''Sihirli bir aşk yaşıyoruz''

Ocak ayında New York’ta dünya evine giren dünyaca ünlü caz sanatçısı Kerem Görsev ve şef eşi Deniz Kurt Görsev, Bodrum’daki evlerinin ve yeni yaşamlarının kapılarını ilk kez Şamdan Plus’a açtı.

Röportaj: Gülçin İşler FIRAT
Fotoğraflar: Betül YAZICIOĞLU

Bodrum Havaalanı'na sıcak ve güneşli bir günde indikten 10 dakika sonra Kemikler Köyü'ndeyiz. Burası Bodrum, el değmemiş, köy yolları, evleri ve yoldan geçen koyunlarıyla gerçek bir köy. Bizi buraya getiren ise dünyaca ünlü caz sanatçımız, piyanist, besteci Kerem Görsev'in uluslararası yatlarda şeflik yapan eşi Deniz Kurt Görsev ile evlendikten sonra kurdukları yaşamları... 500 yıllık zeytin ağaçları, domates, biber, kavun, karpuz gibi sebze/meyve yetiştirdikleri bahçeleri ile yüksek tavanlı, rahat ve bir o kadar cool bir evdeyiz. Ocak ayında New York'ta evlenen Görsev çifti, ilk kez evlerinin kapısını, aşklarını, evliliklerini Şamdan Plus ile paylaştı. Şimdiden uyarayım bu röportaj yüksek voltajlı aşk içeriyor.

Öncelikle ilk kez Şamdan Plus'a kapılarını açtığınız Bodrum'daki yeni eviniz hayırlı olsun. Evinizin dekorasyonunda neler öne çıkıyor

Kerem Görsev: Teşekkür ederiz. Evin temelini 2017 Ağustos ayında attık, Aralık ayında da taşındık. Bu gördüğünüz taş ev 4 ay gibi bir sürede bitti. Erhan Gözüm çizdi evi, Maya Tatil Köyü'nden tanıdığım bir büyüğüm. Erhan abiye kafamdaki evi anlattım o da çizdi. İstediğim gibi bir ev oldu. Yine bu köyden arkadaşım Mehmet Kızıldağ da lojistiğini yaptı. Burası Kemikler Köyü ve göçebe bir köy. Duvarlarımızdaki taşlar fabrikasyon değil doğadan gelen taşlar, üzerinde yosunları bile duruyor. Mehmet traktörleriyle evin içindeki taşları dağlardan eve taşıdı. Yüksek tavanlı olmasını da ben hayal ettim. Yüksek tavanlı olduğu için akustiği çok iyi oluyor ve prova yapma imkanı buluyorum. Rahat ve konforlu bir yaşam alanımız var.

Burası gerçek bir köy, nasıl geçiyor köyde hayat?

K. Görsev: Evet burası bir köy fakat medeniyete 5-10 dakika. 10 dakika sonra havaalanındasınız ve dünyanın her tarafına buradan uçakla gidebiliyorsunuz. Köyümüzde deniz yok ama istediğimiz yerden denize girebiliyoruz, 10 km mesafeden. Burada köy hayatı nasıl yaşanıyorsa, onu yaşıyoruz. Bahçemiz var, onunla ilgileniyoruz.

Neler var bahçenizde?

K. Görsev: Domates, salatalık, biber, patlıcan, kavun, karpuz, kabak, taze fasulye, bamya, mısır. Bahçemiz küçük görünüyor ama maşallah çok fazla ürün veriyor; eşimize, dostumuza da veriyoruz.
Deniz Kurt Görsev: Doğal hayatı yaşamak çok güzel. Bahçemizden beslenmek, onları kopartıp taze taze mutfakta pişirmek çok keyifli oluyor.,

Yaz-kış burada mı kalıyorsunuz?

D.Görsev: Geçen kış burada kaldık ama bu kış İstanbul'da olmaya karar verdik, dört-beş ay kadar. Ben yeni bir iş kuruyorum o sebeple.

Deniz Hanım sizi biraz tanıyalım, neler yapıyorsunuz?

