Gupse Özay: “Kate ve Meghan’ınki de tam bir eltiler savaşı”

Senaryosunu Gupse Özay’ın yazdığı, başrolünü Merve Dizdar ile paylaştığı ‘Eltilerin Savaşı’ filmi vizyona girmeye hazırlanıyor. Öncesinde ikili ile buluştuk ve dünyanın en ünlü eltileri Kate Middleton ve Meghan Markle’a gönderme yapan keyifli bir çekim yaptık.

Giriş Tarihi: 15.01.2020 10:36 Güncelleme Tarihi: 15.01.2020 10:54

RÖPORTAJ NAZAN ORTAÇ nazan.ortac@sabah.com.tr
FOTOĞRAF SERHAT HAYRİ
STYLING ZÜLAL ÖZEN / PORTER
SAÇ MEHMET ALPAN
MAKYAJ GİZEM ASLAN / BOBBI BROWN
FOTOĞRAF ASİSTANI ARDA TOPAL
STYLING ASİSTANI AYSAN FATHİ
MEKAN İÇİN THE STAY BOSPHORUS İSTANBUL'A TEŞEKKÜR EDERİZ.

Gupse Özay, Merve Dizdar, Ferit Aktuğ ve Uraz Kaygılaroğlu'nun başrolde oynadığı, senaryosunu Gupse Özay'ın yazdığı, yönetmenliğini Onur Bilgetay'ın üstlendiği 'Eltilerin Savaşı', 31 Ocak'ta vizyona girecek. Öncesinde Gupse Özay ve Merve Dizdar ile bir araya geldik ve dünyanın en ünlü eltileri Kate Middleton ve Meghan Markle'a gönderme yapan, bol kahkahalı br çekim gerçekleştirip sonra da keyifli ibr söyleşi yaptık.

Nereden geldi 'eltiler' fikri aklınıza?
Gupse Özay: Şöyle bir şey oldu aslında; ben 'Görümce' flmiin yazarken, düşünmüştüm, acaba elti mi, görümce mi yazsam? Sonra ben kendim görümceyim, daha hakimim bu konuya diye görümce yapmıştım. Sonra 'Görümce' çok sevilince, hoşuma gitti, Türk halkı da seviyor bu akraba ilişkilerini, sonra eltileri yazmaya başladım. Elti dünyası da zengin. Mesela benim babam dört kardeş, annemin üç eltisi var, etrafta çok fazla elti hikayesi var, konu komşu gibi, hepsini beynimde topladım, yazdım. Odak noktası rekabet oluyor. Görümce ne olursa olsun, bir sıfır önde başlıyor kan bağı olduğu için. Eltiler direkt rekabetle karşılaşıyor. İnanılmaz bir kıyaslama, rekabet, nispet, kıskanma düzeyine çekiliyor.

Sizin hayatınızda öyle bir kavram var mı?
Merve Dizdar: Benim zaten eltim var gerçek hayatta da ama eltim de, kayınvalidem de çok iyi, çok tatlı insanlar, çok seviyorum.
Gupse Ö: Ya tabii tabii öyledir kesin (gülüsmeler)...
Merve D: (Gülüyor) Yok, valla çok seviyorum...

Peki, cast asamasında 'eltinize' nasıl karar verdiniz? Merve Dizdar, nasıl dahil oldu kadroya?
Gupse Ö: Çok güzel bir hikaye... Bizim yönetmenimiz dünyanın en çalıskan ve obsesif yönetmeni. Oyuncu seçiminde; oyuncular arasında sinerji, kocalarla aralarındaki enerji, kocaların birbirine benzemeleri gibi birçok şeyi dikkate aldı. Ben bile seçmeye soktu. Ben kendime 'Sultan'ı yazmıştım. "Ne o, hep ant-karakter oynuyorsun, ötekini denesene" dedi. Bayağı 'audton' verdim yönetmenimize. Hakikaten çok fazla arkadaşımızla beraber deneme çekimi yaptık. Ben Merve ile şöyle bir şey yasadım; biz daha Merve'yle birbirimize "merhaba" dediğimiz anda ben "eltim, canım", hatta kız kardeşim gibi bir duruma girdim. Tabii yönetmen ben olmadığım için içimden hep dualar ettim, "N'olur Allahım Merve'yi seçsin" diye. Hatta bizim bir Whatsapp grubumuz var, yönetmenimizle, yapımcımızla; "havalar nasıl" deseler, ben, "Merve kalp Gupse" yazıyordum (gülüyor). Yani hiç baskı yapmadım (gülüşmeler). Şu da var, iyi enerji çok önemli ama bir de üstüne Merve'nin ödüllü, empatili, zeki, bu kadar iyi bir oyuncu olması çok güzel. Çok şanslıydım açıkçası.
Merve D: Asıl ben şanslıydım... Zaten senaryo geldiğinde, çok sevdim, çok güldüm. Çünkü senaryo çok komikti, durum başlı başına çok komik ve gerçek olduğu için okurken çok eğlendim. Seçmelere gittiğimde de Gupse'yle ilk defa tanışmıştım; müthiş enerjili bir insan, zaten ilk karşılaştığımızda enerjilerimiz adeta 'bızztt' oldu. Sonrasında okuma provalarına başladık. Yönetmeniz, tüm ekibimiz çok iyiydi. Oyuncu arkadaşlarımızın tümü, yönetmen ve arka plan, hepsi çok iyiydi. Bu film, iyi enerjilerin olduğu bir film, o yüzden çok güzel olacağını düşünüyorum.

