Serhat "Eurovısıon'da Türk bayrağını dalgalandıracağım"

San Marino’yu Eurovision’da ikinci kez temsil edecek olan Serhat’la San Marino’da bir kış masalı yaşadık

Röportaj: Nazan Ortaç, Fotoğraflar: Cem Talu

64. Eurovision Şarkı Yarışması'nda San Marino'yu ikinci kez temsil edecek olan Serhat'la, Avrupa'nın en küçük devletlerinden biri olan San Marino'da özel bir çekim gerçekleştirdik. Müzik dünyasında Türkiye adına pek çok ilke imza atan sanatçı, kariyerini, Eurovision Şarkı Yarışması'nı ve başarısının sırlarını bizle paylaştı.

Pek çok kimliği başarıyla taşıyorsunuz. Diş hekimliği tahsili, TV kariyeri, müzik, işadamlığı... Tüm bunlar için 24 saat yetiyor mu?
Hobilerinden profesyonel yaşantısını oluşturmuş birisi olarak, çalışmak bana eğlence gibi gelir. Dolayısıyla yorulsam da bu durumdan şikayetçi değilim. Sadece zamanla yarışıyorum.

Alman Lisesi'nde okumuş olmak size ve hayat görüşünüze neler katmış olabilir?
Alman Lisesi'nde geçirdiğim günler, toplam 8 yıl, beni hayata hazırlayan, analitik düşünmeyi öğreten, farklı bir yaşam disiplini veren ve çok özel dostlar kazandıran bir süreçtir. Benim ruhuma, karakterime çok uyan bir okuldur Alman Lisesi. Okuluma olan bağlılığım her şeyin üstündedir. Belki de bu yüzden, gerek 10 yıldır Alman Liseliler Derneği'nin başkanlığını, gerekse 6 yıldır Alman Lisesi İdare Derneği Yönetim Kurulu üyeliğini zevkle üstleniyorum.

Diş doktorluğu hedeflediğiniz bir şey miydi? Okurken de bu mesleği yapmayacağınızı biliyor muydunuz, yoksa şartlar mı öyle gelişti?
Diş hekimliği planladığım bir şey değildi. Diğer tüm seçenekleri elediğimde geriye kaldığı için tercihim haline dönüştü. Alman Lisesi'nde başarılı bir öğrenciydim, pek çok dönemi ödüllerle kapatmışımdır. Üniversite sınavları yaklaştığında, başarılı bir Alman Lisesi öğrencisi olarak, şimdi komik geliyor ama "aklı başında bir bölüm yazmam" gerekiyordu. Sosyal yanı çok kuvvetli bir genç olmakla beraber, daha sonra gerçek işim olacak televizyon, medya gibi alanlarda eğitim almayı o dönemde hiç düşünmedim. Doğru ya da yanlış bir karar? Kim bilebilir ki? Hayatta 2 farklı seçeneği aynı anda yaşayamadığımız için, hangisi daha doğru olurdu, söylemek zor.

Uzun yıllar yapımcılık ve sunuculuk yaptınız. 'Riziko' bilgi yarışmasıyla Türk televizyon tarihinin unutulmazları arasına girdiniz. 'Riziko' nasıl bir dönemdi hayatınızda?
'Riziko' hayatımın en keyifli dönemlerinden birisidir. Dile kolay, 1.000 bölüm yapmışım. Hem de bilgi yarışması Türkiye'de tutmaz denen bir dönemde. İlk yayın 3 Ekim 1994'te TRT 1'de, akşam ana haber bülteni öncesi. TRT standartları için zaten devrim sayılabilecek bir karardı. Farkı neydi derseniz, bence iyi bir prodüksiyon olmasının ötesinde çok gerçekti. Ben oyunculuk yeteneği olan bir adam değilim. Ekranda, sahnede neysem oyum. Sanırım o dönemde, bilgi yarışması sunan, Türkçeyi güzel konuşan, kendine özgü bir stili olan, modern bir adam görüntüsü seyirciye alışık olduğu sunucu tipinden farklı geldi.