D. Görsev: Uluslararası süper yat sektöründe şeflik yapıyorum. Türkiye'de MSA mezunuyum, ardından İtalya'da uluslararası İtalyan mutfağını öğrendim. Sonrasında da süper yat sektörüne katıldım. Uluslararası yat sektörü içinde bu işi yapan, hem şef hem kadın tek Türk benim. Bu kış aylarından itibaren Türkiye'deki bütün yat sektöründe olan ve yeni mezun olan şef adaylarını, uluslararası yat sektörüne kazandırmak adına bir şirket kuruyorum, Atlantico Yatching. Şu anda şirketin kuruluşuyla uğraşıyorum.

Kerem Bey, 18. albümünüzün adı 'After The Hurricane'. Neden bu adı seçtiniz?

K. Görsev: Hurricane (fırtına) sadece tabiat olaylarında olmuyor, insan ruhunda, bedeninde de fırtınalar oluyor. Benim de özel hayatımda fırtınalı bir dönem oldu ve sonrasında biz Deniz ile birlikte olduk. 2018 Ocak ayında da New York'ta evlendik. Evlendikten 2 gün sonra albümün kaydına girdim.

Fırtınadan kastınız nedir?

K. Görsev: Bizim de dünyamızda çalkantılı bir dönem geçti ve ardından albümün kapağındaki gibi deniz de duruldu. Dünyadaki bütün fırtınaların sonunda ortalık biliyorsunuz ki sütliman olur. 'After The Hurricane'in kapak fotoğrafını da Deniz, Atlantik'i geçerken çekti.
D. Görsev: Atlantik Okyanusu'nu geçmek aslında nadir yapılan bir şey ama ben 6 kez geçtim. Atlantik'i geçip, Karayipler'e vardığımda albüm yeni bitmişti. Albümün adı 'After The Hurricane' olunca, Kerem de bu fotoğrafı albüm kapağında kullanmak istedi.

Ocak ayında evlendiniz, henüz çok taze evli bir çiftsiniz. Evlilik nasıl gidiyor?

K. Görsev: Biz hala balayındayız. 24 Ocak'ta evlendik ve 7. ayımıza girdik.

Neden New York'ta evlendiniz?

K. Görsev: Deniz yurtdışında evlenmek istedi, New York'a karar verdik.
D. Görsev: Aslında New York cazın kalbi, bunun da çok etkisi vardı. Eğlenceli olacağını düşündük.
K. Görsev: Evet, oraya gitmişken yeni albümün kaydını da orada yaptık.

Evlendikten 2 gün sonra albüm kaydını doldurmaya geçtiniz. Evliliğe göre mi ayarladınız albüm kaydını yoksa tam tersi mi oldu?

K. Görsev: Hepsini aynı anda organize ettik. Kayıt zaten kafamda vardı. Deniz ile New York'ta evlenmek çok güzel bir fikir oldu. Güzel caz kulüplerine, konserlere gittik. Orada balayı başladı burada da devam ediyoruz.

Balayı devam ediyor yani.

K. Görsev: Evet, bak şort, tişört, terlik oturuyoruz burada. Bu da balayının en güzel örneği...

Peki, o zaman biraz geçmişe dönelim Evlilik teklifini nasıl yaptınız?

K. Görsev: Evlilik teklifini yaptım ama Deniz, adı gibi denizci, deniz aşığı bir kız. Özgürlüğüne de çok düşkün. Önce biraz mızmızlandı, şimdi ise evlilikten son derece memnun (gülüşmeler). Beklediği gibi çıkmadı evlilik.

Nasıl, ne bekliyordunuz, ne oldu?

D. Görsev: Evet, şu an çok mutluyum. Evlilik bize anlatılan formlarda olduğu zaman çok sıkıcı biliniyor. Ancak Kerem, anlatılanlar gibi bir evlilik yaşatmıyor bana. Çok keyifli bir evlilik yaşıyoruz.

Biraz daha açar mısınız?