Hikayesini anlatır mısınız biraz? Nasıl bir film bekliyor bizi?
Gupse Ö:
Aslında tek bir cümle anlatıyor; iki elti karşı komşu olursa, ne olur? Çünkü zaten bu iş biraz rekabet ve nispet üzerinden ilerliyor, negatif hikayeler böyle başlıyor. Bir de karşı komşu olunca, direkt irtibattasınız, direkt yakın temasta olunca iyice çirkinleşiyor işler. Yani çirkin komik oluyor. Karşı komşu olunca bir yarış başlıyor; dekorasyon, makyaj, en iyi yemeği ben yaparım gibi... Kayınvalide de en tepede oturuyor bu arada. İyice bir yarış üçgeni. Bizim kayınvalidemiz en üst katta, deniz manzaralı ve dubleks dairede yaşıyor. Ve diyor ki, "Yavrum ben yoruldum, dubleks kat bize büyük, çocuğu olana vereceğiz bunu" ve olaylar karışıyor.

Sizin hikayelerinizde hep bir feminist ton oluyor; kadın dayanışması öne çıkıyor... Bu hikayede kadınları rekabet üzerinden eleştirirken, böyle bir vurgu yapabildiniz mi?
Gupse Ö:
Hikayelerimdeki feminist vurgu kadın merkezli olmasından ötürü. Ana akım sinemada ve özellikle komedide kadının başrolde olduğu film sayısı çok az. Dünyada belki daha çok ama bizde yeteri kadar olduğunu düşünmüyorum. Kadının konumlandırılma biçimi, erkek başrole pasör şeklinde veya filmdeki kadınlar arasında konuşulan yegane konu erkekler oluyor. Mesela yurtdışında uygulanan bir test var; Bechdel testi. Şu an çok güncel. Filmde en az iki kadın karakter olacak, bu iki kadın karakter birbirleriyle konuşacak ve ikilinin konuştuğu konu erkeklerden bağımsız olacak. Testten geçemeyen o kadar çok bildiğimiz popüler filmler var ki! İsteyen açıp bakabilir. Filmimizin Bechdel testini geçtiğini zannediyorum. Ben kadın hikayelerini seviyorum ve bunun için çaba sarf ediyorum açıkçası. Kadının kadına destek olduğu, erkeklerin kadına destek olduğu, eşitlik ve arkadaşlık çerçevesinde filmler yapmaya çalışıyorum.

Dünyada da bir 'eltiler savaşı' var gündemde... Meghan ve Kate... Siz neler düşünüyorsunuz konu hakkında?
Gupse Ö:
Bir kere akraba terimleri bile Türkiye'de çok fazla! Orada 'sister-in-law' diyorsun, hepsini kapsıyor! Bizde kayınbirader, kayınço, elti, görümce, kaynana, kayınpeder, kayınvalide... Bizde çok daha gelişmiş (gülüşmeler)... Orada o kadar olduğunu düşünmüyordum, baktım İngiltere'de de var, Amerika'da var! Demek ki bu kıskançlık, bu rekabet her yerde var. Meghan ve Kate'inki de gerçek bir eltiler savaşı! Bir de hikaye masal gibi... Bir saray, iki gelin ve ikisi de kraliçenin gözdesi olmaya çalışıyor gibi bir durum var. Tabii ki bizi besledi, hatta bu hafta biliyorsunuz Meghan'cım saraya bu bünyeden ayrılmak istediğini söyledi; kendisinin destekçisi miyiz Merve (gülüşmeler)?
Merve D: Tabii (gülüyor)...

