Meryem Uzerli: “Eleştirilere kafamı taksam ilerleyemem”

Yeni projeleri için toplantılar yapmak üzere geçtiğimiz hafta İstanbul’a gelen ünlü oyuncu Meryem Uzerlı, Şamdan Plus için objektifin karşısına geçti... Birbirinden çarpıcı pozlar eşliğinde konuştuğumuz Uzerlı, samimi cevaplarıyla iç dünyasını araladı.

Giriş Tarihi: 18.03.2020 11:55 Güncelleme Tarihi: 18.03.2020 11:55

RÖPORTAJ NAZAN ORTAÇ nazan.ortac@sabah.com.tr
FOTOĞRAFLAR ERMAN İŞTAHLI
STYLING FULYA GÜNGÖR & MERAL KÖMBE
VİDEO BETÜL YAZICIOĞLU
SAÇ SUAT ÜRÜN / NO21
MAKYAJ ÇİGDEM YARTAŞI
FOTOĞRAF ASİSTANI NADİN AGOPYAN

Meryem Uzerli'yi taşıyan araç, otelin kapısına yaklaşıyor... Merakla bekliyorum; gerçekten dedikleri kadar güzel mi, tatlı mı, yoksa snob mu? Otomobilden iniyor ama içeri girmiyor! Önce kapıda otel görevlileriyle sohbet ediyor, turistler yanına geliyor, her biriyle uzun uzun sohbet ediyor, kimseyi kırmıyor. Yanımda, Conrad İstanbul'un Avusturyalı Genel Müdürü Andreas Jersabeck var. Otelde yaşayan Herr Jersabeck, Almanya'dan gelen misafirini karşılamak ve sıcak bir "willkommen" demek için büyük bir nezaket örneği göstererek yanımıza geliyor. Ve Meryem, içeri giriyor... Uzun boylu, çok ince ve çok güzel! Almanya'da kronovirüs yüzünden alınan sıkı tedbirler nedeniyle tedirgin, tokalaşmak istemiyor. Ama bunun için de çok üzgün olduğunu belirtiyor. Herr Jersabeck ile hemen Almanca sıcak bir sohbete dalıyorlar, hep birlikte bir kahve içtikten sonra çekim yapmak üzere süitimize geçiyoruz. Kalabalık bir ekip var bugün ve -laf aramızda- Meryem'i görmek isteyenler de çekime uğruyor! İnanılmaz derecede uyumlu, hiçbir önerimize hayır demiyor, her şeyi denemekten yana, son derece komplekssiz ve rahat... "Ben insanları seviyorum; her insanda sevebileceğim bir şey buluyorum" diyor. Bunu söylemek kolay, yapmak zor! Ama o gün görüyorum ki, Meryem Uzerli'nin bunun için en ufak bir çaba bile harcaması gerekmiyor...



Yeni filminiz hayırlı olsun, nedir hikayesi 'Kovan'ın?
Teşekkürler. 'Kovan'ı tamamen doğanın içinde çektik. Gürcistan sınırına yakın bir yerde. Bir kadın hikayesi. Yönetmen de zaten bir kadın; Eylem Kaftan. İlk defa bir kadın yönetmenle çalıştım. Bizim meslekte çok az rastladığımız bir durum maalesef. Halbuki inanılmaz iyi kadın yönetmenler var! Onları daha çok desteklesek ne kadar güzel olur; ama bu başka bir konu. Filmin hikayesi şöyle; benim oynadığım karakter Ayşe, Karadeniz'de doğuyor ama ailesi eğitim için onu Almanya'ya gönderiyor. Bir ablası var, o Karadeniz'de kalmış. Yıllar sonra annesi ölüm döşeğindeyken Ayşe, Karadeniz'e geri dönüyor. Annesi, arıcılıkla uğraştığından, ölüm döşeğinde ona vasiyet ediyor, arılarını, kovanlarını ona emanet ediyor. Ayşe, ilk başta karşı çıkıyor, "Benim arıyla, doğayla ne alakam var" diye. Ama annesine ölüm döşeğinde hayır diyemiyor ve işi üstleniyor. Ablası başaracağına hiç inanmıyor. Çünkü zaten aralarında duygusal sorunlar var. Ayşe, Almanya'ya gitti ve eğitim aldı ama ablası orada kaldı. Bütün aileye ve eve yıllar yılı o bakmak zorunda kaldı. Bu nedenle iki kardeş arasında kıskançlık, rekabet gibi sorunlar var. Çok dramatik ve melankolik bir film. O yüzden senaryoyu çok beğendim. Çok sakin ama derine giden bir film. Çok katmanlı bir karakter. Sonra Ayşe, arıcılık yapmaya başlıyor ama bir süre sonra doğayı manipüle etmeye çalışıyor. Çünkü kafasında "ben insan olarak doğadan daha güçlüyüm" gibi bir algı var. Zaten şu an dünyada da aktüel bir konu. Ama doğa, her zaman olduğu gibi insan karşısında kazanıyor. Ve Ayşe bunu acı bir şekilde tecrübe ediyor. Bu, Ayşe'de bir uyanışa neden oluyor. Çok güzel, derin mesajları olan bir film. İyi ki o filmde oynadım.

