Haluk Akakçe "Şanslıyım ki mahallenin delisi oldum"

Uzun yıllardır yurtdışında yaşayan dünyaca ünlü sanatçı Haluk Akakçe ile İstanbul'daki atölyesinde buluşarak hem sanatını hem de içinde bulunduğu dönemi konuştuğumuz keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik

Giriş Tarihi: 15.11.2018 13:13 Güncelleme Tarihi: 15.11.2018 13:13

Röportaj: Bade Çakar, Fotoğraflar: Canan Yetişti Satkın

The St. Regis Istanbul'un alt katında, renkli bir dünyanın kapılarını araladığımız bir atölyedeyiz. Dünyaca ünlü sanatçı Haluk Akakçe'nin İstanbul'da eserlerinin hayat bulduğu, üretim dünyasının kalbi olan mekanında özel bir fotoğraf çekimi gerçekleştirdik ve sanatından yaşadığı değişimlere kadar konuştuğumuz keyifli bir röportaj yaptık. Uzun yıllardır New York'ta yaşayan ve sanat kariyerine orada devam eden Akakçe, artık yılın belirli dönemlerinde İstanbul'da yaşıyor. Tabii ki özlediğimiz sanat yolculuğuna, üretimine burada devam ediyor. Biz de kendisiyle atölyesinde buluşarak merak ettiğimiz her şeyi sorduğumuz keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Haluk Bey uzun yıllardır New York'ta yaşıyordunuz ve artık yılın belli aralıklarıyla İstanbul'dasınız. Nasıl oldu bu kararı vermek?
Evet, yaklaşık 5 yıldır Türkiye'den ayrıydım. 2017 yılının Ağustos ayında Drimart tarafından organize edilen pop-up sergi önerisiyle buraya geldim ama tabii ki temelli bir dönüş değil bu. Akasha, Vahşi Çiçekteki Cennet sergisini yaptım ve sergi birçok açıdan çok başarılı geçti. 25 tane iş ile gelmiştim, 22 işim alıcı buldu. Sergiyi gerçekleştirdiğim mekanı 6-7 hafta kadar atölyeye çevirmiştim ve ekibimle birlikte neredeyse orada yaşadım, devamlı iş ürettim. Hayranlık duyduğum sanatçılardan Sarkis, Ayşe Erkmen çok olumlu, güzel şeyler söylediler. Uzun bir süredir sanat yapmıyordum New York'ta iken, ara vermiştim. Bu sergi benim için iki konuda çok önemliydi.

Nedir onlar?
Biri Türkiye'de de yılın bazı aylarında yaşamaya karar verdim, diğeri de 7-8 senedir resme ağırlık vermiştim ama ciddi bir resim sergim olmamıştı. Bu sergi vesilesiyle resim sanatıma da dikkati çekmiş oldum. Bu anlamda benim için çok önemli ve düşünülmüş bir sergiydi. Uzun yıllardır ayrıydım, ailemden, arkadaşlarımdan. Geldiğimde de aslında 3 ay kalıp geri dönecektim. Ailemin isteği üzerine ve ben de burayı özlediğim için kaldım. Arada gittim geldim tabii ki New York'a, Paris'e, Londra'ya; görüşmeler yaptım. Ancak büyük kısmını Türkiye'de geçirdim. Bu arada İstanbul'da ev tutmadım, otellerde geçiriyorum zamanımı. Zaten New York'ta evim, yaşantım duruyor.

Şu anda da The St. Regis İstanbul'dasınız ve atölyeniz de burada...
Evet. Esasında eserlerimi depolamak için bana bir mekan vermişlerdi. Ben de "Burayı atölye olarak kullanabilir miyim" diye sorunca onlar da eksik olmasınlar, kabul ettiler. Sonrasında onlar da sonuçtan çok memnun oldu çünkü beton mekan bir anda bambaşka bir yere dönüştü. Benim için de iyi oldu burada yaşamak... Daha disiplinli ve sağlıklı bir yaşam modeline geçtim. Sabah yüzüyorum, kahvaltımı ediyorum, köpeğimi Megatron'u gezdiriyorum. Atölyeme inip üretim yapıyorum asistanlarımla.

İstanbul'da hayat nasıl geçiyor?
Eskiden beni dışarıdan eve sokamazlardı oldukça zengin bir sosyal hayatım vardı. Şimdi herhalde artık büyüdüm. Beni dışarı çıkaramıyorlar. Hayatım genellikle atölyede geçiyor. Arada bir tabii ki arkadaşlarımla buluşuyorum, sergi açılışlarına gidiyorum. Geceleri çalıştığım için sabah ve gündüz saatlerinde uyuyorum. Tabii ki öğlen yapmam gereken işleri hallettikten sonra.