Kate'i mi destekliyorsunuz, Meghan'ı mı?
Gupse Ö:
Valla, ikisini de tanımıyorum (gülüyor)... Ama ben Kate'ciğimi de beğeniyorum, çizgisini bozmadı ama Meghan da özgürlükçü bir yapı...
Merve D: Meghan'a helal olsun valla...
Gupse Ö: Filmdeki durumlar itibariyle Merve, Meghan'a daha yakın sanırım. Çünkü o yeni gelin, ben ilk gelinim (gülüyor)...

Film, 31 Ocak'ta vizyona giriyor... Hayranlarınızla bir araya gelmek için turne yapacak mısınız?
Gupse Ö:
Film turnemiz var. Bu arada Merve'nin de harika bir filmi var.
Merve D: Evet, çekimlerim başlayacağı için sadece İzmir galasına gidebileceğim ben. Yoksa Berlin'e de gitmek istiyordum ama denk gelmedi.

Yurtdışında da çok seviliyorsunuz ve takip ediliyorsunuz...
Gupse Ö:
Almanya'da enteresan bir sevgi oluyor. Kişisel olarak benim filmlerim değil sadece. Bunu da çok sevecekler bence.

Ne kadar ara vermiştiniz?
Gupse Ö:
İki sene. En son 'Deliha 2'yi yaptık.

Çok üretkensiniz ve çok hızlı yazıp, üretime geçiyorsunuz, değil mi?
Gupse Ö:
Aslında bir senede bir film yapanlar da var. Ben onu yapamıyorum. Hikayeyi bulmak, yazmak, içine girmek iki seneyi buluyor açıkçası.

Yönetmenlik de yapıyorsunuz. Yazmak mı, yönetmek mi peki?
Gupse Ö:
Şöyle, ben zaten sinema-televizyon bölümünden yönetmenlik mezunuyum. Hakim olduğum ve konsantrasyonum hep yönetmenlik üzerineydi. Ama iyi oyuncu ve iyi senaryo yazmak da yönetmenliğimi besleyeceğini düşündüğüm için o konuya da bulaştım. Şahika Tekand'in Stüdyo Oyuncuları'na gittim, zaten yazıyordum, reklam yazarlığım vardı ama senaryo atölyelerine de katıldım. Hepsi ayrı keyifli ama hepsini aynı anda yapmak dünyanın en saçma ve en yorucu şeyiymiş. Ben 'Deliha 2'de yaptım bunu. Oyunculuk yapıyorsun, yazdığın şeyi takip ediyorsun, seti kontrol ediyorsun; dünyanın en saçma şeyi!

Bir tek Clint Eastwood yapabiliyor bunu galiba?
Gupse Ö:
Evet, gerçekten dünyanın en yorucu şeyi. Bir senarist için yönetmenle kafanın uyması önemli. Merve de aynı şeyi söyleyebilir, bir oyuncu için de aynı şey geçerli. Yönetmenle, 'comedy timing'ini bulmak çok zor. Onur (Bilgetay), benim hem liseden hem üniversiteden aynı bölümden arkadaşım, İzmirli. Merve de İzmirli bu arada...
Merve D: Biliyor musunuz, bu soruları ben de sordum. Çok zor bunları yapabilmek; nasıl yapıyor? Çok yetenekli bir kadın. Ve çok iyi bir yazar, çok zeki.

Filmde sosyal medya eleştirisi de var, değil mi?
Merve D:
Olmalı da zaten. Çünkü sosyal medya tuhaf bir yer oldu.
Gupse Ö: Yüzyıllardır devam eden hikayeyi alıp, üstüne güncel konular koyduk. Sosyal medyanın geldiği nokta hakikaten çok enteresan. Bir eltinin bir eltiye, koyduğu postlarla, takipçi sayılarıyla, paspasıyla hava atması gerçek. 'Sunum' diye bir şey var mesela... Kurabiyeye dantel etek, damacanaya süslü kıyafetler giydiriyorlar falan... Gerçek bunlar!
Merve D: Aslında insanlara bir şey demek de istemiyorum; nasıl mutlu olmak istiyorlarsa öyle yaşamalılar ama bunun bir sınırı olması lazım bence. Çok snob olmak da sıkıntı, her şeyin bir dengede olması gerektiğine inanıyorum. Gupse Ö: Aslında biz şöyle diyoruz kadınlara filmde; sadece o yetmez. İyi ev hanımıyım, iyi yemek yaparım dışında bir kadının başta bir üretimi de olmalıyı savunduk aslında. Yoksa sosyal medyayı hepimiz kullanıyoruz, bunda yanlış bir şey yok. Ben filmimim tanıtımı için deliler gibi post paylaşıyorum mesela (gülüşmeler).