Bağımsız bir film... Sizin gibi popüler bir oyuncu için bağımsız bir filmde oynamak risk değil mi? Gişesi iyi olmayabilir, ses getirmeyebilir, bütçesi azdır vs...
Ben hiçbir zaman sanat ses getirsin diye yapmadım. 10 yıl tiyatroda oynadım Almanya'da, 'Muhteşem Yüzyıl'dan önce... Sanatsal filmler çektim, dizilerde oynadım. Eğer para ve şöhretin arkasından koşarsan, sadece ses getiren projelerde oynamak istersen 10 yıl tiyatro yapamazsın. Benim bu dönem şöyle bir lüksüm var; bir reklam anlaşması yapıp, oradan para kazanıp, bağımsız bir filmde oynayabiliyorum. Küçük bütçeli bir film ama senaryo ve karakter çok güzeldi. Bana meydan okuyan bir roldü, bugüne kadar yaşamadığım bir deneyimdi. Sanatçı olmak budur zaten, ben orada bir sınır görmüyorum. Bu tarz yapımlarda farklı bir enerji var. Kendini zorluyorsun. Bir sürü noktada bu film beni çok zorladı. Mesela arılardan çok korktum.

Gerçek ortamında çekmek zorlayıcı olmuştur herhalde...
Tabii, bazen elektrik yoktu. Hepimiz aynı ahşap binada yaşadık çekim boyunca. Çok basit bir köy hayatı yaşadık orada ve biz de aslında doğayla kavuştuk. Bu tecrübeleri parayla satın alamazsınız.

Size çok senaryo geliyordur; bir rolü kabul etmenizdeki etken nedir?
Psikolojik olarak katmanlı rolleri seviyorum. Çok boyutlu, derinlikli roller istiyorum. Beni zorlaması lazım. Ama her zaman böyle bir seçim yapma şansınız olmuyor. Bazı projeler geliyor, derin değiller ama yine de çalışmak istiyorsun, bir şeyler denemek istiyorsun. Ben hep yeni bir şeyler denemekten yanayım. Ama ben, beni zorlayan rolleri seviyorum.

Sizin de senaryo yazdığınızı biliyorum, nasıl hikayeler yazıyorsunuz?
Ciddi anlamda hiçbir zaman senaryo yazmadım. Ama küçüklüğümden beri kafamdaki hikayeleri küçük küçük yazıyorum, notlar alıyorum. Geçtiğimiz aralık ayında bir şeyler yazmaya başladım; nasıl bir kadın karakteri nadir görüyoruz, hangi hikayeyi ben enteresan bulurum diye düşündüm ve yazmaya başladım. Sonra daha derine girmeye başladım, çok da hoşuma da gitti, kafamın içinde bambaşka bir dünyaya daldım. Ve güzel oldu. Bunu sadece kendim için yaptım. Şu an daha bunu birine götürüp, çekelim demedim. Belki ileride kendim çekerim.