Neden geceleri çalışıyorsunuz?
Ben zihinsel enerjiye çok inanıyorum. Gündüz vakti neden bilmiyorum ama sanki bir sünger gibiyim. Bütün insanların enerjisini, düşüncelerini ne kadar bloke etmeye çalışsam da üzerimde hissediyorum. Gecenin güzelliği sessizliği... Fonotik bir sessizlikten bahsetmiyorum sanki bir manzaraya baktığınız zaman uçsuz bucaksız bir manzara gibi geliyor her şey... Enerji anlamında da kendimi çok daha özgür ve rahat hissediyorum herkesin uyuduğu saatlerde...

Üzerinde çalıştığınız bir serginiz var mı?
Üzerinde çalıştığım bir sergi yok, sergi teklifi var tabii ki. Ben söz vermek istemiyorum ve en önemlisi de kendimi rahat, hazır hissettiğim anda bir sergiye katılmayı istiyorum. Gerçekten çok kendinden emin olduğun, yapmak istediğin şeye inandığın noktada sergi kısmı kolay. Uzun yıllardır yılda 5-6 sergi yapıyordum ve çok fazla stres altına giriyordum; yetişecek mi, iyi ve kaliteli bir iş olacak mı diye... Söz vererek ve zamanla sınırlı kalarak bir işi bitirmek zorunda kalmak istemiyorum. Bu dönemde odaklandığım işler var.

Nedir onlar?
6 yıldır üzerinde çalıştığım video işim var. Uzun süredir, yurtdışında video sanatçısı olarak bilinmeme rağmen video sanatı yapmamıştım. Bu sefer neredeyse mücevher gibi bütün detaylarını düşündüğüm, işlediğim bir iş üzerinde çalışıyorum. İşlerim hazır olduğu zaman bana sergi teklifi için gelmiş olan kişilere artık hazırım diye sunabilirim. Onun dışında 2019'da Hong Kong ve Paris'te iki yarı retrospektif, hem görsel değişmeyi hem ifade değişikliğini gösteren sergilerim olacak. Bazı sanatçılar benim gibi çok yer değiştiriyorlar ve konular, hisler değişiyor. Bu sergide de hayatımdaki değişimleri sanatıma nasıl yansıttığımı, dünya görüşümün nasıl değiştiğini gösterebilmek adına kronolojik sırada eserlerimi bir araya getirdik. Ne düşüncelerle başlamış ve nasıl bir dışavuruma yaklaşmış bunun dökümanı gibi bir sergi.

Sanat kariyerinizde kendinizi nerede görüyorsunuz?
Ben her zaman kendimi yolculuğun başında görüyorum. Hiçbir şekilde potansiyelime ulaşamadığımın, eksiklerimin çok farkındayım. Kendimi öğrenme döneminde görüyorum.

Sizin gibi ünü uluslararası yayılmış bir sanatçı mı söylüyor bunu?
Evet, tabii ki güzel bir yerde görüyorum, özgür bir noktada olduğuma inanıyorum. Kendimi hiçbir şey ile kısıtlamıyorum, beklentiler ya da kullandığım teknikler açısından...

Peki, yıllar içinde sanatınız nasıl bir yol aldı?
İlk dönemde ürettiğim işlerin hepsi daha grafik, planlı, kontrollü işlerdi. O zamanlar kendimi ressam olarak değerlendirmiyordum şimdi artık sanatımda daha özgür bir dışavuruma girdim. Boya ile kendi renklerimi kullanarak, görsel alfabemi oluşturduğuma inanıyorum. O yüzden resim sanatı çok ilgimi çekiyor ve sanat kariyerimde son zamanlarda resim sanatına ağırlık vermiş durumdayım.

Sanat sizin için ne ifade ediyor?
Sanat sadece bir kelime aslında... Sanat nedir, bir dışavurumdur. Başka bir şekilde kendinizi ifade edemediğiniz zaman ifade ediş biçimi, hikaye anlatımı, insanların hatıralarını yansıttığı bir doküman, tarihin tanığı... Eğer ki bir sanatçı bahsettiği konuya yeni bir bakış açısı getirebiliyorsa o sanattır.

Siz kendinizi nasıl bir sanatçı olarak görüyorsunuz?
Her zaman güzelliğe inanan birisi oldum. Yapabildiğimin en iyisini yapma taraftarıyım, başkası olmaya çalışmıyorum. Ümide, geleceğe, değişime inanıyorum. Hiçbir şeyin tek taraflı ve tek zamanlı olarak bir anlamı olduğuna inanmıyorum. Her şey değişen zaman içinde değişiyor, bakış açımız da değişiyor. Ben sanatımda her zaman çok daha organik, tamamıyla netleşmemiş oluşumlar olan görsel bir ifade kullanıyorum.

