"Büyükada'daki SErgim Benim İçin Çok Duygusal Bir Deneyim"

Önce Venedik Bienali haftasında İtalya’da yer alan ve ardından da New York’ta Frieze haftasına katılıp, sanat dünyasında 2026 yılının en güçlü uluslararası çıkışlarından birine imza atan Sedef Gali ile bu uluslararası yükselişinin detaylarını ve 13 Haziran’da Büyükada’da gerçekleştireceği yeni sergisini konuşmak üzere buluştuk.

"Büyükada'daki SErgim Benim İçin Çok Duygusal Bir Deneyim"

Sedef Gali, 2026 yılının en güçlü uluslararası çıkışlarından birine imza attı. Sanatçı, 2026 Venedik Bienali kapsamında işleriyle önce İtalya’da yer aldı, hemen ardından ise eser leri New York’ta Frieze haftasında sanat se verlerle buluştu. ‘Between Petals & Unsent Letters’ serisinden işleri, Bienal haftası bo yunca uluslararası koleksiyonerlerin, küra törlerin ve sanat profesyonellerinin yoğun ilgisini topladı; sanatçının Ca’ Riviera’daki sunumunun mekânda kalıcı olarak yer ala cağı açıklandı. Venedik’in hemen ardından Gali, Frieze New York haftasında da New York merkezli Tuleste Factory iş birliğiyle düzenlenen grup sergisinde yer aldı. Aynı sezon içinde Venedik ve New York’u birbi rine bağlayan bu hat, sanatçının uluslara rası sanat dünyasındaki konumunu net bir biçimde işaretledi. Pratt Institute mezunu Gali, hem Venedik’te hem New York’ta iz bıraktı. Tüm bu uluslararası ivmenin ardın dan Gali şimdi de eserleriyle İstanbul’a ge liyor. Sanatçının yeni kişisel sergisi 13 Ha ziran’da, Büyükada’daki Princess Palace’ta açılıyor. Sedef Gali, Venedik ve New York sergilerinin geri bildirimi ile yeni sergisinin detaylarını Şamdan Plus’a anlattı.


Röportaj: İrem Orhan

Fotoğraf: Şeref Yılmaz


“2026’nın ilk yarısı benim için gerçekten çok yoğun ama bir o kadar da dönüştürücü geçti. Üretim pratiğimin daha uluslararası bir görünürlük kazandığı bir dönem oldu.” 



İrem Orhan: Sanatçı kimliğinizle 2026 yılının en güç lü uluslararası çıkışlarından birine imza attınız diyebiliriz sanırım, değil mi? Nasıl geçti yılın ilk yarısı?

Sedef Gali: 2026’nın ilk yarısı benim için gerçekten çok yoğun ama bir o kadar da dönüştürücü geçti. Üretim pratiğimin daha uluslararası bir görünürlük kazandığı bir dönem oldu diyebilirim. Venedik Bienali haftasında İtalya’da yer almak, hemen ardından New York’ta Frieze haftasında işlerimin göste rilmesi; hem duygusal hem de profesyonel olarak çok özel bir süreçti benim için. Uzun zamandır kendi iç dünyamda geliştirdiğim hafıza, görünmeyen duygular, yarım kalmış hikâyeler ve ‘Suya yazılan yazılar’ fikri; ilk kez bu kadar geniş bir uluslararası kitleyle buluştu. Bu da bana doğru bir dil kurduğu mu hissettirdi. 


İ.O: Önce 2026 Venedik Bienali kapsamında İtalya’daki Ca’ Riviera’da Cassina Pro jects iş birliğiyle gerçekleşen sunumda yer aldınız; nasıl bir deneyim oldu sizin için?