Merve Hanım, siz de şu sıralar çok yoğun çalışıyorsunuz...
Merve D:
Evet, hayatımın en güzel dönemlerinden birini yaşıyorum. Çok çalışmak benim hep istediğim bir şeydi ve şu an tam hayal ettiğim şeyi yaşıyorum. Beni canlı tutan şey çalışmak. Şimdi de yeni bir bağımsız filme başlayacağım ve bunun için çok heyecanlıyım. Selcen Ergun'un yönetmenliğini yaptığı 'Kar ve Ayı' filminde rol alacağım. İyi bir iş çıkartmak için çalışmaya başladık, umarım güzel şeyler olur. Onun dışında 'Alice Müzikali' devam ediyor. Ve Craft Tiyatro'da 'Yutmak'ta oynuyorum biliyorsunuz...

Tiyatroya hiç ara vermiyorsunuz değil mi?
Merve D:
Mezun olduğumdan beri tiyatro yapıyorum. Sahne, canlı performans başka bir his. Oyuncu olarak canlı kaldığımı hissettiğim tek yer. Evde olmak gibi bir şey. Bambaşka bir yerde benim için. 'Yutmak' oyunumuz 4. sezonunda bu yıl. Ve hep dolu. Çok güzel bir his bu. 'Alice' müzikali hep dolu. Ve seyircilerimiz çıktıklarında mutlu oluyorlar. Ne güzel. İnsanları mutlu edebilmek, iyi vakit geçirmesini sağlamak güzel bir duygu.
Gupse Ö: 'Yutmak' inanılmaz bir oyun. Ben kendisinden soğudum oyundan sonra. İnsan bu kadar oynadığı şeyin içine girerse, ben ondan korkarım (gülüşmeler). Çok iyi bir oyuncu gerçekten.

Siz oyunculuk dersleri aldınız mı?
Gupse Ö:
Şahika Tekand'dan aldım, İzmir'de de aldım ama Şahika Tekand demişti bana, "Shakespeare'i bile komik oynamaya çalışıyorsun" (gülüşmeler). Gerçeklik ve dramla aram iyi değil. Belki çocuklukta kaos veya gerginliği bozma aracım güldürmek olduğu için komedyen oldum; o yüzden bana pek oturmuyor o kıyafet. Mesela tiyatro teklifleri geliyor, "ne haddime" diyorum. Sahnede enerji yönetimi, oyunculuk; o hakimiyetim olmadığı için hiç girmiyorum oralara. O yüzden hayran oluyorum iyi tiyatro oyuncularına.
Merve D: Oyunculuğu komedi dram diye ayırmak istemiyorum. Bir bütün olarak baktığında her ikisi de çok zor. Oyunculuk zor bir meslek zaten. Hep ciddi meseleleri anlatırken iyi hissettiğimi düşünürdüm ama bu iş benim için başka bir kapı açtı. Güldürmek de çok başka bir dünya. Çok gülen de biri değilim. Yani her şeye gülmem en azından ama Gupse gerçekten çok komik bir insan. Hele karakter oynarken inanılmaz bambaşka biri oluyor. Filmde de kendimi tutamadığım o kadar çok an var ki... Komedi ne güzelmiş dedirten bir film bu.
Gupse Ö: Yönetmenden azar işittik! Bağırıyordu bize "5 dakka ara"... Ama şımarıklıktan gülüyor değiliz, gerçekten tutamıyoruz.
Merve D: Bana şöyle diyor sürekli, "kötü şeyler düşün, kötü şeyler düşün"... Ya böyle böyle film çektik gülmemek için.
Gupse Ö: Benim bu ekiple dördüncü filmim. Ve beni tanıyorlar. Ben dünyanın en prensipli, en azından ona çabalayan, asla ekibi bekletmek istemeyen, ayıp olacak set arkadaşlarıma diye sahnede gülmekten hoşlanmayan bir insanım ama gülmemek için o kadar zor tutuyorum ki kendimi, stresten, kasılmaktan terliyorum, gözümden yaş geliyor, çünkü gülüyoruz, yapacak bir şey yok! Yönetmen diyor ki, "anlaşıldı, üç saat sürecek"... Merve D: Suratımız kayıyordu gülmekten. Sonunda Gupse oynarken ben ona bakmıyordum, ben oynarken o bana bakmıyordu, öyle çözüm bulduk.