Yönetmenlik ilginizi çekiyor mu?
Kameranın arkasına geçmek beni heyecanlandırıyor. En azından bir kere tecrübe etmek isterim.

Kadın meselelerine karşı da çok ilgilisiniz. Belki bu konuda bir film yaparsınız...
Evet, çok ilgilendiğim bir konu bu. Ama benim yazdığım hikaye böyle bir hikaye değil. Daha psikolojik olarak darmaduman bir hikaye. İnsanlar duygusal olarak birbirlerini bilmeyerek de olsa, ne kadar manipüle edebiliyorlar. Bununla ilgili derin bir psikolojik hikaye.

Bu arada bir ayağınız da Amerika'da... Malum 'me too' hareketi ortalığı bayağı bir inletti Hollywood'da... Sektörün içinden biri olarak siz bu konuda neler düşünüyorsunuz?
Cinsiyet ayrımcılığı konusunda büyük bir adaletsizlik var. Hepimiz bunu biliyoruz. Ve yaşıyoruz da. Tüm dünya için geçerli bu. Çünkü kadınlar, kendimizi bildiğimizden beri hep bir cinsel obje olarak görülmüş. Filmlerde, reklamlarda vs... Mesela şimdi İngiltere'de, yeni bir kanun çıktı, reklamlarda artık cinsel çağrışım yapılması yasaklandı. Sadece cinsel obje olarak değil, kadın nerede çalışırsa çalışsın, birlikte çalıştığı erkeklerden bazı durumlarda neredeyse 10 katı az para kazanıyor. Bu da büyük bir adaletsizlik. Ve artık bu kadınların haklı isyanına neden oluyor. İyi ki de öyle oldu. Hepimiz insanız ve eşitlilik durumu çok önemli. Zaten yapılan araştırmalar şunu gösteriyor; hangi ülkede kadın erkek arasındaki gelir dağılımı eşitsizliği varsa, orada ekonomik durgunluk var. Sosyal sorunlar var. Yani bu durum, sadece kadınları değil, tüm toplumu olumsuz etkiliyor. Mesela Benedict Cumberbatch, "kadın partnerim aynı parayı almazsa, bu filmde ben de oynamam" diyor. Biz sektörde birbirimizi daha çok desteklersek; insanı, kadın-erkek diye ayırmadan varlık olarak kabul etsek, daha iyi bir dünyada yaşarız. Basın da kadınlara ayrımcılık yapıyor.

Siz de bu ayrımcılığa maruz kalıyorsunuz zaman zaman, ilk geldiğinizde kilonuza takılmıştı, sonra da estetik yaptırmanız konuşulmuştu... Kendinizi baskı altında hissediyor musunuz?
Öyle bir baskı hissetmedim ama sadece şaşırdım o dönemde. O kadar kilo ve güzellik konularıyla karşı karşıya kalmak beni şaşırttı. Çünkü ben sadece bir oyuncu olarak bir projeye geldim ve en iyi işi çıkartmak istedim. Ama ben insanları yargılamıyorum. Çünkü ben nasıl, sadece alıştığım ve daha önce karşılaştığım konularla ilgileniyorsam, onlar da öyle. Demek ki sadece bu konularla ilgileniyorlar diye düşündüm. Bu yüzden bana bir baskı yaratmadı açıkçası. Şaşırdım ve geçtim gittim.

Geçtiğimiz hafta yine böyle bir tecrübe yaşadınız. Söylemediğiniz bir şey, sizin ağzınızdan çıkmış gibi alındı ve Ozan Güven'le bir dönem aşk yaşadığınız iddia edildi... Nedir işin aslı?
Bir seyirci olarak tabii ki onun oyunculuğuna aşığım! Çünkü inanılmaz bir oyuncu. İnşallah tekrar bir arada çalışırız. Fakat onun dışında arkadaşız sadece. Bir TV programında, "hangi arkadaşlarınızı sosyal medyada stalk'lıyorsunuz" diye soruldu. O soruya, "Ozan stalk'ladığım arkadaşlarımdan biri" diye cevap verdim. Konu bir oyuncu ile aşk yaşama isteğime gelince, ben de hayatımda sadece bir kez, bir oyuncuya aşık olduğumu söyledim. Ama o kişinin Ozan olduğunu söylemedim; ama iki soruyu birleştirip, böyle bir şey yarattılar!

