Kendi tabiriyle ‘hayatının en özel ve dönüştürücü’ dönemlerinden birinde Selma Çilek Çiftçi. Bir yandan çok yoğun bir iş hayatının içinde kendi ritminde durmaksızın ilerleme peşinde, diğer yandan ailesiyle son derece ilgili, konu özel hayatı olunca da son derece hassasiyet sahibi. “Anne olmak bana bambaşka bir perspektif kazandırdı; sabrı, anda kalmayı ve aslında neyin gerçekten önemli olduğunu yeniden öğretti” diyor, annelik heyecanını anlatırken içi içine sığmıyor; diğer yandan kendi adını taşıyan markasıyla Paris’te yeni bir mağaza açtı yepyeni hayaller peşinde, iş özel hayat dengesini özenle kuruyor. Tüm bu yoğunluğunun arasında Anneler Günü yaklaşırken oğlu Satvet ve kızı Sara’nın da bize katıldığı bir çekimde bir araya geldiğimiz Selma Çilek Çiftçi ile işi, kariyeri, anneliği ve özel hayatının daha önce hiç konuşulmamış konularına değindiğimiz keyifli bir sohbeti ve her anı yıllarca hatırlanacak karelerle dolu güzel bir çekim gününü paylaştık.
Röportaj: İrem Orhan
Fotoğraf: Nurdan Usta
Mekan İçin The Grand Tarabya Hotel'e teşekkür ederiz.
İrem Orhan: Son yıllarda önce oğlunuz ve arkasından da kızınızın dünyaya gelmesiyle, hayatınızın en farklı dönemlerini yaşıyorsunuz; annelik duygusunun size hissettirdikleri hakkında neler söylersiniz?
Selma Çilek Çiftçi: Gerçekten hayatımın en özel ve dönüştürücü dönemlerinden birindeyim. Anne olmak bana bambaşka bir perspektif kazandırdı; sabrı, anda kalmayı ve aslında neyin gerçekten önemli olduğunu yeniden öğretti. Bir yandan çok yoğun bir iş hayatım var ama diğer yandan çocuklarımla geçirdiğim anlar bana inanılmaz bir huzur ve mutluluk veriyor. Artık yaptığım her şeyi derin bir farkındalıkla ve sorumlulukla yapıyorum.

“Hayatımın en özel ve dönüştürücü dönemlerinden birindeyim. Anne olmak bana bambaşka bir perspektif kazandırdı; sabrı, anda kalmayı ve aslında neyin önemli olduğunu öğretti.”

“Empati, vicdan, alçakgönüllülük ve saygı... Bunlar benim ailemde görerek büyüdüğüm en temel değerler. Çocuklarıma da en çok bu değerleri aktarmak istiyorum.”
İ.O: Anneler Günü yaklaşıyorken annenize buradan bir mesaj iletmenizi istesek, neler söylersiniz?
S.Ç.Ç: Anneciğim, senin yaptıklarının değerini şimdi çok daha iyi anlıyorum. Bana kattığın her şey için minnettarım. İyi ki varsın, seni çok seviyorum. Tüm annelere de; her gün, her an verdiğiniz emek gerçekten tarifsiz. Hepiniz çok özelsiniz, Anneler Günü’nüz kutlu olsun demek istiyorum.
İ.O: Diğer yandan siz gelişmeye ve olumlu eleştiriye son derece açık birisiniz diye biliyoruz ama anneliğinizle ilgili eleştiri aldınız mı hiç? Bu konuda eleştiriye ne kadar açıksınız nasıl değerlendirirsiniz genelde gelen yorumları?
S.Ç.Ç: Genel olarak gelişime ve yapıcı eleştiriye açık biriyim, annelikte de bu böyle. Tabii ki zaman zaman farklı yorumlar ya da eleştiriler olabiliyor. Ama ben bu noktada niyetin çok önemli olduğunu düşünüyorum. Yapıcı, iyi niyetli ve gerçekten fayda sağlayabilecek yorumlara her zaman açığım. Onun dışında ise annelik çok içgüdüsel bir şey; her annenin kendi doğrusu var. Ben de kendi iç sesime güvenerek ilerlemeyi tercih ediyorum.
İ.O: Peki, siz nerede ve nasıl bir çocukluk geçirdiniz?
S.Ç.Ç: Buna da biraz değinmeden geçmeyelim... Ben Bursa İnegöl’de, sokakta güvenle oynayarak büyüdüğüm çok özgür ve mutlu bir çocukluk geçirdim. Ailemden çok sevgi gördüm, o yüzden hep kendimi güvende ve huzurlu hissettim. Bugünkü bakış açımın da oradan geldiğini düşünüyorum.

