Banu Çiftçi "Süper kahraman olmak isterdim"

Düzenli olarak Afrika’ya giderek, dezavantajlı durumdaki insanların ayağına sağlık hizmeti götüren Dr. Banu Çiftçi, “Her çocuk gibi benim de hayalim süper kahraman olup dünyayı kurtarmaktı” diyor. Çiftçi ile bir araya gelerek bu hayaline ne kadar yaklaşıp yaklaşmadığını konuştuk

Röportaj: Nazan Ortaç, Fotoğraflar: Betül yazıcıoğlu

Dr. Banu Çiftçi, tanınmış bir kadın hastalıkları ve doğum uzmanı... Uzmanlığı infertilite; yani bebeği olmayan ailelere derman oluyor. 24 saatin asla yetmediği insanlardan. "Yürümeyi hiç sevmem" diyor, çünkü depara kalkıp koşmayı tercih ediyor. Hekimliğinin yanı sıra sosyal sorumluluk projesiyle dikkatleri üzerine çekiyor. Başka hekim arkadaşlarıyla sık sık Afrika'ya giderek, sağlık hizmeti götürüyor, sosyal medya hesabından küçük küçük bağışları bir araya getirerek su kıtlığı çeken köylere su kuyuları açıyor. Onu dinlerken hem pozitif enerjisine hem de çalışma ve yardımlaşma azmine hayran kalıyorsunuz...

Yıllar önce geriye gitsek; doktor olmaya nasıl karar verdiniz?
Aslında ben karar vermedim. Çok başarılı bir öğrenci olduğum için hem ailem hem okulum tıp fakültesi yazmamı istedi. İyi ki de öyle olmuş. Bu kadar seveceğimi bilmiyordum. Nihayetinde bana göre hayat dediğimiz şey; kendini ne kadar gerçekleştirebildiğin, ömrünün sonunda kendi en iyi versiyonuna ne kadar yaklaşabildiğindir. Doktorluk benim için öyle oldu.

Kadın hastalıkları ve doğumu seçme nedeniniz neydi?
İşte onu ben seçtim. Benim gibi hep aynı şeyi yapmaktan tatmin olmayan, aynı anda çok fazla işi bir arada yürütebilen, farklı alanlarda ilerlemek isteyen, yaptığı şey ne olursa olsun yapabildiğinin en iyisini yapabilen bir kişilik yapısında olan biri için çok doğru bir alan. Ameliyattan çıkıp, tüp bebek için embriyoyu annenin rahmine transfer edebiliyor, o sırada bir doğumun ilerlemesini takip edip, bebeğin dünyaya gelişini beklerken poliklinikte başka bir bebeğin anne karnında kalp atışlarını dinleyebiliyor, sonra da menopozla ilgili şikayeti olan kadını tedavi edebiliyorsunuz. Kadın hastalıkları ve doğum sadece bilgi, beceri ve yeteneğin yeterli olmadığı, hayata dair hem de 1-2 dakika içinde hem tecrübe hem de kalbinize kulak vererek, ani kararlar vermek, bu arada soğuk kanlılığınızı korumak zorunda olduğunuz bir alan. Üstelik hayatla ölüm kıyısını iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Çünkü karşınızdaki canın içinde ikinci bir can olduğu, hayatın hem başlangıcı hem sonunu her an deneyimlediğiniz, adrenalinin yüksek olduğu bir branş.

Uzmanlığınızı yurtdışında da pekiştirdiniz...
En iyisi de olsanız, global bakamıyorsanız, bulunduğunuz kısıtlı çevre farkında olmadan sizin gerçekliğinize dönüşüyor, sizi kısıtlıyor. Amerika ve Avrupa'daki çeşitli merkezlerde eğitim aldım. Örneğin tüp bebekte bir teknik olan mikroenjeksiyonu izlemek ve öğrenmek için bunu dünyada ilk yapan bilim insanının yanına, New York Cornell Üniversitesi'ne gittim. Anne karnında kromozom bozukluklarına tanı koyarken kullandığımız yöntem olan ense kalınlığı ve diğer ölçümleri öğrenmek için Londra Kings College'da bunu ilk bulan bilim insanının yanına gittim. Kapalı ameliyat olan laparoskopiyi, ilk uygulayan bilim insanından öğrenmek için New York Mount Sinai Hastanesi'ne gittim ve ilk ameliyatlarda kullandıkları boru şeklindeki ilkel cihazı görme şansım bile oldu.

Türkiye'nin kadın sağlığı açısından en büyük sorunu ne?
Anne bebek ölümleri çok şükür çok azaldı. Çok daha büyük bir sorunumuz var artık; kadının biyolojik saati. Modern yaşamda kendini gerçekleştirmek isteyen, idealleri olan, başka seçimleri de olabilen kadının bir yandan da anne olabileceği zamanın kısıtlı olması arasında sıkışıp kalmışlığı... Bir de buna kötü yaşam koşullarımızın sonucu, üreme hücrelerinin çok fazla toksine maruz kalmasıyla hem kalite hem sayı olarak doğurganlığın azalıp, erken menopozun artması gerçeği ekleniyor. Kadın için zamanın kısıtlanması, sevgi temelleri üzerine kurulu bir birliktelik ve çocuk sahibi olma kararına da zaman tanımıyor.