K. Görsev: Şöyle ki Deniz son 7 yıldır Milano'da yaşıyordu işi gereği. 2-3 ay okyanusta kalıyorlar filan. Türkiye ile arası yoktu ve bana dedi ki "Evliliğimizde biraz orada, biraz burada yapabilir miyiz?" Ben de "Yaparız" dedim. Şimdi mesela İtalya'ya gidiyor, 10 gün kalıyor ve 3. gün mesaj atıyor "Kerem seni özledim, sıkıldım" diye. Eskiden böyle değildi.
D. Görsev: Eskiden giderdim, 3 ay dönmesem de ülkeye asla sıkılmazdım. Ama şimdi özlüyorum ve geliyorum. Sorunuza gelirsek; Kerem benim için her zaman sevgilim. Hiçbir zaman evliymişiz gibi gelmiyor bana. Kerem ile evli olmaktan çok mutluyum.

Bodrum'a yerleştiniz, yaz-kış burada mı kalacaksınız?

K. Görsev: Evet, burası hep olacak, Deniz ile yeni hayata geçince Bodrum'u merkez üssü belirledik. Milano'da bir ev pozisyonumuz olacak. Bu kış İstanbul'da olacağız. Deniz, işini başka bir boyuta taşıdı. Türkiye'de hiç kimsenin yapmaya cesaret edemediği, az önce bahsettiği işe soyundu.
D. Görsev: İtalya'da da oturma ve çalışma iznim, ayrıca bir şirketim var. Kısacası Milano-Bodrum-İstanbul hattında gidip geleceğiz. Karayipler'i de unutmayalım tabii ki.

Ortak noktalarınız nelerdir?

K. Görsev: Mucizevi bir şekilde ikimiz de güzel müzikten anlıyoruz. İlk evliliğimde de böyleydi. Bu konu benim için çok önemli, çünkü aynı müziği dinleyemeyeceğim bir insanla olmazdı. Şimdi Deniz burada değişik müzikler dinlese ben ne yapardım, atardım kendimi aşağıya (gülüşmeler).
D.Görsev: Ben de şefim ve benim için de yemek yemekten zevk almayan bir adam olsaydı olmazdı. Kerem mutfak ayırt etmez yani "illa ki Türk Mutfağı yerim" demez. Ben Türk mutfağına çok hakim değilim, pilav yapmayı bilmem. Evlilikte pilav yapmak bir kriterdir ve esprisi yapılır ya "pilavı iyi yapıyorsa idealdir" filan diye, ben iyi risotto yapıyorum (gülüşmeler).
K. Görsev: Deniz Uzakdoğu ve İtalyan mutfağına çok hakim.
D. Görsev: İtalyan mutfağı ana uzmanlık alanım, Asya mutfağı ise ikinci olarak en iyi hakim olduğum mutfak. K. Görsev: Canım Türk mutfağı istediğinde, evin aşağısında Yeşim Hanım'ın Mutfağı var. Kuru fasulyesi, pilavı, meşhurdur (gülüşmeler).
D. Görsev: Bütün repütasyonum gitti (Gülüyor).
K. Görsev: Olsun canım, ben de tek bir müzik tarzıyla uğraşıyorum ve her müziği bilmek zorunda da değilim. Bir şeye inanıp o şeyin arkasından giderseniz iyi sonuçlar almaya çalışırsınız ve o iyi sonuçlar da size gelir. Sonuçta Deniz, Bolulu Deniz Hanım değil ki? Yaprak sarması, karnıyarık yapsın (gülüşmeler). Yanlış anlaşılmasın çok severim Bolu mutfağını.
D. Görsev: Türk mutfağından yemek istiyorsak ben onu evde yapmaya uğraşmıyorum. Çünkü çok iyi yapanları var.

Birbiriniz için ne ifade ediyorsunuz?

D. Görsev: Birbirimiz için hayatı ifade ediyoruz. Benim için hayat dönemlere ayrılan bir süreç. Benim olgun dönemimim anlamı Kerem.
K. Görsev: Deniz de benim yaşlı ergenlik dönemime denk geldi. Ben orta yaşlı bir gencim, 57 yaşındayım (gülüşmeler).

Harikasınız.

D. Görsev: Bu arada Kerem benden daha fazla enerjiktir ve taze kana sahiptir. Ben ona taze kan olarak gelmedim, ben ondan daha ağırımdır. Kerem ise çok daha pozitif, hayata karşı renkli, eğlenceli, tecrübelidir. Tecrübesini bana da yansıtır.

Birlikte neler yapıyorsunuz?

