Bankacılık ve finans alanındaki uzun ve başarılarla dolu kariyer yolculuğunun ardından lisans ve master eğitimindeki tasarım odağına daha paralel bir alana geçiş yaparak D’Evin ismini verdiği yeni bir mücevher markası kuran Evin Tümay, şimdilerde kurduğu marka ile yarattığı yeni koleksiyonunu mücevher tutkunlarıyla buluşturmanın heyecanı içinde. “Mücevhere oldum olası düşkündüm” diyen Evin Hanım o kadar ki; arzu ettiği türden bir mücevher bulamadığımda kendi tasarımını çizip ustasına mücevherini kendi yaptırıyormuş. Kariyeri başarı anlarıyla dolu, başarılı bir tasarımcı, iyi bir eş, ilgili bir anne, sanat ve tasarım aşığı biri kendisi. Evin Tümay ile buluştuk; kariyerinde yeni bir döneme girdiği son günlerde hissettikleri, tasarıma olan tutkusu, yaşama sevinci ve özel hayatının en bilinmeyenlerine dair konuştuğumuz keyifli bir sohbeti paylaştık.
Röportaj: İrem Orhan
Fotoğraf: Serkan Eldeleklioğlu
Mekan için The ST. Regis İstanbul'a teşekkür ederiz.
İrem Orhan: Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle bir araya geldik madem, öyleyse ilk sorumuz da oradan gelsin; kadın olmanın en güzel yanı nedir sizce?
Evin Tümay: Kadın olmanın en sevdiğim yanlarının başında hayata dair feminen detayların tümü ve anne olmak geliyor. Bir kadına en çok yakıştığını düşündüğüm olgular ise elegan, zarafet, başarı ve finansal özgürlük.
İ.O: Kadınlar Günü için okuyucularımıza vermek isteyeceğiniz özel bir mesaj olur mu?
E.T: Hayatın her alanında kadın dokunuşuna daha çok ihtiyaç var. Çalışmaya ve üretmeye tüm gücümüzle devam.

İ.O: Hem özel yaşantınızda hem de kariyer yolculuğunuzda nasıl gidiyor her şey?
E.T: Oldukça hareketli. Bundan da memnunum. Eşimin işi dolayısıyla sosyal hayatta ve oğlumla ilgili olarak da okul hayatında önemli gündemlerim oluyor. Özel zamanlarda ise ailece birlikte zaman geçirmeye gayret ediyoruz. Kariyer tarafında kelimenin tam anlamıyla benim için yeni bir yolculuk başladı. Bankacılık ve finans alanındaki uzun yıllarımın ardından lisans ve master eğitimimdeki tasarım odağına daha paralel bir alana geçiş yaptım. Yeni bir mücevher markası kurdum; D’Evin. Hatta lansmanı da çok yakın zamanda yaptık.
İ.O: Şimdilerde gündeminizde neler var?
E.T: Tasarım ve tarih konusunda kendimi biraz daha geliştirmek istiyorum. Lisans eğitimim döneminde geliştirdiğim tasarım becerimi uzun yıllar kullanmamıştım. Ürettikçe yeteneğimin geri geldiğini görüyorum ama bir üst seviyeye taşımak için bu konuda biraz daha gelişmeye kararlıyım. Markamın ve koleksiyonumun çıkışında Anadolu mitolojisi ve Anadolu kültürleri var. Dolayısıyla bir taraftan da gizli kalmış, çok bilinmeyen efsaneler ile mücevher hikayelerinde derinleşmek istiyorum. Oğlumuz büyüdükçe birlikte geçirdiğimiz zaman eşim için de benim için de daha keyifli hale geliyor. Dolayısıyla bahar aylarından itibaren ailece yurtiçinde ve yurtdışında pek çok seyahat yapmayı planlıyoruz.
İ.O: Kariyer yolculuğunuz gurur anlarıyla dolu öyle değil mi; size göre kariyerinizin en özel anı neydi, neler hissettirdi?