Ben sizin cesur biri olduğunuzu düşünüyorum... Gerçekten cesur kararlar mı alıyorsunuz yoksa hayatın sizi yönlendirmesine izin mi veriyorsunuz?
Ben cesur bir insanım diyebilirim. Çok hesaplayarak ilerlemem. Çünkü biliyorum ki, hiç kimseyi tamamen mutlu edemem. Eleştiriler hep olacak. Dünya üzerinde o kadar çok insan var ki, hepsi aynı şekilde düşünemez sonuçta! Bazıları benimle aynı fikirde olabilir, bazıları olmayabilir. Sonuçta hepimiz kendi hayatımızı yaşıyoruz, hepimiz mutlu olmaya çalışıyoruz. Sürekli bunları kafama taksam, ilerleyemem! Zaten bugüne kadar, o kadar çok eleştirildim ki, daha ne kadar eleştirebilirler (gülüyor)? İnsanlar ne kadar seni eleştiriyorsa, o kadar da özgürsün. Zaten her şey oldu, daha ne olacak (gülüyor)?

Yıllar önce çok cesur -belki de çılgınca- bir karar verdiniz ve başrol oyuncusu olduğunuz diziyi bırakıp, Almanya'ya döndünüz... Bu kararı alırken tabii ki önceliğiniz sağlığınızdı, ancak hiç endişelendiniz mi, bir tür 'kara listeye' girerim diye?
O an sadece kendi sağlığımı ve hayatımı düşündüm. Üstelik hamileydim! "Tamam, ben şimdi kendimi ve çocuğumu korumam lazım" diye düşündüm ve orada başka bir düşünce yoktu! Eğer sen fiziksel ve psikolojik olarak acil bir durumdaysan, tamamen içgüdülerinde hareket ediyorsun ve başka her şeyi kapatıyorsun. Ben sonradan baktığımda yalnız bıraktığım insanlar için kötü hissettim tabii ki. Ama bazen senin hayatta öyle kararlar alman gerekiyor, başka türlüsü olmuyor.

Sonrasında İstanbul'a iş için dönüşünüz kolay oldu mu?
Dönüşüm çok kolay olmadı, his olarak. Çünkü ben o döneme kadar çok şeyler yaşamıştım.

Kaç yıl sonra döndünüz?
İki yıl sonra. Şöyle bir şey; ben buraya geldiğimde, birinci günden itibaren çok yoğun bir tempoyla çalıştım. Çok ağır, psikolojik olarak zor olan bir karakter oynadım. Bütün enerjimi, içimde var olan tüm duygularımı ona verdim üç yıl boyunca. Zaten buradaki çalışma temposu da çok ağırdı. Nefes alamayacak bir duruma gelmişti. Bir sanatçı olarak şarj olacak durumlar yaratmalısınız, ben buna çok inanıyorum. Çünkü robot değilsiniz, hep kendi duygularınızdan veriyorsunuz ve şarj olmanız lazım bunu sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmek için. Yoğun temponun ardından hamilelik yaşadım, Lara'yı dünyaya getirdim... Bir sürü duygusal durum beni yerden yere vurdu adeta! Sarsıldım çok! Geri döndüğümde ise beynimdeki bu travmatik kapsüller açıldı yeniden. Ama ben şunu düşündüm; bu yeni bir başlangıç!

Eski travmaları yeni, iyi duygularla değiştirmeye karar vermiştim. Çünkü öbür türlü devam edemezsin. Bunu kendim için başardım ve bu nedenle çok mutluyum.