Peki, 'Eltilerin Savaşı 2' olacak mı?
Gupse Ö:
Olursa, çok güzel olur tabii. Ama o artık izleyicinin kararı... İnşallah güzel gişe yaparız (gülüşmeler)...

Sizi tekrar dizilerde görecek miyiz?
Gupse Ö:
Sinemada başarım devam ederse, ben dönmeyi istemem. Açıkçası benim yapıma da uygun değil, 6 gün çalış, 7. gün uyu gibi. Bir de reyting sistemi, halkın istediği hikayelerin içeriği, hoşlanmıyorum televizyondan. O yüzden sinema daha özgür, dijital platformlara da pozitif yaklaşıyorum.
Merve D: Ben en son 'Vatanım Sensin'de oynamıştım. Şu sıralar biraz yoğunum gerçi. Ama birtakım projeler var, artık filmden döndükten sonra üzerinde konuşacağız. Ben dizi, sinema, tiyatro diye ayırmıyorum. Hepsinde hissettiklerim farklı. Filmde oynamak başka bir deneyim, dizide oynamak başka, tiyatro bambaşka bir heyecan. Oyunculuk yaptığın her ana, her deneyime bayılıyorum.

Siz kimleri izliyorsunuz? Daha Hollywood yapımları mı, bağımsız sinemalar mı?
Gupse Ö:
Ben şu anda tamamen stres atmak için hepimizin bildiği internet platformlarından birini açıyorum ve orada genelde seçtiğim şeyler de bilim kurgu ve uzayla ilgili şeyler. Çünkü beynimi ancak öyle rahatlatabiliyorum. Ama komedi izlemekten çok keyif alıyorum. Ricky Gervais'i çok severim, Kristen Wiig'i çok severim, Melissa McCarthy'yi çok severim, mesela 'Bridesmaids' diye bir filmi var... Kadınların içinde olduğu komedileri seviyorum zaten. 'Fleabag' dizisini çok seviyorum. En son Golden Globe'da da ödül aldı. Phoebe Waller-Bridge'i çok başarılı buluyorum, hastasıyım.
Merve D: Evet, çok başarılı bir kadın. Ben de her telden ne bulsam izliyorum... Filmekimi'ni kaçırmam, bağımsız sinemaları severim, Oscar adaylarını izliyorum. Ama Marvel ve DC filmlerinin de hastasıyım.

Var mı yurtdışıyla ilgili hayalleriniz?
Gupse Ö:
Bayılırım; Los Angeles'ta bir malikanede yaşamak isterim (gülüşmeler). Şöyle ödül törenlerinde, kırmızı halılarda yürüyelim... İstemez miyiz Merve (gülüşmeler)? Ben mesela, komediyi dijital platformlarda yapmak ve bunun dünyada izleniyor olmasına çok heves ederim. Ama galiba komedi biraz lokal kalıyor. Benim filmlerimde de öyle. Eltilik kavramı globalde çalışır ama koyduğum bazı şakalar lokal kalır. Benim mesela hayranlarım genelde Meksika'dan, Brezilya'dan, Latin Amerika'dan. Onların kültürleri bize daha yakın.
Merve D: Neden olmasın? Geçmiş ya da gelecek hakkında çok düşünmemeye çalışıyorum artık. 'An'da kalmak daha iyi geliyor. Şu anda olmaktan çok mutluyum. İstediğim şeylerin tam ortasındayım. İleride neler olur göreceğiz. Ama şu an tadını çıkarma mutlu olma anı.

Yeni hikayeniz var mı?
Gupse Ö:
Kafamda her zaman yeni hikayeler var. Ben bir filmin stresinden kurtulmak için hep yeni bir hikaye düşünürüm, kafamı dağıtmak için. Ama şu an gündemim de yoğun; yazdığım çocuk kitaplarının animasyonu var, dijital platforma bir dizi yazıyorum, biraz filmin stresi geçtikten sonra kafam rahatlayacak sanırım. Şu an tek odağım film başarılı olsun, izleyicilere geçsin. Ama var kafamda yeni hikayeler tabii, zaten duramam ben, obsesifim. Problemlerimden kaçıyorum herhalde (gülüşmeler)...

Son soru; film erkekleri nereden yakalayacak?
Gupse Ö:
Kadın filmi gibi algılanıyor, önyargılı erkek izleyiciye de, sitemkar bir şekilde, şöyle sesleneyim: İzleyin filmi; sevgili hemcinslerimiz, hayatınızdaki erkekleri bu filme götürün, çünkü erkeklerin düştüğü durum içler acısı (gülüşmeler)... Çok gülerler...

BİZE ULAŞIN