Bu hafta konuya biraz farklı bir yerden girmek istiyorum.
Nikola Tesla’nın çok bilinen bir sözü vardır:
“Evrenin sırlarını anlamak istiyorsanız; enerji, frekans ve titreşim olarak düşünün.”
Çünkü bizler, sandığımız gibi sadece fiziksel bir dünyada yaşayan fiziksel varlıklar değiliz.
Titreşimsel bir evrende yaşayan titreşimsel varlıklarız.
Ve her an, farkında olsak da olmasak da, evrene bir sinyal gönderiyoruz.
O an kim olduğumuzla ilgili bir sinyal…
Bu sinyal; insanları, olayları ve deneyimleri hayatımıza ya yaklaştırıyor ya da uzaklaştırıyor.
Çoğu insan burada çok kritik bir noktayı kaçırıyor:
Biz, olmak istediğimiz şeyi değil…
olduğumuz şeyi çekeriz.
Yani hayalini kurduğumuz hayatı değil,
frekans olarak uyumlu olduğumuz hayatı deneyimleriz.
Bu yüzden farklı bir hayat istiyorsak,
değişmesi gereken ilk şey dış dünya değil…
Bizim verdiğimiz sinyaldir.

Einstein’ın meşhur formülünü hatırlayın:
E = mc² (Enerji = kütle x ışık hızının karesi)
Bu formül bize şunu söyler:
Enerji ve madde aslında aynı şeyin farklı formlarıdır.
Yani bedeniniz de enerji…
düşünceleriniz de…
duygularınız da…
ve bu hayatta başarmak istedikleriniz de.
Hatırlarsanız daha önce konuşmuştuk:
Hayatı aynı anda üç farklı düzlemde yaşıyoruz.
Düşünceler…
Duygular…
Ve aksiyonlar…
Ve bu üçü bir araya geldiğinde,
dış dünyaya verdiğimiz sinyal oluşur.
Yani sizin auranız.
Aura, sizin görünmeyen kimliğinizdir.

Sadece ne söylediğiniz değil…
nasıl düşündüğünüz, ne hissettiğiniz ve nasıl davrandığınızın bileşkesidir.
Ve hayat, söylediğinizi değil…
yaydığınız sinyali cevaplar.
Bu yüzden birçok insan ister… ama olmaz.
Çünkü içeride hizalanma yoktur.
Zihin bir şey ister…
beden başka bir şey hisseder…
davranış ise bambaşka bir yere gider.
Ve ortaya karışık bir frekans çıkar.
Hayat da o karışıklığı yansıtır.
Şimdi en başa dönelim.
“Nasıl bir hayat yaşamak istiyorsunuz?”
“Siz nasıl olmasını istiyorsunuz?”
Bu sorular bir hayal sorusu değil.
Bir kimlik sorusu.
Çünkü istediğiniz hayatın bir frekansı varsa…
o hayatı yaşayan versiyonunuzun da bir frekansı vardır.
Ve asıl mesele şudur:
O insan gibi düşünmeye hazır mısınız?
O insan gibi inanmaya?
O insan gibi hissetmeye?
O insan gibi davranmaya?
Peki bu nasıl yapılır?
Çoğu insan burada davranışı değiştirmeye çalışır.
Daha disiplinli olayım… daha motive olayım…
Ama davranış, en son katmandır.
Asıl değişim, kendinizi yakaladığınız anlarda başlar; düşünceleriniz ve duygularınızla aranıza mesafe koyup, onları gözlemlemeye başladığınızda başlar…
Bir şeyi ertelediğinizde…
geri çekildiğinizde…
kaçtığınızda…
Kendinize şu soruyu sorun:
“Ben hedefimi gerçekleştiren versiyonum olsaydım, şu an ne yapardım?”
Ve sonra küçük de olsa o aksiyonu alın.
Çünkü kimlik, büyük kararlarla değil…
küçük tekrarlarla oluşur.
Her seçim, ya eski sizi güçlendirir…
ya da yeni sizi.
Ve bir noktadan sonra fark edersiniz:
Artık zorladığınız için değil…
gerçekten o kişi olduğunuz için farklı davranıyorsunuz.
İşte o an, değişim başlar.

Hayat, düşündüğünüz şeyle değil…
olduğunuz kişiyle şekillenir.
Ve çoğu insanın kaçırdığı gerçek şudur:
İnsanlar hayatlarını değiştiremez…
çünkü kimliklerini değiştirmezler.
Şimdi kendinize dürüstçe sorun:
Gerçekten farklı bir hayat mı istiyorsunuz…
yoksa sadece mevcut hayatınızın biraz daha iyi hissettirmesini mi?
Çünkü bu ikisi aynı şey değildir.
Ve cevap neyse…
hayatınız tam olarak o yönde ilerleyecektir.
Hande Gün Ertan
hande.ertan08@gmail.com