Ege Soley: “Üretmeye olan hevesim ve heyecanım hiç bitmiyor”

Yavaş yaşam felsefesini destekleyen kitaplarıyla tanıdığımız Ege Soley’den bir yeni mesajınız var: “Şimdilerde pek çoğumuz hayatı dışarıya doğru yaşıyoruz ama aslında her şey içeride.” Soley ile yeni kitabı ‘Yakın’, çok yönlü meslek hayatı ve yaratım süreçleri üzerine konuştuk.

Giriş Tarihi: 30.07.2020 12:43 Güncelleme Tarihi: 30.07.2020 14:01

RÖPORTAJ İREM ORHAN irem.orhan@sabah.com.tr

Henüz 30'larında genç bir kadın Ege Soley. İtalyan Lisesi'nin ardından İngiltere'de Avrupa Politikası, İtalyanca ve İspanyolca okuyor, tüm bunların üzerine içindeki öğrenme aşkıyla soluğu Fransa'da alıyor. Hiç Fransızca bilmeden gittiği Fransa'da dil öğrenirken bir yandan da çiçekçilik ve botanik eğitimleri alıyor. Bir müddet sonra İstanbul'a dönüyor. Ve önce ilk kitabı 'Sakin' ile selamlıyor bizleri, şimdilerde ise ikinci kitabı 'Yakın' ile tanışıklığımızı pekiştiriyor. Çiçeği burnunda bir yazar olmasının yanında ona, yaptığı tasarımlarla mutlu eden bir çiçek sanatçısı demek de yerinde. Ayrıca yalnızca yerli tasarım ürünlerin satışa sunulduğu Akaretler'deki mağazası Slow Public de yaklaşık beş yıldır faaliyette. Onun için yaşamak üretmek demek ve genç bir yazar olmasının yanında çok daha fazlası aslında…

Paris'teki çiçekçiden, bugün İstanul'daki kitapçılarda kitabı en çok satanlar arasına girmeyi basarmış bir yazar olan Ege Soley'e… Hikayenizin buralara geleceğini tahmin eder miydiniz?
Sanırım hiç düşünmezdim. Aslında hayatım boyunca yazdım, çiçeklerden, okullardan, birçok uğraşıdan önce yazı yazmak vardı hayatımda ama günün birinde kitap yazacağımı, gerçek anlamda bir yazar olacağımı ve hatta ilk kitabımın neredeyse bir sene boyunca çok satanlar raflarından inmeyeceğini asla hayal edemezdim. Hayat gerçekten sürprizlerle dolu.

Sürekli üretim halindesiniz, bir şeyler yaratıyorsunuz. Motivasyonunuz gittikçe artıyor mu yoksa baştaki heyecanınız bambaşka mıydı?
Genel olarak yaratmayı, yeni fikirler üretmeyi çok seviyorum, evet. Çok genel olarak konuşmam gerekirse, aslında benim yaratmaya, üretmeye ve en çok da başkalarına faydalı olmaya hevesim ve heyecanım hiç bitmiyor. Yıllar önce İstanbul'da güzel bir çiçekçi açmak hevesiyle başlayan yolun motivasyonları ve heyecanı çok başkaydı. Hem daha gençtim hem de aslında önümdeki yolun nerelere varabileceğinden çok habersizdim. Sonrasında yaptığım diğer işler, yazı ve iş hayatı zaman içinde hem beni kendime daha çok yakınlaştırdı, hem de o yıllar önceki heyecanlı motivasyon biraz daha içsel ve sakin bir yola dönüştü gibi hissediyorum. Başkalarına daha fazla dokunabilmek, özellikle kadınlarla bir arada olmak daha büyük önceliklerim artık.

'Sakin' ve 'Yakın' isimli yavas yaşamı destekleyen kitaplarınızla ön plandasınız şimdilerde ama bir de Slow Public adlı bir mağazanız var. Baktığımızda tüm yaptıklarınız bir puzzle'nin parçaları gibi birbirini tamamlıyor. Kitaplarınızın ortaya çıkısı da Slow Public'i hayata geçirmenizin sonucu olabilir mi?
Türk kadın üreticiler ve tasarımcılarla çalısıyor, onların ürünlerini bir çatı altında topluyorum Slow Public'te. Tüm ürünlerin el yapımı olmasına, fabrikasyon olmamasına çok özen gösteriyorum. Dediğiniz gibi aslında benim hayatıma sirayet eden, izini bırakan çok önemli konulardan biri yavaş yaşamak, kendine dönmek, kendini anlamaya çalışmak. Slow Public'teki ürünler de onları yaratanların bir izdüşümü, benim kitaplarımın da kendi aklımın izdüşümü olduğu gibi. Yavaş yaşama ve şehir hayatının koşturmasına karşı duruşum ve bakış açım da elbette yazdığım kitaplara da yansıdı; galiba insan bir takım konuları fazlasıyla içselleştirdiği zaman bu hayatının her yönüne yansıyor.