Peki, siz değiştiniz mi zaman içinde?
Değiştim mi bilmiyorum ama belki de kendi içimdeki başka şekillerde ortaya çıkmayacak yönlerimi bu şekilde ortaya çıkarabildiğime inanıyorum. Ruhani olarak daha zengin, önyargıları olmayan ve liberal bir kişi olduğuma inanıyorum. Belki de sanatın bana getirdiği şey bu idi.

Haluk Bey, neden sanat dünyasında 'mahallenin delisi' olarak tanımlanıyorsunuz. Siz kendinizi öyle görüyor musunuz?
Esasında ben şanslıyım ki mahallenin delisi oldum ama geri döndüm. Bence her sanatçının sorumluluğu; toplumdan farklı olarak herkesin gidemediği o çizgiyi geçmeli ve geri gelip bulgularını insanlarla paylaşmak olmalı. Bu da toplumun genelindeki insanlar hazır olmadığı için delilik olarak tanımlanabiliyor. Çok meşhur ve benim çok sevdiğim bir Apple reklamı vardır. Einstein'dan, Picasso'dan vs. bahsediyor. Ve diyor ki "Bu isimler normlara, kurallara uymayan, sınırları zorlayan insanlar. Siz bunları deli olarak görebilirsiniz. Ama biz inanıyoruz ki dünyayı değiştireceğine inanacak kadar deli olan insanlar, dünyayı değiştiren insanlardır. Biz onlara dahi diyoruz." Bu tamamıyla göreceli bir kavram, mahallenin delisi kavramı...

Çok da çılgın bir sanatçısınız aynı zamanda. Ama sizde doğal duruyor, bunu nasıl başarıyorsunuz?
Çok çılgın bir sanatçı olarak görmüyorum kendimi. Eskiden sabah uyandığımda bir yerde fotoğrafımı görünce "Bu ben miyim" dediğim zamanlar oldu. Çılgınlık olarak değil ama cesaret anlamında ben bunu yapıyorum diyebilmek çok kolay bir şey değil. Özellikle, ben 48 yaşındayım, benim güzel sanatlar okuduğum dönemlerde çok fazla referans odaklı eğitim vardı ve hep batıdan örnekler verilirdi. Amerika'ya gittiğim zaman öğrendim ki benim de bir sesim var. Ben bunu doğru olarak kabul etmek zorunda değilim. Niçin bazı isimlerle ya da bazı sanat hareketleriyle, dönemleriyle kendimi eleştireyim? Bugünün en önemli güzel tarafı global bir farkındalığın parçası olmamız.

Haluk Akakçe'yi Haluk Akakçe yapan meziyetler sizce nelerdir?
Esasında bunu benim yanıtlamam zor... Ama şöyle diyebilirim ki hala okulda yaşadığım hayatı yaşıyorum, kendimi hala öğrenci olarak görüyorum. Sevdiğim şeyleri yapıyorum sadece ve eğer içimden gelmiyorsa kesinlikle yapamıyorum bunun bedeli ne olursa olsun.

Çekimde de giyindiğiniz kıyafet tasarlama hikayesini de dinleyelim sizden.
Türkiye'ye ilk geldiğimde çekimler yaptıracaktım ve istediğim tarzda kıyafetleri bulamadım. Bu arada sünger ile kumaşları dikerek bir sanat eseri yapıyorduk. Asistanım Ümran'ın dikiş de yapabildiğini fark ettim, profesyonel bir terzi değil ama dikişi biliyor. Biraz deli cesareti sanırım bizimki! İlk önce hazır kalıpları kullandık benim kıyafetlerimden, daha sonra ben çizdim, kumaşları aldık filan. Sadece kendim için yaptığım bir şey... Satış amaçlı bir proje değil, mağaza açmayı da düşünmüyoruz. Atölyeye gelen herkes ile giyinme oyunu oynuyoruz. Ama şöyle düşünüyorum süper kahramanlar her zaman kendi kıyafetlerini tasarlar. Kendinin daha farklı bir boyutta olduğunu hissedenler, o frekansa dahil olmak isteyenler kendi kıyafetlerini, kostümlerini dikerler. Ben de tabii ki süper kahramanlar gibi uçabilen ya da görünmez olduğuma inanmıyorum ama farklı boyutta görüyorum kendimi.