Şimdi üzerinden yıllar geçti, geriye dönüp baktığınız bazı şeyleri farklı yapmak ister miydiniz? Kendinize bir tavsiye verecek olsanız, ne derdiniz?
Aslında ben o dönemde dile getirdim. Çalıştığım insanlara bu temponun bana ne kadar ağır geldiğini söyledim. Kendime de belki çok sert davrandım. Mükemmeliyetçi ve çok disiplinli olmaya çalıştım. Hiç kimseyi kırmak istemedim. Hiçbir zaman yüzde 100'den azını vermek istemedim. Gerçekten geçmişte yaşayan bir karakteri oynadığım için onun hakkını vermek istedim. Aynı şekilde, çalıştığım insanlara da daha azını vermek istemedim. Dışardan çok baskı hissettim ve kendime çok sert davrandım. Asker oldum adeta; "sen şimdi bir makinesin ve bu makine çalışmak zorunda" diye düşündüm. Belki orada farklı bir şekilde davranabilirdim. Ama bilmiyorum gerçekten, bu çalışma şartları altında bu ne kadar mümkün olurdu? Çünkü o zaman belki o kadar iyi oynayamayacaktım. Ona da izin vermek istemezdim. Kendime ihanet etmiş gibi olurdum.

Dizi sektöründe herkes zor çalışma şartlarından bahsediyor... Sonra farklıprojelerde de rol aldınız... Tekrar gelip dizi yapmayı düşünür müsünüz?
Düşünebilirim; ama senaryoya bağlı. Beni heyecanlandırmayan bir karakter için kendimi yıpratmak istemem. Ama yine de hepimizin çalışması gerekiyor! O yüzden belki misafir oyuncu olarak olabilir ya da büyük bir proje gelirse, acayip beni çeken karakter olursa hayır demem. Ama o zaman gerçekten yapımcılarla farklı bir denge bulmam lazım ki, çalışma şartlarım da ona göre olsun. Çünkü benim enstrümanım, kendimim. Ben kendi içimde olan dünyayı ortaya koyuyorum.

Berlin'de nasıl bir hayatınız var? Full-time anne misiniz?
Aynen öyleyim (gülüyor)...



Anneniz ya da ailenizden biriyle Lara'nın sorumluluğunu paylaşıyor musunuz?
Annem ve babam Kassel'de yaşıyor, Frankfurt'a yakın. Ben Berlin'deyim, arada 300 kilometre var. Ablam da Hamburg'da yaşıyor. Ama çok iyi arkadaşlarım var; onlar yardımcı oluyor. Çok normal bir hayatım var orada. Sabah Lara'yı yuvaya götürüyorum. Sonra 6 saat kendime ait bir zamanım var. O süreçte markete gidiyorum, evi temizliyorum, çamaşır yıkıyorum, telefon konuşmalarımı yapıyorum. Biraz dinlenmeye çalışıyorum mümkünse. Ertesi sabah yine aynı tempo. Hafta içimiz böyle açıkçası. Hafta sonları arkadaşlarımızla beraberiz.

İstanbul'a birlikte mi geldiniz?
Yok, bu sefer birlikte gelmedik. Lara gelmek istemedi, çünkü programımın yoğun olduğunu biliyordu. Bir sürü röportajlarım olacak, bir sürü toplantı vs... Sadece akşamları otelde görüşebileceğiz. "O zaman ben anneanne ve dedede kalayım" dedi. Böyle bir karar aldık. Ben ona bir yere gideceğim zaman her şeyi detaylı anlatıyorum; bazen gelmek istiyor, bazen gelmek istemiyor. Bazen geliyor ve pişman oluyor geldiği için (gülüyor)...

Hiçbir kariyer dümdüz bir çizgide ilerlemiyor... İnişler ve çıkışlar söz konusu olduğunda ruh haliniz bundan nasıl etkileniyor?
Ben hayata şöyle bakıyorum; bazen hayatımızda iyi günler var, bazen de kötü günler var... Bazı günler uyanıyoruz, her şey kolay geliyor bize. İş hayatımdaki iniş çıkışlar beni hiçbir zaman derinden vurmadı. Vuramaz da! Ben zaten 'Muhteşem Yüzyıl'dan önce o kadar çok şey yaşadım ki! Bazen hiç kimse tiyatro oyunumuza gelmedi, bazen 500 kişi geldi. Ben bundan hiçbir zaman korkmak istemem. Bir şeyler kötü bitecek diye denemekten de korkmam. Ben var olduğum sürece işimle ilgili farklı şeyler denemek isterim. Yoksa yarın benim hayatım sona ererse, pişman olurum. O yüzden ben sürekli yeni deneyimler edinmek istiyorum. Zaten başka türlü kreatif olamazsın, motivasyonun olmaz, vizyonun olmaz. Kötü bitecek korkusuyla yaşanmaz.