S.G: Venedik benim için çok büyülü bir dene yimdi. Şehrin kendi hafızası bile zaten baş lı başına şiirsel bir yapı taşıyor. Ca’ Rivie ra’daki sunumda, ‘Between Petals & Unsent Letters’ serisinden işler yer aldı. Organze katmanlar, görünmeyen yazılar ve yüzeyin altında saklanan duygusal izlerle kurulan bu dünya; izleyicilerle çok güçlü bir bağ kurdu. Leonardo Tiezzi ve Riccardo Co ro’nun küratoryal desteği ile Venedik’te oldukça ilgi toplayan bir sergiye imza at tık. Leonor Fini ve Cecilia Granara, Chiara Cappelini, Yves Scherer gibi değerli sanat çılarla bir arada işlerim sergilendi. Özellik le insanların işlerin karşısında uzun süre vakit geçirmesi beni çok etkiledi. Çünkü iş ler ilk bakışta soyut görünse de, yaklaştıkça kişisel bir hafıza alanına dönüşüyor. Birçok kişi eserlerin onlara kendi geçmişlerini, unutamadıkları cümleleri ya da hiç gönde remedikleri mektupları hatırlattığını söyledi. Benim için en değerli geri dönüş buydu. 



İ.O: Venedik’in ardından ‘Frieze New York’ haftasında düzenlenen grup sergisinde yer aldınız, bu nasıl gelişti?

S.G: New York benim eğitim aldığım ve yaratı cı kimliğimin şekillendiği şehirlerden biri olduğu için orada tekrar işler göstermek çok anlamlıydı. Tuleste Factory ile gelişen süreç tamamen organik ilerledi. İşlerim deki katmanlı yapı ve mekânsal his onların kürasyon diliyle çok örtüştü. Frieze haftası boyunca dünyanın farklı yerlerinden gelen koleksiyonerler, küratörler ve sanat pro fesyonelleriyle bir araya gelmek çok bes leyiciydi. New York’un enerjisi çok hızlı ve yoğun ama aynı zamanda dürüst. O yüzden orada alınan reaksiyonlar benim için ayrıca kıymetliydi.


İ.O: Hem Venedik hem New York’taki sergile rinizin kapsamına değinmek ister misiniz biraz da?

S.G: Her iki sunumun merkezinde de hafızanın katmanlı yapısı vardı aslında. İşlerimde gö rünür olan kadar görünmeyenle de ilgileni yorum. Bazı yazılar yüzeyin altında kalıyor, bazı duygular ise sadece ışık değişince or taya çıkıyor. Bu fikir benim için çok önemli. Son dönemde çok sevdiğim bir İtalyanca kelime var, ‘gibigiana.’ Suyun üzerinde tit reşen, bir an görünen sonra kaybolan ışık yansımasını tarif ediyor. Aslında işlerimde peşinden gittiğim duygu da biraz bu. Hafı zanın, aşkın ya da geçmişin net bir görün tü olarak değil; kırılan, dağılan ve yeniden beliren ışık parçaları gibi var olması. Or ganze, transparan kumaşlar ve yoğun boya katmanlarıyla çalışıyorum çünkü hafızanın da tam olarak böyle davrandığını düşünü yorum. Net değil; parçalı, kırılgan ve sürek li dönüşen bir yapı taşıyor. Venedik’te daha şiirsel ve içe dönük bir atmosfer vardı, New York’ta ise işler daha çağdaş ve fiziksel bir okuma aldı diyebilirim.


İ.O: Aynı sezon içinde Venedik ve New York’ta özel sanat etkinliklerinde bulun mak, uluslararası sanat dünyasındaki ko numunuza da işaret ediyor, size de son derece gururlu hissettirmiştir ama neler söylemek istersiniz bu başarıların getir dikleri ile ilgili?

S.G: Tabii ki gurur verici ama benim için en önemlisi üretimin gerçekten karşılık bul duğunu görmek. Çünkü sanat çok kişisel bir alan; uzun süre yalnızca kendi iç sesi nizle ilerliyorsunuz. Sonra bir anda başka ülkelerden insanlar gelip sizin hissettiğiniz bir duyguyu kendi hayatlarıyla ilişkilendi riyor. Bu çok güçlü bir şey. Aynı zamanda bana daha büyük düşünme cesareti verdi. Daha büyük enstalasyonlar, mekâna yayı lan işler ve farklı disiplinlerle birleşen pro jeler üzerine yoğunlaşmaya başladım.


İ.O: İşlerinizin en beğenilen yanları neler oldu? Nasıl yorumlar aldınız genel ola rak?