'Riziko' sonrasında müzik hayatına geçerek dünya müzik listelerinde büyük başarı elde ettiniz. Müziğe geçiş serüveninizi anlatır mısınız?
Televizyonu çok sevmekle beraber, sunuculuk benim için sadece ulusal platformda yaptığım bir işti. Halbuki zaman içinde daha global, farklı kültürlerden insanlara da hitap edecek bir şey yapmak istiyordum. Müzik bu şekilde ortaya çıktı. 2003' te, Fethiye'de gerçekleşen Megahit Akdeniz Şarkı Yarışması'nın sunuculuğunu, ünlü Fransız şarkıcı Viktor Lazlo ile üstlenmiştik. Açılış şovunun bir parçası olarak, Viktor ile bir şarkı söyleme fikri doğdu... Böylece 'Total Disguise' ortaya çıktı. Şarkı, dünyanın pek çok ülkesinde büyük ses getirdi, ama en önemlisi bir klasiğe dönüştü. Bugün Yunanistan'da, aradan 15 yıl geçmesine rağmen, hala radyolarda, kulüplerde, yaz aylarında tüm plajlarda en çok çalınan şarkılar arasındadır. Müzik kariyerim, 'Total Disguise' sonrası daha hızlı gelişti. Hedefler net olarak ortaya çıkmıştı ve böylece ben de yolumu daha bilinçli çizmeye başladım.

'Riziko' çok başarılı bir TV projesiydi ve size en iyi sunucu, en iyi yarışma programı ödüllerini getirdi. Ama televizyon hayatınız daha sonra çok yoğun devam etmedi. Bu sizin tercihiniz miydi?
Televizyonda 'Riziko'dan sonra fazla projede yer almadım. Aslında çok seçenek vardı da ben yapmadım değil. Teklif de gelmedi. Daha sonraki 2 projemden, 'Serhat'la Rizikosuz', bence zorlama bir çalışmaydı, zaten uzun sürmedi, 'Kalimerhaba' ise, harika bir konsept olmasına rağmen, farklı nedenlerden 3 bölümde yayından kaldırıldı. Belki yapımcılar, beni bir yere koymakta zorlandılar ya da ben kimseye bana teklif yapacak bir fırsat vermedim. Bilmiyorum. Hayattaki her seçim, her karar sizin yolunuzu belirler. Geçmişle yaşamak yerine daima geleceğe bakıyorum. Ayrıca zaman değişmiş, seyirci değişmiş, belki ben 'Riziko'yu yeniden yapmış olsaydım, bu sihir devam etmeyebilirdi. Her şeyi tadında bırakmayı bilmek gerek. TV sunuculuğuna gelince, bırakmak diye bir şey yok. Belli bir süre ara verirsiniz, sonra yine başlarsınız. Tamamen projeye bağlı. Şu anda müzik hayatım çok yoğun, ama uygun bir zamanda sevdiğim bir proje olursa televizyon yine yaşantımın içine girebilir.