Çok yönlü bir kişiliğiniz var ve pek çok işi aynı anda yapmayı başarıyorsunuz. Peki, tüm bu her şeye yetişme hali içinde siz nasıl sakin kalabiliyorsunuz?
Arkadaslarımla aramızda sıklıkla konuştuğumuz bir sey var, gündelik hayatta çok iş yapıyor gibi görünüyorum ama bir şekilde hep çok rahatım, her türlü programa ilk ben dahil oluyorum! Galiba iyi plan yapıp organize ediyorum hayatımı, bir de kendime, sevdiklerime ve boş zamanlarıma çok önem veriyorum. İşten çıktığım saat, sabah, aksam veya hafta sonu boyunca kendime veya sevdiğim insanlara ayırdığım zamanlar çok nettir benim için. Ne işin, ne başka uğraşların onların üzerine çıkmasına izin vermem. Evet, belki daha çok çalışsam, bunları bir süre görmezden gelsem daha büyük paralar kazanabilir, bir değil iki dükkanım olabilir veya iki değil üç kitap yazmış olabilirdim. Benimki tamamen öncelik meselesi, önceliğim her zaman kendim, ailem, sevdiklerim. Her şey onlardan sonra geliyor.

Tüm bu yaptıklarınız her ne kadar keyifli işler olsa da bir taraftan çok zahmetli de. İhtiyacınız olan motivasyonu nasıl buluyorsunuz?
Bazen hiç bulamıyorum, yalan yok! Ama genellikle sabahları iyi uyanan,

çabuk demoralize olmayan ve umutlu bir insanım. Enerjimin çok yüksek olduğunu söyler insanlar, belki içten de gelen bir şeydir. Bir de belki de en önemlisi, üretmek, yazmak, paylaşmak; bunlar insanı diri tutuyor. Evde pineklediğim günlerle, güzel bir şeyler yazıp hoşuma giden işler yaptığım günlerin enerjisi birbirinden çok farklı. Demir işledikçe ışıldıyor malum.

Kitaplarınızda da değiniyorsunuz ama bugün kalabalıklar içindeki insanın en büyük problemi telaş mı? Bunu çözmek gerçek mutluluğu getirir mi?
En büyük problem diyemem belki ama, içsel bir takım sorunların, düğümlerin veya görmezden geldiği sıkıntıların yolu çoğunlukla sakinleşememekten, sürekli koşturup kendini unutmaktan geçiyor bence. Mutluluk çok zor bir konu, mutluluğun değil de, kendimizin peşinde koşmamız gerekiyor sanki. Bu da biraz içe dönmekle, dışarıdan gelen tüm seslere ve yargılara kulağını tıkayıp kendi içindeki o incecik sesi duymaya çalışmakla başlıyor. Ve buna ayrılan vaktin her dakikasına değiyor.

İlk kitabınızda sakin bir hayata davet vardı. 'Yakın' bize nasıl yollar açıyor?
Bu defa biraz da kendimize ve hayata yakın durmanın yollarını düşünüp, onları yazdım aslında. Pandemi sürecinde de çok konuştuğumuz, bazen şikayet ettiğimiz ama çok dta tanımadığımız bir durumdu bu yalnızlık, kendinle kalma mecburiyeti ve bu durumların hayatımıza taşıdığı hisler, haller. Yalnızlık, kendinle olan ilişkinin ilerlemesi, dış dünya ile olan bağımız, gerçekten neye ihtiyacımız olup neleri sadece alışkanlıktan hayatımızda tuttuğumuz gibi konular var bu kitapta daha çok. Bir de yine ilk kitapta da çok sevilen benim hayatımdan ufak birkaç anı var.

Peki, bu kitap serisi üçlenir mi?
Öyle olacak gibi görünüyor. Bu kitap basılana kadar açıkçası bu türlü bir düşüncemiz yoktu ama sanki olsa güzel olur gibi geliyor şimdi.

Son olarak, kitaplarınızı henüz okuma fırsatı bulamayanlar için sizden sakinliğin temelleriyle ilgili birkaç püf noktası isteyebilir miyiz?
Dış dünyayı da, başkalarının söylediklerini de, sosyal medyanın dayatmalarını da bir kenara koyup kendimizi, hayallerimizi, isteklerimizi, arzu ve korkularımızı biraz daha mercek altına alalım derim. Bence en kolay böyle yakınlaşıyor insan kendine ve gerçek hayatlar buradan inşa edilmeye başlıyor. Bir de başkalarına ayırdığımız vaktin yarısını bile kendimize, sessiz sakin anlarımıza ayırsak bence müthiş değişimler olur hayatlarımızda. Çok dışarıya yaşıyoruz çünkü bu hayat bizi buna zorluyor. Oysa çok klişe bir söz gibi gelebilir ama aslında her şey içeride.

BİZE ULAŞIN