K. Görsev: Biz birlikte iken hiç sıkılmıyoruz.
D. Görsev: Bence enteresan olan tarafı, 24 saatin neredeyse 24 saatini birlikte geçiriyoruz. İkimizin de sabah uyanıp belli bir saatte işte olma zorunluluğu yok. Ona rağmen sıkılmıyorsak birbirimizden, bunun çok önemli bir sihir, pırıltı olduğunu düşünüyorum.

Bu soruyu size sormakta tereddüt ediyorum ama yine de soracağım. Evlilik aşkınızı öldürür mü?

D. Görsev: Bence öldürmeyecek çünkü evliliğin aşkı öldürmesi için olumsuz düşüncede olunması gerekiyor. Biz olumsuz düşünce yaşlarını geçtik.
K. Görsev: Şuna çok inanıyorum ki negatif bir şeyi hemen kesip atacaksın. Herkes yoluna bakacak, bu hayatta kimsenin birbirini üzmeye, germeye hakkı yok.

Nasıl bir aşk sizin ki?

K. Görsev: Bizim ki hayal kurduran bir aşk... Sihirli... Deniz ile ortak noktamız çok fazla var bu çok güzel. İkimiz de Kızılderili atı gibiyiz, eyersiz. Biliyorsunuz ki Kızılderili atı zordur.
D. Görsev: Aslında şöyle bir şey, ikimiz de özgürüz. Şöyle bir cümle vardı bir yerde okumuştum ve bizim ilişkimizi çok iyi tanımlıyor. İki taraf da gitmek istese gider ama kendi isteğiyle hikayenin içerisinde duruyor. İşte ben buna sevgi, aşk diyebiliyorum. Gerçekten ikimiz de dünyanın her yerine yarın gidebiliriz ama bunu bilerek hiçbir zaman gitmeyecek gibi duruyoruz. Bunun çok önemli olduğunu düşünüyorum.

K. Görsev: Genel merkezde güçlü bir mıknatıs var, kendi isteğinle gidiyorsun kendi isteğinle dönüyorsun. Mesela bazen Deniz gittiğinde sıkılıyorum, o benden daha çok sıkılıyor.
D. Görsev: Evlendikten 15 gün sonra Fransa'ya gittim ve 3 hafta kaldım. Ardından nisan ayında Karayipler'e uçtum, oradan okyanusu geçerek 1,5 ay sonra geldim. Artık bu kadar aralıklı gitmek istemiyorum.
K.Görsev: İki buçuk aydır hiç gitmedi uzun seyahate ve bu yeni işi kurma planları da bu yüzden oldu aslında.
D. Görsev: İki ay gerçekten çok uzun süre ayrılık oluyor, Kerem beni ziyarete geliyor ama aynı evde olarak yaşamak çok başka.

Ne kadar güzel, mutluluğunuz hep böyle sürsün. Deniz Hanım adınız gibi hep denizlerdesiniz. Deniz sizin için ne ifade ediyor?

D. Görsev: Kendimin de Deniz gibi olduğunu düşünüyorum zaman zaman çok dalgalı, fırtınalı, bazen sütliman, durgun... Okyanusu geçerken ilk hissettiğim duygu gibi de derinim...

Kerem Bey, sizin de hayatınız müzik ile inşa edilmiş. Müzik sizin için ne ifade ediyor?

K. Görsev: Doğduğumdan beri duyduğum bir şey. 6 yaşındaydım, ki o zaman için zor şartlardı, ama babam taksitle piyano almıştı. İlk oyuncağım piyano idi, müzikti. Bunun ne ifade ettiğini algılayamıyordum. Her gün duymak istediğim, bana hayatımda yön veren, müzik dinledikçe düşünüp yapmak istediğim şeylerin kodunu veren şey... Hayatımı yönlendiren bir mekanizma ve ben sırf müzik dinlemek için müzik dinlemiyorum.
D. Görsev: Evimizde devamlı müzik dinlenir, hatta Kerem uyurken bile müzik dinler. K.Görsev: Deniz evde yokken 24 saat müzik çalar.
D. Görsev: 6 yaşından beri piyano çalıyor, 57 yaşında ve düşünün ki 51 yıldır piyano çalıyor. Çok enteresan bir şey.
K. Görsev: Çok seviyorum... Güzel bir enstrüman, dokunmayı çok seviyorum.
D. Görsev: Mesela bir yere gidiyoruz ya, 1 hafta filan orada kaldıysak Kerem sıkılıyor. Çünkü piyanoya dokunmadan yapamıyorum diyor.
K. Görsev: Evet, yıllardır böyleyim. Otele filan gittiğimde de oradaki kuyruklu piyanoları kullanmak istiyorum.