Şu anda dünya müzik pazarının yıldızlarından birisiniz ve bu pazarda yer alan tek Türk sanatçısınız. Resmi raporlara göre 2018 yılında dünya üzerinde 70 ülkede şarkılarınız çalındı. Türkiye'de ise şarkıları popüler olan pek çok şarkıcı var, ama neden yurtdışında bir başarıya imza atılamıyor? Sizin sırrınız nedir?
Dünya pazarı çok büyük ve rekabet inanılmaz. Aradan sıyrılmak gerçekten çok zor. Doğru adımlar atmışım ve yaptıklarım anlaşılmış ki, bugün bulunduğum noktaya gelebilmişim. Uluslararası müzik dünyasında her şeyden önce farklılık çok önemli. Kimseye benzemeyeceksiniz. Kendiniz olacaksınız. Akılda kalacaksınız. Ayrıca sesiniz, duruşunuz, şarkı seçiminiz ne kadar doğru olsa da, tüm bunlardan önce, var olan yeteneklerinizi kullanabilecek bir altyapıya ve vizyona sahip olmanız lazım. Onlar olmadan dünyanın en güzel sesine sahip olsanız, ya da en iyi şarkıyı söyleseniz de, bir yere ulaşılacağına inanmıyorum. Uluslararası bir başarı için gerekli olan tüm bu altyapıyı zaman içinde oluşturarak, aslında çok zor olan bir yolu seçtim. Önce yurtdışında başarı, daha sonra Türkiye. Bu formülü uygulamak cesaret ister. Bu yüzden kimse tercih etmez. İngilizce şarkı söylemek ya da farklı bir ülkede şarkının prodüksiyonunu gerçekleştirmek, kimseyi uluslararası yıldız yapmaz. Dünya müzik pazarı kollarını açmış, Türkiye'den gelecek bir şarkıcıyı beklemiyor. Sırada olan binlerce yetenek var. Bizde ise, İngilizce şarkı yapan herkes kendini dünya starı ilan ediyor ve medyamız bu söylemleri, gerçek bir habermiş gibi gündeme taşıyor. Anlamadığım ve çözemediğim ilginç bir durum.

Dünya müzik pazarında, Türkiye adına pek çok ilke imza atmış durumdasınız. Türk pop müziği tarihi yazıldığında sizden uzun bir şekilde bahsedilecek. Bu ilkleri sıralarsak önemli bir liste ortaya çıkıyor.
Bu yüzden son derece gururluyum, her ne kadar bu başarılar Türk medyasında fazla yer almasa da. Aslına bakarsanız, ülkemden tek beklentim Türklük ortak paydasında buluşmak. Çünkü elde ettiğim her başarı Türkiye'nin gülümseyen yüzünü temsil ediyor ve güzel ülkemizin uluslararasıtanıtımında önemli rol oynuyor. İlklere gelecek olursak; 'Je M'adore' ile uluslararası listelerde 1 numaraya yükselen ilk ve tek Türk şarkıcı. Şarkı, Almanya dans listelerinde 5 hafta 1 numarada, İngiltere dans listelerinde ise 2 numaradaydı. 'I Didn't Know' ile ABD Billboard dans listelerine giren ilk Türk şarkıcı, şarkı 25 numaraya kadar yükseldi. Başka bir ülkeyi Eurovision Şarkı Yarışması'nda temsil eden ilk Türk şarkıcı. Dünya üstünde en fazla liste başarısı olan tek Türk şarkıcı. Meksika'dan Yunanistan'a, Norveç'ten Ekvator'a pek çok ülkede listelerde ilk 10. Liste bu şekilde uzayıp devam ediyor.

Türkiye uzun zamandır Eurovision Şarkı Yarışması'na katılmıyor. Sizse ikinci kez yarışmada San Marino'yu temsil edeceksiniz. Türkiye'nin katılmadığı bir senede şayet yarışmayı San Marino adına kazanırsanız ne hissedersiniz? Buruk bir sevinç mi olur?
Kazanmak muhakkak çok büyük bir başarı olur. Bunun için tüm gücümle çalışıyorum, ama kazanmanın buruk bir sevinç olacağını düşünmüyorum. Tam aksine. Çünkü 2016'da olduğu gibi bu yıl da yarışma sahnesinde yer alacak tek Türk benim. Bir anlamda Türkiye'yi de temsil ediyorum. Türk bayrağı benimle birlikte orada dalgalanacak. Bir Türk'ün başarısı, aynı zamanda diğer bir Türk'ün başarısıdır ve bundan gurur duyar. Ben böyle yetiştim. Bu yüzden gerek ülkemde, gerekse yurtdışında yaşayan tüm Türklerin büyük sevgisini ve desteğini hissediyorum. Omuzlarımda 2 ülkenin sorumluluğu var ve bunun bilincindeyim.