“Hayatımı şekillendiren üç temel dönüm noktası var; kendi işimi kurmak, evlilik ve annelik... Annelik, hayata bakış açımı daha da derinleştirdi.”
İ.O: Kendi doğduğunuz ailede öğrenip çocuklarınıza da öğreteceğiniz en önemli değer ne olur?
S.Ç.Ç: Empati, vicdan, alçakgönüllülük ve saygı... Bunlar benim ailemde görerek büyüdüğüm en temel değerler. İnsanlara karşı anlayışlı, yargılamadan yaklaşabilmek ve kendini hiçbir zaman başkalarından üstün görmemek benim için çok kıymetli. Çocuklarıma da en çok bu değerleri aktarmak istiyorum.
İ.O: Peki, iki çocukla birlikte kariyerinizde de hız kesmeden yükselişe devam ediyorsunuz ama nasıl gidiyor her şey iş hayatınızda?
S.Ç.Ç: Açıkçası çok kolay değil ama güzel gidiyor. İki çocukla birlikte her şeyi aynı anda yürütmek ciddi bir denge gerektiriyor. Bazı dönemlerde ister istemez yavaşladığım oldu ama hiçbir zaman tamamen durmadım. İşimi sevdiğim için de motivasyonumu kaybetmedim. Şu an kendimi daha organize, ne istediğini daha net bilen ve o doğrultuda ilerleyen biri olarak görüyorum. Belki her şey aynı hızda ilerlemiyor ama daha bilinçli ilerliyor.
İ.O: Hayatınıza baktığınızda dönüm noktası sayabileceğiniz bir olay var mı?
S.Ç.Ç: Hayatımı şekillendiren üç temel dönüm noktası var; kendi işimi kurmak, evlilik ve annelik. İşimi kurmak beni hayallerimin peşinden giden birine dönüştürdü, evlilik hayatıma denge, huzur ve sevgi kattı, annelik ise hayata bakış açımı derinleştirdi. Bu üçü, bugün kim olduğumu tanımlayan en güçlü şeyler.

“Hayatta şanslılardan olduğumu düşünüyorum ama aynı zamanda hiç boş durmadım. Hep çalıştım, çabaladım ve ne istediğimi net bir şekilde hayal ettim."
İ.O: İş hayatınızı başladığımız günden bugüne bir değerlendirdiğinizde, kariyerinizle ilgili yolun tam olarak neresinde görüyorsunuz kendinizi?
S.Ç.Ç: 13 yıllık bir geçmişim var ama bu süreç lineer ilerlemedi. Hayatın içindeki dönüşümler yani annelik, evlilik ve pandemi beni farklı şekillerde yavaşlattı ama aynı zamanda derinleştirdi. Bugün geldiğim noktada ise kendimi yolun başında görüyorum. Çünkü vizyonum büyüdü, hedeflerim daha net ve artık o hedefleri gerçekleştirecek gücü kendimde daha fazla hissediyorum.
İ.O: Dışarıdan baktığımızda sizin hayatınızda her şey hep çok yolunda gitmiş gibi görünüyor ama hayatta şans hep sizden yana mıydı yoksa kendi şansını kendi yaratanlardan mısınız?
S.Ç.Ç: Şanslı olduğumu düşünüyorum ama aynı zamanda hiç boş durmadım. Hep çalıştım, çabaladım ve ne istediğimi net bir şekilde hayal ettim. Sanırım o yüzden hayatımda olan birçok şeyi hayal ederek, ona inanarak ve emek vererek adım adım kendime çektim.
İ.O: Kendi doğrularına sıkı sıkıya bağlı kolay kolay fikri değişmeyen biri misinizdir genelde? Yoksa değişim konusunda daha esnek mi düşünürsünüz?
S.Ç.Ç: Genel olarak esnek biriyim. Kendi doğrularım ve değerlerim var ama aynı zamanda öğrenmeye ve değişime de açık olmayı çok önemsiyorum. Düşüncesine güvendiğim, vizyonuna inandığım insanlardan etkilenirim. Farklı bakış açıları bana her zaman yeni bir perspektif kazandırıyor.