E.T: Kendimi özel ve önemli hissettiğim anlar oldu, evet. Şanslıyım, çünkü emek her zaman takdir anlamında karşılığını bulamayabiliyor; hayatın içinde olası bir durum bu. İlki finans sektöründe çalıştığım yıllarda uluslararası bir seminerde Londra’da yaptığım sunumun katılımcıların serbest oylamasıyla 2 yıl üst üste en iyi sunum değerlendirmesini kazanmış olmasıydı. İkincisi ise her şeyiyle sıfırdan başlayarak kendi emeğimle kurduğum markamın lansmanıydı. Yaratıcılığımı kullanarak ürettiğim herhangi bir işin beğenilmesi, takdir ve tercih edilmesi, başarıyı ve dolayısıyla gururu en net hissettiğim durum oluyor.

İ.O: Erkek mücevherini modern bir dokunuşla yorumlayıp tasarladığınız markanızla şimdilerde mücevher tutkunlarıyla buluştunuz. Nasıl gelişti süreç?
E.T: Mücevhere oldum olası düşkündüm. Arzu ettiğim türden bir mücevher bulamadığımda kendim çizip yaptırdığım oluyordu. Erkek mücevheri konusundaki eksikliği ise eşime yaş gününde farklı bir hediye almak istediğimde fark ettim ilk kez. Sonra geçmişe dönük baktığımda tarihte mücevherin erkekler için de kadınlar için olduğundan farklı olmadığını, hatta bazı dönemlerde en renkli ve en ihtişamlı mücevherleri kralların, padişahların taşıdığını gördüm. O dönemlerde statünün, soyluluğun gücün göstergesi olan mücevhere, bugünün modernist bakş açısıyla yaklaşarak maskülen hatlar taşıyan unisex bir form oluşturuyorum. Markanın vizyonu ve ilk koleksiyon ile, mücevherdeki cinsiyete dayalı bariyerleri ortadan kaldırmaya yöneldim.
İ.O: Tasarımlarınızın ayrı bir ruhu, size has bir enerjisi var. Peki, siz bu tasarımları ortaya çıkarırken, üretimlerinizi nasıl bir ruh haliyle yaptınız?
E.T: İki baskın duygu vardı benim için. İlki, neye olduğunu bilemediğim, adlandıramadığım bir özlem. Bu yaratım sürecine bir arayış diyecek olursak sonunda geleceğim noktadaki keşif, özlemi sonlandıracak gibi hissediyordum. Diğer duygu ise heyecan; yeni bir hikaye yazmaya başlamanın, farklı enstrüman ve formlarla yepyeni hikayeler anlatabilecek olmanın heyecanı.
İ.O: Tasarım yapmanın ruha da iyi gelen bir yanı var öyle değil mi, tasarım süreçleri sizi nasıl besliyor dersiniz?
E.T: Tasarım bir ilham ile tetikleniyor. İlham ise araştırma, gözlem, entelektüel birikim, yaşamın kendisi gibi pek çok yerden besleniyor. İlhamın geldiği an içimde büyük bir coşku hissettiğim ve dışavurum için sabırsızlanmaya başladığım an oluyor. O anı, en iyi ifadeyi yakalamaya yönelik bir çaba takip ediyor. Bu kısım işte dış dünya ile bağlantımın kesildiği, iç dünyamla baş başa kaldığım özel bir an. ‘Evet, anlatabildim’ dediğim noktada ise tasarım tamamlanmış oluyor, büyük bir rahatlama ve keyif geliyor. Dolayısıyla ruha hem gelişim hem de rahatlama açısından iyi geliyor.

İ.O: Sanatla da aranız iyi sanırım öyle değil mi? Bu durumun tasarım yolculuğunda size kattıkları neler?
E.T: Pek çok şey katıyor ama kısaca vizyon, gusto ve perspektif olarak özetleyebilirim. Sanat her dalıyla ruhu da hayata bakış açısını da zenginleştiren, hayata lezzet katan bir olgu.
İ.O: Diğer yandan iş dışında sosyal hayatta da son derece aktifsiniz. İletişimde olduğunuz kişilerde, arkadaş çevrenizde kesinlikle tahammül edemediğiniz karakter özellikleri var mı, hangi tavırlar sizde antipati yaratır?