Büyük bir tutku...

K. Görsev: Olmazsa olmazım.

Kerem Bey, Türkiye'de sizden bir tane daha yok. Türk insanına caz müziği sevdiren isimsiniz.

K. Görsev: Var, canım tabii ki.

Çok mütevazısınız, tabii ki çok değerli caz sanatçıları var ama siz dünya çapında ünlüsünüz.

K. Görsev: Yıllarca, televizyon, radyo programları yaptım biraz onlar sayesinde daha popüler olmuş olabilirim ama çok iyi sanatçılar var.

O halde siz kendinizi nerede görüyorsunuz?

K. Görsev: Ben araştırmacıyım, kimse ile yarışmam. Ferrari araba da değilim, yarış atı da değilim. Herkes kendi rengini, dokusunu, şahsiyetini müziğe dökmeli ki bir kokusu olsun. Birini taklit ederek olmaz. Ben kendi müziklerimi çalarak dünyada pire gibi bir renk bulmaya çalışıyorum.

Sizin farkınız size göre nedir?

K. Görsev: Benim farkım müziklerimle bir yere gelmek, yaptığım projelerle var olmaya çalışmak. Allah sağlık, afiyet versin son dönemime kadar da yaşadığım sürece piyano çalmak istiyorum. Müzik çok güzel bir şey...

Peki, hangi tür müzikleri dinlemezsiniz?

K. Görsev: Bana hikaye anlatmayan, hayal kurdurmayan müzikleri dinlemem. Popülist, mevsimsel yapılan müzikleri hiç dinlemem. İşim olmaz. Müzik dinlemek bir kültürdür ve bir müziği dinlediğinizde o sizi alıp bir yere götürmelidir. Götürdüğü yerde de bir şeyler sunar. Güneşin altında el çırparak, gürültülü, sözlerinde hiçbir mana olmayan müzikleri dinleyemem. Benim ailemde de böyleydi bu arada. Babam vefat ettiğinde müzik arşivini Anadolu Üniversitesi'ne bağışladı. 5 bin tane klasik müzik albümü vardı.

Böyle bir ailede büyüyünce farklısı olamazdı tabii ki.

K. Görsev: Konservatuara 1967 yılında ilk girdiğimde piyano, keman çalmaya başladım. Klasik müzik ile eğitim gördüm ve evin içinde bununla büyüdüm. Kundakta iken bana Mozart, Vivaldi dinletilirmiş. Böyle olunca da bu yola girdim ancak Neşet Ertaş'ı, Aşık Veysel'i, Türk Halk Müziği'ni, Klasik Türk Musikisi'ni de hiçbir zaman reddetmem, dinlerim.

Konser ve albüm hazırlığınız var mı bu aralar?

K. Görsev: Rusya'ya gittim geçenlerde konser için. Şubat-mart ayında albüm kaydı için hazırlıklara başlarım, 4 parça hazır. Müzik, albüm öyle hadi yap deyince olmuyor. 18 tane albüm yaptım bunların hiçbirinde de albüm yapmak için stüdyoya girmedim. Hepsinin bir oluşum süreci ve hikayesi olduktan sonra içimdeki ses "haydi Kerem albüm yap ve paylaş" dedi. Şimdi o dönemi yaşıyorum. Hamilelik gibi düşünebilirsiniz şimdi 3-4 aylık.

Nasıl bir hazırlık süreci yaşıyorsunuz?

K. Görsev: Sakinlik ve sükûnet istiyorum müzik yazarken. Müziğin ne zaman yazılacağı belli olmaz. Hiçbir zaman piyanonun başına oturup müzik yazmak gibi bir durum olmuyor. Tüccar-terzi gibi olursun öyle olursa.

Son albümde eşinize yazdığınız parçalar hangisi?

