“Stilden çok yenilik peşindeyim”

Yeni koleksiyonunda sokakta çiçek satan kadınların orjinal stillerinden ilham alan Aslı Filinta, “Markam kendi değerlerine, kültürüne ve özüne bağlı. Biz birbirimizi desteklemezsek bu ülkede, bizi zaten başka ülkede kimse desteklemez” diyor.

RÖPORTAJ: BADE ÇAKAR

FOTOĞRAFLAR: KUTUP DALGAKIRAN

Her koleksiyonuyla bir hikaye anlatan ünlü moda tasarımcısı Aslı Filinta, yeni tasarımlarıyla yine bizi görünmeyenleri görmeye davet ediyor. Evinin önündeki ışıklarda çiçek satan bir kadından etkilenen Filinta, "Onun kendi stili var ve çok orijinal! Koleksiyondaki bütün kıyafetler onun günlük hayatında tercih ettiği parçalar" diyor... Zaten defilesinde de çiçekli ablalar başroldeydi. Defileye girerken konuklara çiçek satmaya çalışan ama hiç değer görmeyen çiçekçilerle defilenin sonunda herkes 'selfie' çektirmek için sıraya girmiş! Kendi değerlerine, kültürüne ve özüne oldukça bağlı olan Aslı Filinta ile bir sanat galerisine dönüşen showroom'da buluştuk ve hikayesini dinledik...

Çok farklı bir enerjiniz var. Size baktığımda ayakları yere basan ama yine de hayallerinin peşinden koşmaktan korkmayan bir karakter görüyorum. Size göre en baskın özelliğiniz nedir? Hayat size neler kattı?
Enerjimi annemden, yaratıcılığı babamdan almış olabilirim. 'Sıkıntı' ve 'Hayır' kelimelerini atölyede kullanmayı yasakladım. Evde duyduğumda da büyük arıza çıkarabiliyorum. Bazı salt realiteleri baştan kabul etmek zaman kazandırabiliyor, çok çalışmak ilk şart, kısa yolu yok bence hiçbir işin. 'Yol X Zaman' babamın formülü. Aslında bir de ben hayalleri bıraktım, onlar beni bırakmıyor.

Aslında tasarımcı olma kararı küçüklük hayaliniz veya düşlediğiniz meslek değilmiş, daha sonradan bu tarafa geçmişsiniz. Marka kurmaya karar verişiniz nasıl oldu?
Evet, hiç tasarımcı olmayı hayal etmedim hatta küçükken manav olmayı hayal ederdim, renkli geliyordu sanırım. Bilkent ekonomi bölümünden mezun oldum. O yıllarda Parsons The New School'da okumak, New York'a taşınmak için oldukça moda bir bahaneydi. Parsons'da sadece kendi öğrenmek istediğim dersleri aldım hatta sonra aldığım her dersi de geri bıraktım. Ben yaparken öğrenmeyi tercih edenlerdenim, yıllarca okullar okumaya sabrım yok pek. Moda tasarım okumadığım için de, nasılsa kimse beni işe almaz diye hiç iş başvurusu yapmadım ve New York'tayken kendi markamı kurdum. Ekonomi okumuş olmam, moda sektöründe arz ve talep eğrisinin dikiş tutturmasını anlamam adına çok faydalı oldu!

Tasarım dışında sanata da ilginiz çok fazla. Showroom'unuz galeri gibi... Her yerde birbirinden değerli eserler ve antikalar var. Sanata olan bu ilginiz nereden geliyor? Moda ve sanat size göre ne kadar ilişkili?
Moda ve sanat her ne kadar yakın durabilseler de bambaşka dinamikler, ben yine de kendime ilgi alanım olan bir işi yaratmış olmaktan mutluyum. Acele etmiyorum, bir sanat eserine sahip olduğunuzda hakkını vermelisiniz diye düşünüyorum. Kilim merakım da, İznik çinileri de aslında antika merakımdan geliyor. Kendi orijinal hikayelerini yansıtan, kimyasal boyaların kullanılmadığı ve özellikle elle örülen kilimleri beğeniyorum. Eğer kilimi ören sanatçı ismini ve tarihini kilime dokuyorsa daha da çok hoşuma gidiyor. Çok sevdiğimiz aile dostumuz Kazım Karakaya'nın heykelleri ve yaratıcı beyni kadar kalbini de sevdiğim Ali Elmacı'nın işlerini mutlulukla sergiliyorum.

Showroom'unuzda sizi nasıl ziyaret edebiliyoruz?
Randevu almanız yeterli, çok mutlu oluruz! Geçen gün kilim tasarlıyor satıyor muyuz diye arayan olmuş! Neden olmasın, belki ileride...

Kendi stilinizde modern kesimleri ve koyu tonları tercih ediyorsunuz sanırım. Tasarımlarınız da tamamen kendi stil anlayışınızdan yola çıkmadığınızı görebiliyorum. Tasarım yaparken gözünüzde nasıl bir siluet veya karakter canlanıyor?
Gün içinde binlerce karar vermeniz gerekiyor. Kumaş renkleri, kaliteleri, siluetler... İşiniz bu kadar sıklıkta karar vermeyi gerektirdiğinde özel hayatınızda aynı kararları vermekten kaçınıyorsunuz. Bugün ne giysem diye hiç düşündüğümü hatırlamıyorum. Olabilecek en basit şekilde hazırlanıyorum atölyeye giderken. Yalnız hiçbir zaman gittiğim kıyafetle dönmüyorum eve. O gün atölyede ne dikilmiş ise onu üzerime giyerek test sürüşüne çıkarıyorum. Kalıbında bir problem var mı, kumaşı doğru seçmiş miyiz, içinde nasıl hissediyorum... Bunları giyerek daha iyi anlıyorum. Tabii bu durumda çoğu zaman üzerimde ipleri sarkan, tamamlanmamış kıyafetler oluyor. Tasarım algıma gelince stilden çok yenilik peşindeyim.