İ.O: Nevi şahsına münhasır duruşunuz, davranışlarınızla sizi tanıdık tanıyalı çizginiz hiç değişmedi. Bu denli orijinal olmak ve böyle kalabilmek çok da kolay bir şey olmasa gerek; bunu neye bağlıyorsunuz?
S.Ç.Ç: Açıkçası hiç “orijinal olayım” diye düşünmedim. Hep içimden geldiği gibi oldum. Ne bana ait hissettiriyorsa onu yaptım, bana ait olmayan şeylere de çok yönelmedim. Belki de bu yüzden çizgim çok değişmedi. Kendine sadık kalınca zaten doğal olarak o duruş korunuyor. Zamanla gelişmek ayrı bir şey, ama özünü korumak bence asıl mesele. Ben de bunu bilinçli bir şekilde değil, daha çok içgüdüsel olarak yaptığımı düşünüyorum.
İ.O: Tasarımcı kimliğiniz açısından yaratıcılık hayatınızın önemli bir parçası; sizin gibi birinin yaratıcılığını neler besler, nelerden ilham alıyorsunuz?
S.Ç.Ç: Benim için ilham çok katmanlı bir şey. Seyahatler, farklı kültürler, şehirlerin ritmi ama en çok da kadınların enerjisi... Bir kadının kendini taşıyışı, özgüveni, bazen çok küçük bir detay bile bir koleksiyonun çıkış noktası olabiliyor. Yaratıcılığımı besleyen şey aslında sürekli gözlemde olmak ve hissettiğim şeyi filtrelemeden tasarıma aktarabilmek...
İ.O: Bu işi yapmıyor olsaydınız muhtemelen şu an ne yapıyor olurdunuz?
S.Ç.Ç: Muhtemelen aile işimiz olan çocuk mobilyası alanında devam ederdim. Ama yine tasarımın içinde olurdum; üretmek ve bir şeyleri şekillendirmek benim için vazgeçilmez. Farklı bir alanda olsa bile, tasarımcı kimliğimin hep hayatımın merkezinde olacağına inanıyorum.