K. Görsev: Biri 'After The Hurricane', yukarıda hikayesini anlattığım. 'Dorea', denizden gelen demek eski Yunanca'da ve Hawai dilinde. 'Mermaid' ve 'Maybe One Day' diğer şarkılar.

Deniz Hanım da size denizleri aşarak mı geldi?

K.Görsev: Aynen öyle oldu. 5 Haziran 2017'de Bodrum'da fiziksel olarak ilk tanışmamız gerçekleşti. Yazışıyorduk ama o güne kadar hiçbir araya gelmemiştik. Deniz'i havaalanından aldım ve direkt benim tekneye gittik. Ardından Yunan adası Patmos'a gittik.
D. Görsev: Okyanusu aştım geldim Kerem'in hayatına...

Kerem Bey, meslek hayatınıza sığdırılmış çok fazla anınız vardır ama bir tanesi çok özeldir mesela. Onu dinlemek isteriz.

K. Görsev: Çok fazla anım var. Hayatımda çok mutlu olduğum, dünyaca ünlü starlarla çaldığım çok keyifli konserler var. Bunlar her zaman aklıma gelir ve tebessüm ettirir. Bunlar maddenin satın alamayacağı çok büyük mutluluklar... İstersen milyonlarca doların olsun, o projeyi bestelemedikten, o festivallerde çalamadıktan sonra ne önemi var? Bunlar benim hayatımdaki en mutlu anlar. Bir de kızım Nisan doğduğunda, onu kucağıma aldığım ilk an çok başka. Nisan'ı küçük ve zarar veririm diye 4 ay tutamadım.

Baba Kerem Görsev nasıldır? Kızınızla neler yapıyorsunuz?

K. Görsev: Baba Kerem Görsev olarak kızımın hep yanındaydım. Kızım küçükken okuldan gelince ona kapıyı açan hep ben olurdum. "Baba nasılsın, baba evde misin?" derdi. Şimdi 18 yaşında, her gün konuşuyoruz, Whatsapp'tan yazışıyoruz. Her gün gözüm üzerinde, kalbim ile gözüm üstünde. İstanbul'da yaşıyor, Saint Joseph'de okuyor.

Kızınızın da sizin gibi müziğe merakı var mı?

K. Görsev: Kızım müzik ile büyüdü. Ortaokulu konservatuarda okudu, piyano bölümünde. Kulağı çok hassastır, sesleri çok iyi duyar.

Bir Görsev daha yetişir mi, ne dersiniz?

K. Görsev: Hayır, istemiyor. Başka şeyler okumak istiyor. Bir gün konservatuar ikinci sınıftaydı, "Babacığım ben devam etmek istemiyorum" dedi. Bu işler zorla olmaz, zorla güzellik olmaz. Ben de "Sen bilirsin kızım" dedim. Baskı yaptım galiba ben ona biraz küçükken; o da soğudu. "Her gün çalış, çalış" dedim. O dönemleri hatırlıyorum. Belki de girmek istedi heves etti, ona küçük kuyruklu bir piyano da almıştım. Önce sağlık tabii ki ne istiyorsa onu yapacak, ben karışamam.

Peki, sizin eğitim anlamında okul açma gibi düşünceleriniz var mı?

K. Görsev: Hiç öyle bir niyetim yok, o çok büyük bir sorumluluk. Bu konuda çok da teklif gelmiştir ancak ben eğitmen değilim. Bir programınız olmalı mesela bir öğrenciyi aldığınız zaman onu 1 yıl programlamanız lazım. Benim öyle bir programım olmuyor ki konser oluyor, yurtdışı turneleri, albüm hazırlığı vs. Bir de ben o sıkıntılı, programlama sürecinin içine girerek kendimi köreltemem. Bu sefer beste yapacak ruhum kalmaz. Caz kulüp açtık mesela iki tane, bittim, perişan oldum! Ruhum gitti, stresten, ticaret kafasından... Bunlara hiç lüzum yokmuş. Herkes kendi işini yapacak. Ben piyano çalmayı, konser vermeyi, beste yapmayı, Deniz ile vakit geçirmeyi seviyorum. Yetiyor bana...

BİZE ULAŞIN