Her tasarımcı ve sanatçı, bazen yaratım sürecinde yavaşlama dönemine girebilir. Siz hiç böyle bir dönem yaşadınız mı? Ya da yaşasanız, kendinizi nasıl motive ederdiniz?
Bu işin hiçbir alanında yavaşlamak söz konusu değil kendi adıma.

Her koleksiyonda bir hikaye anlatıyorsunuz. Size göre bir koleksiyonun ardında yatan hikayenin önemi nedir? Yeni koleksiyonunuzda İstanbul'da trafik ışıklarında çiçek satan çiçekçi kadınlardan aldınız. Bu kadınlar sizi nasıl etkiledi? Neler dikkat çekiyor yeni koleksiyonunuzda?
Evimin önündeki trafik ışıklarında çiçek satarak torununu okutan bir çiçekçi abla var. Işıklar da uzun yanıyor. Onunla sohbet ederken, kıyafet seçimlerini fark ettim. Leopar desenli bir eteğin üzerine puantiyeli bluz giyiyor, başını bağlıyor belinde siyah beyaz kareli önlük var. Veya pliseli etek üzerine el örgüsü hırka kombinlemiş. Kendi stili var ve çok orijinal! Onu fotoğrafladım, tabii çiçek satın almak şartıyla! Koleksiyonda görmüş olduğunuz bütün kıyafetler onun günlük hayatında tercih ettiği parçalar. Kumaşları ve deseni birebir hazırladık.

Çiçekçilere defilede de yer verdiniz...
Defile salonunu mezattan alınmış çiçeklerle hazırladık. Kurgu Saat 11.00'de davetliler mekana girerken sokakta başladı. Çiçekçi ablalar onlara dışarda çiçek satmaya çalıştılar. Tabii kimse oralı olmadı. 11.30'da davetliler oturduktan sonra "Defilemiz başlayacaktır" anonsu ile sokaktaki çiçekçiler sahnenin ortasındaki çiçeklerin başındaki plastik sandalyelerinin başına geçtiler. Defile boyunca kimseyle göz göze gelmediler ve çiçeklerini bağladılar. Defile bittiğinde, davetliler sokakta pek de oralı olmadıkları çiçekçi kadınlarla fotoğraf çekmek için sıraya girdi. Çiçekçi ablalar, sunuma tabii ki kendi harika stylin'leri ile katıldılar. Ben de defile sonunda boynumda çiçekçi ablanın altın zincir kolyesi ile selam verdim.

Defilenizde sadece Türk modellere yer verdiniz. Nasıl karar verdiniz?
Kast yaparken, bir şeyler eksik gibi geliyordu. Defilede sadece Türk modellere yer vermek eksik olan heyecanı tamamladı. 'Aslı Filinta' markası kendi değerlerine, kültürüne ve özüne oldukça bağlı. Kendi ülkemizde Türk markalarının defilelerde yer alma şansını yabancı modellere karşı kaybeden Türk kızları var. Biz birbirimizi desteklemezsek bu ülkede, bizi zaten başka ülkede kimse desteklemez.

Bu sektöre girmeye çalışan genç tasarımcılar için ne düşünüyorsunuz? İşleri sizin zamanınıza göre daha mı kolay? Akıllarından çıkarmamaları gereken prensipleri neler olmalı?
Kesinlikle daha kolay. Bir kere Moda Tasarımcıları Derneği olarak yeni dönemde harika projeler geliştiriyoruz. Okullar, zincir mağazalar, Arap müşteriler ve inanmazsınız Türk müşteriler bile daha bilinçli. Kendi ülkelerinin tasarımcılarına sahip çıkıyorlar. Genç tasarımcılara gelince, bu işi neden yaptıklarını yeniden gözden geçirsinler. Ünlülerle arkadaş olmak, partilere davet edilmek ve hatta sadece para ve ün kazanmak için bu iş yapılmaz. Her şey niyetle başlıyor, o niyet tasarımlarına yansıyor. Bu isteklerini olabildiği en yüksek ve onları tanımlayan noktaya koysunlar.

İşbirlikleri yapmayı seven bir tasarımcısınız. Son dönemlerde ve ilerleyen dönemlerdeki projelerinizden bahseder misiniz?
Tasarımın her alanında yenilik içerdiği sürece işbirlikleri çok keyifli. Toy'da gösterilen 'Baldan Karanlık' adlı tiyatro oyunu için kostüm tasarladım ve Redbull için Dünya Jimnastik Şampiyonu Ayşe Begüm Onbaşı için çini desenlerinden yola çıkarak bir mayo tasarladım. Ayşe Begüm'ün enerjisini çok sevdim, o yaşta dünya çapında bir başarı yakalaması çok gururlandırıcı. Bir o kadar da mütevazı ve çalışkan. İdeal bir Türk kızı! İlerleyen dönemde ise İznik Çini Vakfı ile bir işbirliğine imza atacağız.

BİZE ULAŞIN