Nasıl farklı bir boyut, biraz açar mısınız? Yıllar önce ünlü bir şaman olan Abdi Assadi'ye gitmiştiniz. Onu da dinleyelim.
2007 yılında New York'ta bir şamana gittim, İran doğumlu Abdi Assadi. İngiliz Rock sanatçısı Bryan Ferry bana randevu almıştı ve onun tavsiyesiyle gittim. O sıralar çok fazla alkol problemi yaşıyordum ve rehabilitasyona gitmeye karar vermiştim. Ferry de bana "Ruhsal ya da psikolojik problemlerin var fiziksel olarak bir bağımlılığın olduğuna inanmıyorum" dedi. 6 ay sıramı bekledikten sonra gittim ve çok ilginç bir seans geçirdim. Bu seansı anlatmamı önermiyorlar çünkü anlatınca insanlar deli olduğumu düşünüyor.

Neden? Çok merak ettim!
Seansın en ilginç tarafı şuydu. Assadi bana bir elma verdi ve 1 saat içinde o elmayı yememi, aksi taktirde yaptığımız işlemin bir faydası olmayacağını söyledi. Ben de elmayı yediğim anda yok olduğumu hissettim. Hatta arkadaşımla yürüyordum ve ayağımı adım atmak için kaldırdığımda yok oldum. Başka bir boyuta geçtim ve jelibona benzeyen ışıklı, renkli varlıklar gördüm ve bir çember şeklinde duruyordu. Sanki bütün bedenim gözlerle kaplıydı, her yeri aynı boyutta görerek algılayabiliyordum. Hani derler ya insan ölünce bütün hayatı film şeridi gibi gözünün önünden geçer. Bana da öyle oldu. Bütün hayatımı saniyede gördüm...

Çok enteresanmış!
Şunu anladım ben o boyutta bile olsa eğer böyle bir hissi yaşadıysam biz ya da ruhlarımız bu enerji ve güce sahiptir. O his bende kaldı. Aynı anda aşağıyı, önümü, arkamı görüp kavrayabilme yetisine sahip olmak hayatımın her saniyesini çok detaylı olarak aynı saniyede görebilecek kapasiteye sahip olduğumu görmek beni şuna inandırdı: Gerçek yaşamın diğer tarafta olduğuna bizim de ışık varlıklar olduğumuza inanıyorum. Bu dünyadaki fiziksel zamanımızın bir okul, eğitim olduğuna inanıyorum. Bunlara olan inancım biraz daha arttı yaşadığım bu ilginç tecrübeyle.

Bu ilginç tecrübe hayatınızda neyi değiştirdi?
Aslında çok bir şeyi değiştirmedi zaten tahmin ettiğim şeyler vardı. Biz bu dünyaya bir şeyleri biriktirmeye, zengin olmaya, varlığımızı katlamaya filan gelmiyoruz. Tam tersine biz bu dünyaya vermeye geliyoruz. Ne kadar çok verirsek, fiziksel ve dünyevi ağırlıklardan sıyrılırsak aslında Tanrı katına ruhumuzun hafif ve güçlü enerjisine daha çok yaklaşıyoruz. Mother Theresa veya Dalai Lama örneğindeki gibi o tarz düşüncelere daha yaklaştım.

Reenkarnasyona inanıyorsunuz, ölüme inanmıyor musunuz? Siz eski hayatınızda neydiniz buna göre?
Ölüme inanmıyorum, evet reenkarnasyona inanıyorum. Bence eski hayat diye bir şey yok birçok hayattan geçiyoruz. Siz bendiniz, ben sizdim. Hepimiz, hepimiz olduğumuz zaman anlayacağız ancak insan tecrübesinin, tolerans sahibi olmanın ne demek olduğunu. Dünyada en önemli şey bence başkasına olması gerektiğine inandığı kişi olmasına izin vermek, yargılamamak, toleranslı olmak...


Haluk Akakçe ile kısa kısa

Bir daha dünyaya gelseniz ne olmak isterdiniz?
Aynı jayatı yaşamak isterdim.

Hangi oyuncunun birgünlüğüne bedenini yaşamak isterdiniz?
Kendimin, hayatım oyun...

Bir hayvan olarak dünyaya gelseniz ne olmak isterdiniz?
Köpeğim Megatron. Zaten o benim ruh eşim.

Bir gününüzü yeniden yaşma fırsatı verilse bu hangi gün olurdu?
8 Ekim 2007. Abdi Assadi'ye gidip bir anda havalandığımı hissettiğim gün.

Bir gezegen olsanız ne olmak isterdiniz, neden?
Dünya olmak isterdim çünkü çok güzel.

New York'ta bir Brodway Müzikali'nde gösteridesiniz. Rolünüz ne olsun isterdiniz?
Operadaki hayalet.

BİZE ULAŞIN