Nasıl gelişti bu süreç? Eurovision hikayenizi sizden dinleyebilir miyiz?
San Marino, 3 yıl önce ilk teklifi getirdiğinde büyük sürpriz olmuştu. Düşünsenize, Avrupa'nın en küçük devletlerinden biri, kendini temsil etmesi için bir Türk sanatçıya teklif getiriyor. Bir ülke bayrağını size teslim ediyor. Bu çok büyük bir sorumluluk. O dönemde Avrupa listelerindeki başarımın bu teklifin gelmesinde payı büyük. 2016'da Stockholm'deki yarışmada San Marino'ya tarihinin en yüksek puanını getirdim. San Marino 2019'da yarışmaya 10. kez katılıyor. Kendi basın açıklamalarında da ifade ettikleri gibi, bu yılı uluslararası bir sanatçıyla büyük bir şekilde kutlamak istiyorlar. Bana ikinci kez teklifle gelmeleri bu yüzden çok anlamlı.

Sizi artık şarkıcı kimliğiniz dışında besteci olarak da görüyoruz. Ne zaman beste yapmaya başladınız? Yarışma şarkınız hakkında bilgi verebilir misiniz?
Yarışmada, sözü ve müziği bana ait olan 'Say Na Na Na' adlı şarkıyı seslendireceğim. Dünyamızın geçirdiği şu zorlu dönemde mutluluk ve umut aşılamayı hedefleyen bir şarkı. Video klibi 4 günde 150 kişilik bir ekiple çektik. Paris'ten 40 kişilik dansçı ekibim de bana eşlik etti. Dünya standartlarında bir iş çıkardık. Gelen harika tepkiler de bunu gösteriyor. Bestecilik yönümün farkına aslında çok geç vardım. Yaşadığım bazı olaylar bunda etken oldu ve melodiler kendiliğinden oluşmaya başladı. Bir yıl içinde farklı türlerde ve dillerde pek çok beste yaptım. Zamanı geldikçe hepsi birer birer ortaya çıkacak. 'Say Na Na Na' resmi olarak müzik dünyasına giren ilk bestem ve bestemi Eurovision Şarkı Yarışması gibi çok büyük bir platformda 200 milyon kişi önünde söyleyeceğim. Şarkıcı, besteci, söz yazarı olarak çok büyük bir mutluluk bu.

Dünya çapında elde ettiğiniz başarılar belgeleriyle ortadayken, ülkemiz sınırları içinde hak ettiğiniz yerde olduğunuzu düşünüyor musunuz?
Seçtiğim yol, alışılmış standartların dışındaydı ve belki de bu yüzden elde ettiğim başarıların net olarak görülmesine imkan vermedi. Ben bu süreçte tavrımdan, ilkelerimden ve kimliğimden ödün vermedim. Şöhret veya bilinirlik uğruna kendimi değiştirmedim. Herkesin 'Game Show' yaptığı bir dönemde, 'Riziko' gibi bir bilgi yarışması yaptım ki büyük çoğunluk tutmaz demişti. Türkiye müzik marketinde Türkçe söylenirken, ben yabancı dilde şarkı söylemeye devam ettim. Özellikle müzik dünyasındaki serüvenimde, yurtdışında kabul görüp, Türkiye'ye bu yoldan uzanmayı tercih ettim ki, çok kişi için bu bir çılgınlık veya ütopya. Şanslıyım ki uluslararası platformda bir Türk olarak kabul ve takdir görüyorum. Zamanı gelir, kendi ülkem de bunun farkına varır.

Yakın dönem planlarınızdan bahseder misiniz?
Mayıs ayının sonuna kadar Eurovision Şarkı Yarışması nedeniyle ajandam dolu. Bu süreçte Amsterdam ve Madrid'de konserler olacak. Bunlara Londra ve Moskova eklenebilir. Mayıs ayının başında ise uzun süredir hazırladığım albüm dünya piyasasına çıkıyor. Yaz yeni klip çekimleri, konserler ve uluslararası TV şovlarıyla yoğun geçecek. Kışa ise sıradışı bir projeyle başlayacağım.

BİZE ULAŞIN