzel bir yemek çıkıyor.

Mutfaktaki lezzetlerden bahsedelim.

Mutfağımız Akdeniz ağırlıklı; makarnalarımız, salatalarımız çok güzel. Bunun dışında sushi, ördek yemeği gibi Uzakdoğu lezzetleri var. Oteli açarken Urfa'dan bir ustaya taş fırın yaptırdım. Müthiş bir taş fırınımız var; taş fırınımızdan olağanüstü yemekler çıkıyor.

Dayınız Serdar Bilgili çok önemli bir işadamı. İş hayatına dair Serdar Bey'den neler öğendiniz?

Serdar Bey, çok başarılı bir işadamı ve zaten benim rol modelim. Çok vizyoner ve başarılı birisi. "Olmaz" diye bir şeyin olmadığını onunla birlikte öğrendim. Çok korkmamak, ilerlemek, adım atmak, önümüze bakarak, vizyoner olmak gerektiğini ondan öğrendim. Doğru stratejilerle, doğru yatırımlar yaparak ilerlemek esas olan.

Boynuz kulağı geçer mi?

Geçmez. O kadar değil. Şöyle geçmez; hem annemin hem dayımın senelerden beri var olmuş bir iş düzenleri var. Bir de benim de böyle bir isteğim ve arzum yok. Onlarla büyümek istiyorum. Her zaman fikir alıyorum. Burada tek başınayım ama aslında biz birbirine çok bağlı bir aileyiz. Annem, teyzem ve dayım; üçü de birbirine çok bağlıdır, biz de üçüncü jenerasyon, kardeşim ve kuzenlerim ile aynı yolda ilerliyoruz. Onlar her zaman benim yanımdadır.

Bir hayal ile kurdunuz, burayı ve şimdi geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her senenin gidişatına baktığımda çok büyük farklar görüyorum. Bu sene şimdiden geçen senenin rezervasyonlarının dört katı üstündeyiz. Otelimiz dolu ve çok güzel gidiyor. Bu sene Fransa ve İngiltere'den misafirlerimiz var. Bizi nereden buldunuz diye sorduğumda, sosyal medyadan duyduklarını söylüyorlar. Bilinirliğimiz çok artmış. 18 odamız ve her sene tekrar eden müşterilerimiz var, burayı evleri gibi görüyorlar. Güzel övgüler alıyoruz ve bu çok güzel bir his.

İşiniz sizin için ifade ediyor?

Her sabah buraya çok büyük bir heyecanla geliyorum. Buradaki en büyük önceliğim "Hiçbir şeye hayır dememek..." Her gün yeni misafirlerimiz oluyor. Evet, çok yoruluyoruz ama bir misafirimiz "Şebnem ne kadar güzel olmuş dekorasyonu, yemekler çok lezzetliydi" dediğinde aşırı mutlu oluyorum. Bu maddi bir şeyden ziyade maneviyatıyla çok yüksek bir his veriyor. Misafirlerimden almış olduğum memnuniyetin bana verdiği çok büyük bir haz var. Bu her şeyden çok değerli.

Nasıl bir iş temponuz var?

Çok yoğun bir iş tempom var. Dışarıdan bakıldığında herkes "Oh ne kadar güzel, bütün yaz Bodrum'dasın, keyfin yerindedir" diyor. Hiç böyle değil, insanlar burada tatil yaparken biz çılgın gibi koşturuyoruz. Misafirlerimiz masasında boş bardak kalmasın, yemekleri güzel olsun, odalarında bir problem olmasın vs. derken çok koşturuyorum. Hafta içi otelin operasyonel işleriyle hafta sonu ise misafirlerimizle teker teker ilgilenme görevim var. Ama tabii ki çok mutluyum çünkü işimi severek yapıyorum.

İş dışında neler yapıyorsunuz?

Bodrum, Yalıkavak'ta oturuyorum, köpeklerim var. Onlarla çok vakit geçiriyorum. Bunun dışında tenis oynuyorum. Son zamanlarda da annem ve dayımın da hobisi olan fotoğrafçılığa sardım. Afrika'da safariye gidiyorum ve vahşi doğa fotoğrafları çekiyorum.

Harika, soya çekim dedikleri bu olsa gerek. Neler giriyor kadrajınıza?

Evet, çok keyifli bir hobi. Geçen sene Kenya'ya büyük göçe katıldım. Hiç yapmamam gereken bir şeyi yaparak, ağustos ayının son haftasında oteli bırakarak gittim ama bunu kaçıramazdım! Sezonu belli çünkü bu göçün. Orası çok ayrı bir dünya ve görüyorsunuz ki burası insanların dünyasıysa orası da hayvanların dünyası. Onların misafiri oluyorsunuz, acayip bir güzel bir şey... Bana dünyanın en lüks seyahatini teklif edin, ben Afrika'ya safariye gitmeyi tercih ederim. Orada kendimi buluyorum, kendimi çok farklı hissediyorum. Çok çok güzel bir yer.

Gerçekten çok özel bir deneyim olsa gerek, adrenalini yüksek...

Bayağı yüksek hem de düşünün ki her saniye yeni bir şey oluyor ve ne olacağını bilmiyorsunuz. 'Büyük göç'e gittiğimizde çok lüks yerler de var ama biz kampta kaldık. Hayvanlar dolaşıyor etrafınızda ve sizi silahlı adamlar koruyor. Adrenalin çok yüksek. Çok heyecanlı geçiyor. Bir çekimde belki 20 bin tane fotoğraf çekiyorsunuz. Her kare birbirinden daha enteresan ve güzel çıkıyor. Bir aslanın başında 3.5 saat onun esnemesini bekleyebiliyoruz o fotoğrafı yakalayabilmek için. Doğası da muhteşem.

Çektiğiniz fotoğraflarla sergi yapmayı düşünüyor musunuz?

Biraz daha geliştirmem lazım kendimi ve sonrasında neden olmasın. Çok güzel karelerimiz, fotoğraflarımız var. Kimler ne sergiler yapıyor, olabilir esasında. Ama ben bir işi yaptığımda daha layıkıyla, hakkını vererek yapmayı seviyorum. O yüzden biraz daha vaktim var diye düşünüyorum.

Demin oteli bırakarak, bir hafta gittim dediniz. Hep otelde misiniz?

Hep buradayım ve burada işimin başında durmasaydım, asla olmazdı. İşimin hep başındayım. Burada misafirlerimize kendini önemli hissettirmek, bir hatamız olduğunda düzeltebilmek, birebir sohbet etmek için varım. Herkese soruyorum "Sizin için yapabileceğim bir şey var mı?" diye. Burada durmayı istiyorum ve seviyorum. Ben burada durmasaydım kim gelirdi ki otelimize? Burası sonuçta Türkbükü'nde ara sokakta bir yer. Ama şimdi ismi Türkiye'de ve yurtdışında da duyulmuş bir yer.

Mükemmeliyetçi misiniz?

Başarıya aşığım. Bir şey yapıyorsam en iyisi olmasını istiyorum. Ya iyi olsun ya da olmasın. "Çok hırslıyım, Türkiye'nin en başarılı bir iş kadını olayım, varlığıma varlık katayım" gibi bir derdim yok. Sadece yaptığım şeyin, minicik bir şey bile olsa güzel olmasını istiyorum.

Bütün bu yoğun tempo içerisinde özel hayat nasıl gidiyor?

Özel hayat gidemiyor (gülüyor). Şu anda bolca çalışmak var. Bu işler hesapla kitapla olmuyor. Duygu insanıyım; kapalı değilim ama öyle bir adayımız yok.

BİZE ULAŞIN