TV programı da yaptınız bir dönem, şimdi de kendi YouTube kanalınız var... Neler anlatıyorsunuz izleyicilerinize?
Ülkemizde en büyük sorunlardan biri de sadece kadın değil, erkeğin de üreme sistemi hakkında bilgisi olmayışı. Çünkü bu eğitim okullarda çekinceler nedeniyle yarım yamalak veriliyor. Ve kadın, doğumu başladığında bile doğumun ne olduğu, bedeninde o sırada neler olduğundan bihaber. Sonra da niye bu kadar doğum korkusu var, niye bu kadar cinsel fonksiyon bozuklukları var? Amacım herkesin anlayabileceği basitlikte bu eğitimi dijital ortamda vermek ve kitlelere ulaşmasını sağlamak. Bunun için YouTube kanalımda videolar çekiyor, mobil telefonlarda uygulamalar yapıyor, kitaplar yazıyorum. Onun dışında Türkiye'nin her yerinde lise ve üniversite öğrencilerine hayatta başarı, sınavlar, insan olmak, meslek seçimlerine dair verdiğim konferanslarımı dijital ortamda da yapıyorum. Yine kadınlara sadece kadın olarak ne kadar güçlü olduklarının farkına varmaları için kendi hayatım üzerinden yazılar yazıyor, motive etmeye çalışıyorum. Bu konuda bir kitap da yazıyorum şu anda. 'Hamilelik ve Doğum'la ilgili çıkardığım ilk kitabımdan sonra ikinci olacak.

Birçok sosyal sorumluluk projesinde bulunuyorsunuz... Sizin önceliğiniz ne?
Ben buna sosyal değil, insani sorumluluk olarak bakıyorum aslında. Amacım 'insanlar' için değil, 'insanlık' için bir şeyler yapabilmek. Elimden geldiğince çok sayıda insana dokunabilmek, hayatlarına bir katkıda bulunabilmek, benim hayat amacım.

Gönüllü doktor olarak Afrika'ya gidip orada çalışmak kararı nasıl gelişti?
Her çocuk gibi benim de hayalimdi. Süper kahraman olup dünyayı kurtarmak, diyelim (gülüyor).

Neler yapıyorsunuz orada?
Tam Afrika'nın Dostları Derneği veya Yeryüzü Doktorları'nın organize ettiği ve kurduğu sağlık ekipleriyle neredeyse her yıl düzenli olarak gidip orada ameliyathane kuruyor, hasta bakıyor, ameliyatlar yapıyoruz. Şu ana kadar 4 defa Afrika'nın en ücra, hiç doktor olmayan bölgelerine gittim.

Nasıl bir çalışma ortamı var orada?
Havanın aydınlanmasıyla başlayıp, hava kararana kadar kendi kurduğumuz imkanlarla ameliyatlar yapıyoruz. Çünkü elektrik yok, götürebildiğimiz malzemeler kısıtlı. Afrika'ya bu kadar gittim ama hiç görmedim desem yeridir. Çünkü bir yeri gezeceğim vakitte kaç tane daha ameliyat yapabiliri mi hesaplıyorsunuz. Köylerinden kilometrelerce yol yürüyüp gelen ameliyat olmayı bekleyen hastalar kuyruk oluşturmuşken "ya yetiştiremezsek" tek düşünceniz oluyor. Çünkü bir daha doktor görme ihtimalleri yok.

Neden Afrika ve öncelikle nasıl bir yardıma ihtiyaçları var?
Tabii ki önce sağlık. Beslenme yetersizlikleri, doğumlarda oluşan sıkıntılar, doktor, hastane olmayışı. Bunun yanında, en önemli ihtiyaçlar hijyenik pedler ve temiz, içilebilir su. Sosyal medya üzerinden oradayken yaptığım paylaşımlarla su kuyusu açtırmak üzere bağış topladık ve en son 10'uncu kuyumuzu açtık. Hala da devam ediyor. O kuyuları, rol model olduğum öğrencilerin 10 TL dahi gönderdikleri harçlıklarıyla açtık. Daha bu yaşta kendilerinden başkasına yardım etmeyi öğrendiler ve Afrika'da kardeşleri var artık. Bunu yapan çocuktan ileride ne canlı bomba, ne terörist, ne de katil çıkarabilirsiniz.

Var mı gündemde böyle yeni projeleriniz?
Düzenli olarak sürdürdüğüm çok sayıda başka projelerim de var. Örneğin, doğumunu yaptırttığım çocuklarımı her yıl düzenli olarak Dolmabahçe Sarayı'na ulu önderimiz Atatürk'ü ziyarete götürüyorum. Özel yaptırttığım tişörtlerimizle her yıl daha da büyüyen bir çete olduk.

Dinlenmek ve kendinizi beslemek için neler yapıyorsunuz?
24 saatin yetmediği ve bir yaşama onlarca yaşam sığdırmaya çalışan insanlardanım. Ama bu beni yoran değil, enerjimi yükselten bir şey. Durup dinlenmeyi de çok iyi bilirim. Dibine kadar çalışır, dibine kadar da dinlenirim. Yapabildiğimin en iyisini yapabilmek ya da hiç yapmamak, dinlenmede de geçerli. Ben yürümeyi hiç sevmem mesela. Ya depara kalkmış koşuyor ya da duruyorumdur. Nasıl koştuğunuza bir bakın siz de; aslında hayatınızı nasıl yaşadığınızı gösterecek size...


BİZE ULAŞIN