S.G: En çok aldığım yorumlardan biri işlerin “duygusal bir hafıza alanı” gibi hissettirdi ği oldu. İnsanlar eserlerin karşısında kendi anılarıyla baş başa kaldıklarını söylüyorlar. Ayrıca katmanlı yapı çok dikkat çekiyor. İlk bakışta romantik ya da şiirsel görünen yü zeylerin altında daha karanlık, kayıp ya da melankolik bir his olması insanların ilgisini çekiyor sanırım. Birçok kişi işlerimi “unu tulmuş bir mektubun hissi”ne benzetti. Bu benim için çok özel bir tanım.


İ.O: Hem Venedik’te hem New York’ta bulun duğunuz süre boyunca kendi işleriniz dışında sizi en etkileyen sergiler ya da eserler kimlere aitti?

S.G: Venedik’te en çok etkilendiğim şeylerden biri aslında şehirle sanatın birbirine karış masıydı. Mekânların tarihi dokusu işleri tamamen başka bir noktaya taşıyor. New York’ta ise daha çok disiplinler arası üre timlerin yükselişi dikkatimi çekti. Venedik Bienali’nde Hindistan Pavillion’u favorim oldu, ayrıca Anish Kapoor sergisinin etkile yiciliğini kelimelere nasıl dökerim bilemi yorum. New York’ta hayranı olduğum He len Frankenthelar sergisine denk geldim, ham dokuların üzerinde bazı tekniklerin den ilham aldığım sanatçının işlerinin her zaman kalbimde apayrı bir yeri var. New York’ta yaşadığım yıllar boyunca Pipilotti Rist ve tabii ki Hilma Af Klint sergileri beni en çok etkileyenler oldu.


İ.O: Peki, İstanbul’da yeni bir serginiz olacak mı; zamanı ve mekanı belli mi?

S.G: Evet, İstanbul’daki yeni solo sergim 13 Haziran’da çocukluğumun geçtiği Büyüka da’daki Princess Palace’ta Halime Bulut Art Advisory ile gerçekleşecek. Bu sergi benim için çok kişisel bir anlam taşıyor çünkü ço cukluk hafızalarımın geçtiği Büyükada’da, hafıza üzerine kurulu işler göstermek ol dukça duygusal bir deneyim olacak. Mekâ nın kendi nostaljik atmosferi de serginin dünyasıyla çok güçlü bir bağ kuruyor.


İ.O: İstanbul’daki sergi hakkında neler söyle mek istersiniz; burada sanat tutkunlarını nasıl bir deneyim bekliyor?

S.G: Daha immersif, daha duygusal ve zamansız bir deneyim bekliyor diyebilirim. İzleyici nin sadece bir sergiyi gezmesini değil, bir hafızanın içinde dolaşıyormuş gibi hisset mesini istiyorum. Mekânda ışık, kumaş, yü zey ve metin katmanları birlikte çalışıyor. Bazı işler neredeyse kayboluyor, bazıları ise ancak yaklaşınca görünür hale geliyor. Bir anlamda ziyaretçiyi kendi unutulmuş duygularıyla karşı karşıya bırakan şiirsel bir alan yaratmaya çalışıyorum.


İ.O: Şimdiye kadar hayalini kurup da gerçek leştiremediğiniz bir proje oldu mu?

S.G: Çok büyük ölçekli, mekâna yayılan ensta lasyonlar yapmak istiyorum. Özellikle su, ışık ve yarı transparan yüzeylerle çalışan, izleyicinin fiziksel olarak içinde dolaşa bileceği deneyimler ilgimi çekiyor. Ayrı ca sinema ve sanatın birleştiği projeler de çok ilgimi çekiyor. Görsel sanat pratiğimi ileride film, performans ve yazıyla daha fazla bir araya getirmek istiyorum. Maale sef pandemiden önce çok hazırlandığım ve performansla birleşecek olan ‘Hisli Hari kalar Kumpanyası’ sergimi 2020 yılında bu sebepten dolayı istediğim ölçekte gerçek leştiremedim. O işler o döneme ait olarak kaldı ve hiçbir zaman bu sergi hayal ettiğim kapsamda gerçeğe dönüşemedi.