Ertan, dönüşüm koçluğu çalışmalarıyla bireylerin zihnin otomatik kalıplarından özgürleşmelerine, daha net kararlar almalarına ve hayatlarını bilinçli biçimde yeniden şekillendirmelerine eşlik ediyor.
Hayat zor mu?
Yoksa biz, hayatı zorlaştıran bir zihnin içinde mi yaşıyoruz?
Etrafımıza baktığımızda her yerde bir sorun görüyoruz.
Ülkede başka, dünyada başka, evin içinde başka…
Ama en yorucu olanı genellikle kimse fark etmiyor:
Kendi içimizde taşıdığımız yük.
Bir düşün…
Bugün hayatında hoşuna gitmeyen ne varsa, bunun sorumluluğunu kime veriyorsun?
Çocukluğuna mı?
Anne babana mı?
Patronuna, yöneticine mi?
Ekonomiye mi?
Koşullara mı?
“Ben elimden geleni yapıyorum ama olmuyor” cümlesine mi?
Peki biri karşına çıkıp şunu söylese ne hissederdin:
“Hayatındaki tüm sonuçların sorumlusu sensin.”
İyisiyle, kötüsüyle.
Artısıyla, eksisiyle.
Kaçmak yok.
Bu cümle rahatsız eder. Çünkü alışık olduğumuz hikâyeyi bozar.
Biz suçluyu hep dışarıda ararız.
Çünkü dışarıyı suçlamak kolaydır; çünkü zihnimiz bu şekilde programlıdır.
Ama kontrol sende olduğunda, artık saklanacak yer kalmaz.
Şimdi daha zor bir cümle kuracağım:
Dışarıda, senin hayatından sorumlu olan hiçbir şey yok.
Hayatın, iç dünyanda olup bitenlerin dış dünyada aldığı biçimden ibaret.
Eğer zihnin sürekli endişe, korku, kıtlık ve yetersizlik frekansındaysa,
fiziksel dünyada deneyimlediğin şeyin de bundan farklı olmasını bekleyemezsin.
Evet, bu yutulması zor bir lokma.
Ama özgürleştirici olan tam da bu.
Çünkü eğer hayatının sonuçlarından sen sorumluysan,
onu değiştirme gücü de sende demektir.
Sorun nerede başlıyor biliyor musun?
Biz kendimizi, fiziksel bir dünyada yaşayan fiziksel varlıklar sanıyoruz.
Bu bedenle sınırlı olduğumuza, bu gerçekliğin olası tek gerçeklik olduğuna inanıyoruz.
Başımızı kaldırmadan…
Hayatımıza yukarıdan bakmadan…
Farkındalık getirmeden…
Oysa bizler, titreşimsel bir evrende yaşayan titreşimsel varlıklarız.
Özümüz ruh.
Potansiyelimiz ruh.
Bizler, geçici bir süre için fiziksel bir deneyimi kabul etmiş;
aynı zamanda düşünebilen, seçebilen, yön verebilen ruhlarız.
İçimizde, evrenin sonsuz zekâsı var.
Hatırlanmayı bekliyor.
Kullanılmayı bekliyor.
Buraya kadar anlattıklarım,
“sadece düşünceni değiştir, her şey değişsin” diyen yüzeysel bir yaklaşım değil.
Çünkü hayat, tek başına düşünceyle değişmez.
Düşünce, duyguyla buluşmadıkça…
Duygu, bedende karşılık bulmadıkça…
Beden, bilinçli bir aksiyonla harekete geçmedikçe…
hiçbir dönüşüm kalıcı olmaz.
Asıl mesele şudur:
Bilinçli zihnin ne istediğiyle, bilinçaltı zihnin neye inandığının hizalı olması.
Bilinçli zihin hedef koyar.
Bilinçaltı zihin ise alışkanlıklarımızı, inandıklarımızı, otomatik tepkilerimizi ve iç sesimizi yönetir.
Eğer bu ikisi aynı hizaya bakmıyorsa, ne kadar çok istersen iste,
bir noktada kendini yine aynı döngülerin içinde bulursun.
Ve beden…
Beden, bu iç çatışmanın sonuçlarını taşır. Yorgunlukla, sıkışmayla, ertelemeyle, sabırsızlıkla; bazen de açıklayamadığın bir huzursuzlukla.
İşte bu yüzden dönüşüm, yalnızca zihinsel bir egzersiz değil; çok katmanlı bir uyumlanma sürecidir.
Düşüncenin netleşmesi…
Duygunun, bu düşünceyi taşıyabilecek frekansa yükselmesi…
Ve bedenin, bu iç hizalanmayı somut aksiyonlara dönüştürebilmesi…
Ancak o zaman, hayat gerçekten yön değiştirir.
Bu bir tesadüf değil.
Bu bir dilek de değil.
Bu bir çalışma.
Bu bir yolculuk…
Hedefi olan, yönü net olan ve bilinçli şekilde yürütülen bir çalışma.
Kendini bilme; evrensel kanunları, zihnin çalışma prensiplerini bilme, anlama
ve tüm bunları bu hayatta bırakmak istediğin iz için kullanma yolculuğu…
Bu yolculukta direnç var… Paradigmalar var… Zihnin seni sabote eden tarafı var…
Ama aynı zamanda, bunların hepsini dönüştürebilecek bir sistem de var.
Eğer buraya kadar okuduysan, zihninde bir yerde şunu hissetmiş olabilirsin:
“Ben artık aynı yerden bakmak istemiyorum.”
“Benim için daha fazlasının mümkün olduğunu biliyorum.”
İşte bu yazı, sana bir şey öğretmek için değil; seni bir yolculuğa davet etmek için yazıldı.
Hayatını bilinçsizce sürdürmek yerine, onu farkındalıkla yönlendirmeyi seçtiğin bir yolculuğa.
Düşünceni…
Duygunu…
Aksiyonlarını…
Ve enerjini… aynı hedefe hizaladığın bir yolculuğa.
Bu bir anda olmaz.
Ama olur.
Ve başladığında, artık geri dönmek istemezsin.
Hande Gün Ertan