İ.O: En baskın karakteristik özelliğiniz nedir?
S.Ç.Ç: Sanırım en baskın özelliğim pozitif kalabilmek. Zor anlarda bile iyi tarafından bakmaya çalışırım. Bu hem hayatımda hem de işimde bana çok şey kazandırdı.
İ.O: Arkadaş çevreniz konusunda da hayli seçici davrandığınızı biliyoruz; etrafınızdaki insanları size çeken şeyler nedir acaba? Arkadaş grubunuz nasıl insanlardan oluşur?
S.Ç.Ç: Eskiden daha geniş bir arkadaş çevrem vardı ama zamanla, özellikle evlendikten ve çocuk sahibi olduktan sonra çevrem doğal olarak daha da küçüldü. Aslında bu biraz da hayatın getirdiği bir süreç; artık zamanı çok daha seçerek kullanıyorum. Benim için önemli olan sayısından çok, ilişkilerin derinliği. Etrafımda genelde uzun yıllara dayanan, güvene ve samimiyete dayalı dostluklar var. Beni çeken şey ise içtenlik, iyi niyet ve karşılıklı anlayış.
İ.O: Röportajımızın sonuna doğru yaklaşırken şunları da sormadan geçmeyelim; uzun yıllardır mutlu bir evliliğin içindeki biri olarak size en başında bu evlilik kararını aldıran şey ne oldu? Yani eşinizin doğru insan olduğuna emin olduğunuz şey neydi?
S.Ç.Ç: Aslında bunu tek bir şeye bağlamak zor ama en çok hissettiğim şey güven duygusuydu. Yanında kendim gibi olabildiğim, anlaşılmış hissettiğim ve hayatı birlikte daha güçlü karşılayabileceğimi düşündüğüm biriydi. Sanırım ‘doğru insan’ dediğimiz şey, size huzur veren ve aynı zamanda sizi olduğunuz gibi kabul eden biri. Ben de bunu çok net hissettim.
İ.O: Güzel bir evliliğin içindeki biri olarak ‘evlilik’ en basit tanımıyla ne anlama geliyor sizin için?
S.Ç.Ç: Evlilik benim için birlikte yürüyebilmek. Her şeyi paylaşabilmek, birbirini anlayabilmek ve zor zamanlarda da aynı yerde kalabilmek. Sevgi zaten var ama asıl mesele saygı ve denge diye düşünüyorum.

İ.O: Hayatına aşk girdiğinde dönüşen insanlar vardır; daha verimli olur kimileri aşkla beslenir ya da tam tersi işinden gücünden alıkoyar aşk onu. Sizde durum ne?
S.Ç.Ç: Beni hep iyi etkiliyor. Daha mutlu, daha enerjik ve daha üretken oluyorum. Aşk benim için besleyici bir şey.
İ.O: Peki, tüm bunlar bir yana dursun, sağlıklı beslenme ve spor şu an hayatınızın neresinde?
S.Ç.Ç: Son zamanlarda sağlıklı beslenmeye ve longevity’e gerçekten daha çok önem vermeye başladım. Haftada 6 gün ağırlık çalışıyorum, bu bana hem fi ziksel hem de mental olarak çok iyi geliyor. Kendimi daha fit ve zinde gördüğümde bu benim bütün hayatıma yansıyor, beni çok mutlu ediyor.

“Evlilik benim için; birlikte yürüyebilmek demek... Her şeyi paylaşabilmek, birbirini anlayabilmek ve zor zamanlarda da aynı yerde kalabilmek...”
İ.O: Bir de yakın dönemde sağlığınızla ilgili sıkıntılı bir dönemden geçtiniz ama bitti sanıyoruz; biraz bahsetmek ister miydiniz tam olarak neydi, nasıl bir süreç geçirdiniz?
S.Ç.Ç: Aslında uzun zamandır planladığım bir halluks valgus ameliyatı oldum. Bir süredir ertelediğim bir konuydu ama doğru zamanı bulunca gerçekleştirdim. İyileşme süreci başta biraz sabır gerektirdi ama şu an çok daha iyiyim. Bazen bedenimizi de dinleyip ona gereken özeni göstermek gerekiyor; bu da benim için öyle bir dönemdi.
İ.O: Şimdi bir dilek dileme hakkınız olsa ve onu benimle paylaşmanızı istesem içinizden ne geçer?
S.Ç.Ç: Önce tabii ki sağlıklı ve huzurlu bir yaşam sonrasında işimle ilgili beni sürekli ileriye taşıyacak, heyecanlandıracak yeni kapılar açılmasını dilerdim. Yaratmaya, büyümeye ve her seferinde kendimi yeniden aşmaya devam edebilmek...
İ.O: Yakın vadede hem iş hem de özel yaşantılarınızda sizinle ilgili nasıl sürprizler bekliyor bizi?
S.Ç.Ç: Şu an için büyük bir sürpriz yok, her şey yolunda gidiyor. Ama ben zaten küçük gelişimlerle ilerlemeyi seviyorum, o yüzden hep bir hareket, bir yenilik oluyor hayatımda.