“Biliyorum ama uygulayamıyorum.” Bu cümle tanıdık geliyor mu?
Ne yapmanız gerektiğini bildiğiniz hâlde yapamadığınız döngüler var mı?
Nasıl yapacağınızı bildiğiniz hâlde bir türlü harekete geçemediğiniz anlar?
Biliyor musunuz; bu hayatta bildiklerimizle yaptıklarımız arasında büyük bir uçurum var.
Ve iddia ediyorum:
Sadece bildiklerimizi yapmaya başlasak, çok daha tatmin dolu, verimli ve üretken hayatlar yaşayabiliriz.
Peki ama neden?
Neden bildiğimiz şeyleri yapmıyoruz?
Neden kilo vermek için ne yapmamız gerektiğini bildiğimiz hâlde bir türlü o diyeti uygulayamıyor, o spor salonuna gidemiyoruz?
Sorun irademizde değil.
Sorun, bilinçaltına gömülü programlamada…
Yani paradigmalarımızda.
Paradigma; bilinçaltı zihnimizde yer alan, otomatik alışkanlıklarımızı, inanç sistemimizi ve hayata verdiğimiz refleks tepkileri yöneten iç yazılımdır.
Bizler hayatı ortalama yüzde 97 oranında otomatik tepkilerle yaşıyoruz.
Olaylara bakış açımız, yaptığımız yorumlar, verdiğimiz tepkiler…
Bunların neredeyse tamamı, bu bilinçaltı programlamadan geliyor.
Ve bu programlama; ne kadar başarılı olduğumuzdan sağlığımıza, ilişkilerimizden üretkenliğimize, ne kadar para kazandığımızdan olaylara bakış açımıza kadar hayatımızdaki tüm sonuçları belirliyor.
Ama işin en çarpıcı kısmı şu:
Paradigmalarımız bize hayatımızda aldığımız tüm sonuçları veriyor…
Ama aslında bize ait değiller.
Bu yazılımı; atalarımızdan, ailemizden ve bizi yetiştirenlerden ödünç alıyoruz.
Daha da ilginci ne biliyor musunuz?
Pek çok insan, kendisine ait olmayan bu programlamayla tüm ömrünü geçiriyor.
Hiç sorgulamadan.
Hiç farkındalık getirmeden.
Ve aynı programla mezara gidiyor.
Peki paradigmalar neden bize ait değil?
Bunu anlamak için nasıl oluştuklarına bakalım:
Bilinçaltı zihnimizdeki bu programlama, daha ana rahmine düştüğümüz anda yazılmaya başlar.
Anne ve babamızın genleriyle…
Onların atalarından taşıdıkları inançlarla…
Anne karnındaki son üç ay ve hayatın ilk üç yılı inanılmaz derecede kritiktir.
Çünkü bu dönemde bilinçli zihin henüz gelişmemiştir; bilinçaltı zihin ise alabildiğine açıktır.
Bebek, etrafında ne olup bitiyorsa; onu yetiştirenlerin hayatla, parayla, ilişkilerle, sağlıkla ilgili neye inandığını bir sünger gibi emer ve bilinçaltı zihnine program olarak kaydeder.
Bebekler konuşmayı da bu şekilde öğrenir.
Tekrar yoluyla…
Aynı şeyleri tekrar tekrar duyarak, görerek.
Ve aynı şekilde, hayat boyunca alacağımız sonuçları belirleyecek programlamayı da yazarız.
Hayatın ilk yedi yılı hâlâ kritiktir.
Bebeklikten çocukluğa geçtiğimiz bu dönemde; okula gideriz, sosyal çevreye gireriz.
Zihin hâlâ “meditatif mod”dadır.
Güvendiğimiz yetişkinler bize telkinlerde bulunur.
Biz bu telkinleri sorgulamadan doğru kabul eder, üzerimize bir kimlik gibi giyeriz.
Ve çoğu zaman, hayat boyu bu inançlara tutunuruz.
İlerleyen yıllarda ise duygusal etkiler belirleyici olur.
Ama bu etkiler genellikle travmalarla gelir.
Boşanma…
İşini kaybetme…
Ölümcül hastalıklar…
Çok sevdiğimiz birini kaybetmek…
Covid gibi kolektif sarsıntılar…
Bu tür deneyimler, adeta bir duvara çarpmışız gibi paradigmalarımızı sarsar.
Ama çoğu zaman onları dönüştürmez; aksine bizi daha da korku ve korunma moduna iter.
İşte bu yüzden, “biliyorum, ama uygulayamıyorum” cümlesi tesadüf değildir.
Bu bir karakter sorunu değildir.
Bu bir irade eksikliği hiç değildir.
Bu, fark edilmeden çalışan bir iç yazılımın sonucudur.

Zihin neden bizi sabote eder?
Burada çok önemli bir noktayı netleştirelim:
Zihin bizi sabote etmeye çalışmaz.
Zihin bizi korumaya çalışır.
Çünkü zihin bilineni, tanıdık olanı sever.
Bilinen = güvenli...
Değişim ise zihin için çoğu zaman bir tehdit olarak algılanır.
Bilinmeyen = risk demektir.
Bu yüzden zihin sık sık şunu fısıldar:
“Burada kal.”
“Bildik yerde dur.”
“Şimdi sırası değil.”
Ve şunu unutmamak gerekir:
Zihin bizi mutlu etmek için değil, hayatta tutmak için programlanmıştır.
Bu fark edildiğinde, birçok şey yerine oturur.
Bedende nasıl hissedilir?
Bu iç çatışma sadece zihinde kalmaz; bedende de kendini gösterir.
Erteleme olarak…
Yorgunluk olarak…
“Bir şey var ama adını koyamıyorum” hissi olarak…
Çünkü beden, zihnin içindeki hizasızlığın sessiz taşıyıcısıdır.
Mini farkındalık
Kendinize şu soruyu sorun lütfen:
Hayatınızda yaşamaktan mutsuz olsanız da sürekli tekrar eden hangi döngüler var?
Kapanış
Paradigma değişmeden, bu döngüler, bu sonuçlar değişmez.
Ve paradigma, sadece düşünerek değil; çalışarak değişir.
Bir sonraki yazıda şuna bakacağız:
Paradigmalar nasıl dönüşür?
O zamana kadar sevgiyle kalın.
Hande Gün Ertan
hande.ertan08@gmail.com