İçsel motivasyonunuz yüksek... Kimlerden ilham alıyorsunuz? Neler sizi besliyor?
Ben çok kendi iç dünyamda yaşayan bir insanım. Bazen bunu iyi bulmuyorum, yorucu oluyor. Bazen de iyi buluyorum, kafamı karıştıran başka şeyler olmuyor. Benim ilham kaynaklarım insanlar. Sürekli seyahat ediyorum, yeni insanlarla tanışıyorum, sohbet ediyorum. Sadece kendi mesleğimle ilgili insanlardan bahsetmiyorum. İnsanları izliyorum. İnsanlara karşı büyük bir sevgim var. Ne kadar garip bir insanla karşılaşsam bile, onda sevdiğim bir şey buluyorum. Günlük hayatta, belki süpermarkette, küçük anlarda bile insanlardan ilham alacak bir şeyler buluyorum.

Türk sinemasını takip etme fırsatı buluyor musunuz?
Arada takip ediyorum. En çok festivallerde izliyorum; Berlin'de, Cannes'da Türk filmleri yarışıyor. Nuri Bilge Ceylan, Türkiye'nin gururu. Tabii ki aşağı yukarı biliyorum, kim hangi filmi çekiyor.

Hayranı olduğunuz Türk yönetmen var mı?
Ferzan Özpetek'i çok severim. 'Karşı Pencere' benim en çok sevdiğim filmlerden biridir. Altı kere izledim, çok çok ince bir film. Nuri Bilge Ceylan'ı çok enteresan buluyorum; görüntüleri, hikayeleri müthiş.

Oyunculuk olarak gönlünüzde yatan bir aslan var mı? Mesela komedi?

Bana birçok insan söylüyor, komedi yap diye... Ama ben daha dramı, psikolojik derinliği çok seviyorum. Şu an için ajandamda komedi yok, öyle bir hasretim de yok. Ben derinlere inmek istiyorum. Kendimi hissetmek istiyorum, içimde var olan duyguları hissetmek istiyorum. Benim içimde pek komedi yok (gülüyor).

Aşk hayatınızı da es geçmeyelim... Aşık olunca ayakları yerden kesilen insanlardan mısınız, yoksa daha ayakları yere basan, daha temkinli hareket eden?
Aşktan uçanlardan biri değilim (gülüyor)... Aşk tabii ki insanı heyecanlandıran bir şey, hormonal bir şey, bizi darmaduman eden bir şey. Çok da güzel bir duygu, sevdiğim bir duygu. İhtiyaç duyduğum bir duygu da aynı zamanda. Ben şu sıralar aşk üzerine çok düşündüğüm bir dönemdeyim. Aşk nedir benim için, sevgi nedir, sağlıklı bir ilişki nedir? Ve şu anda kendi içime döndüm ve kendimle ilgili bazı çalışmalar yapıyorum bu konuda.

Lara için hayalleriniz ne? Oyuncu olmasını ister misiniz?
Sadece iyi insanlarla karşılaşsın istiyorum. Mutlaka o da hayal kırıklıklarıyla karşılaşacak, ama bunu insan olarak denemesi gerekiyor. Hepimiz bu yoldan geçtik. Ben ona sadece özgüven vermeye çalışıyorum, sevgimi vermek istiyorum, hep yanında olacağımı hissettirmek istiyorum. O sadece mutlu olsun, kendini keşfetsin. Kendini keşfettiği anlarda özgür hissetsin ama benim de onu hep koruduğumu bilsin. Bir tek onu diliyorum onun için. Nasıl bir hayat yaşamak istiyor, ne iş yapmak istiyor, bu onun kararı olacak.

BİZE ULAŞIN