E.T: En takdir ettiğim kişilik özellikleri toplumsal ve ahlaki değerleri önemsemek ve özen göstermek, tutarlı ve ilkeli olmak. Bu özelliklere sahip kişilere çok saygı duyuyorum. Yapıcı ve bakış açısı çözüm odaklı olan kişilerle çok daha rahat ilişki kurup sürdürebiliyorum. Özel hayatımda yakın ilişki içerisinde olduğum kişilerde bu özellikler ön planda oluyor. Centilmenlik ve yadımseverlik ise hem kadınlarda hem erkeklerde çok etkileyici bulduğum özellikler. Açık olmayan, manipülatif çabaları olan, ortamdaki en zeki kişinin kendisi olduğunu düşünen, gösteriş odaklı ve bencil karakterdeki kişilerden ise uzak durmaya çalışıyorum.
İ.O: Aktif olarak iş hayatının içinde olup başarılı işler ortaya koymak sanıldığı kadar da kolay bir şey olmasa gerek… Siz bu denli yaratıcı biri olarak; sürekli üretmek konusunda nelerden motive oluyorsunuz?
E.T: Sürekli üretmek konusundaki gayretim, biraz da ailemden ve yetiştirilme tarzımdan ileri geliyor. Annem kendi alanında başarılı bir avukattı. Babam da kendi zamanının önemli davalarına bakmış saygın bir hakimdi. Bana kodlanan, başarının sadece sonuçla değil, süreçle de ilgili olduğuydu. Yani vicdan, saygınlık ve kişisel itibarı önde tutan bir başarı anlayışı etkiliydi yetiştirilmemde. Özellikle annem, kadınların hayat boyu durmaksızın üretken olması ve çalışması gerektiğini savunan ve bunu bana aşılayan bir kadındı. Dolayısıyla iş hayatına bu bakış açısıyla atıldım, öyle de devam ettim.

İ.O: Diğer yandan kendinize özgü bir stiliniz de var. Stilinizi nasıl tanımlıyorsunuz?
E.T: Tek bir ifadeyle tanımlamam gerekecek olursa durumsal diyebilirim. Örneğin günlük hayatta spor giyinmeyi severim. Kışlık spor giyimimde başrolde iyi kalıplı rahat bir jean üzerine body ve mevsime uygun bir sweatshirt, sneaker veya sneaker rahatlığında bir bot vardır. Kapalı ve soğuk havalarda kapüşon olmazsa olmazım. Yaz mevsiminde günlük giyimim jean short, atlet ve sandalet. Akşam şıklığında siyah elbiselerim, mini eteklerim ve Loubutin ayakkabılarım vazgeçilmezim. Maskülen parçalar ile feminen parçaları karıştırarak giymeyi seviyorum. Özellikle iyi kalıplı kumaş pantolonları şık bodylerle birlikte kullanmayı seviyorum. Gün içinde neredeyse sıfır makyaj gezerim. Ama akşam çıkacağım zamanlarda özellikle göz makyajını yoğun tutarım. Aksesuarda en önemsediğim parça kemer.
İ.O: Mücevher, aksesuar ve kıyafet arasındaki ilişkiyi nasıl yorumluyorsunuz?
E.T: Bazen paralel ve uyumlu kombinler yaparım, bazen de zıtlıkları birleştiririm. Örneğin resmi bir iş yemeği ise formal bir kombinle uyumlu olacak minimalist mücevherleri severim; inci bir küpe, şık fakat fazla gösterişli olmayan bir saat gibi. Ceket giydiğim zamanlardaki vazgeçilmezim broş. İyi oturan fit kalıp ve geniş yakalı bir cekete takılan gösterişli broşlar, şıklığı bambaşka bir seviyeye taşıyor; hem çarpıcı hem de sofistike bir etki yaratıyor. Parti şıklığında ise mini elbiselerle iri küpeleri eşleştirmeyi severim. Kombindeki zıtlık ve uyumun dozu, tamamen ne hissetmek istediğimle ilgili. Her türlü mücevherde renkli değerli ve yarı değerli taşlar olmasını seviyorum. Mücevherin bir hikayesinin olmasını da çok önemsiyorum. D’Evin’in bileklik ve broşlardan oluşan ilk koleksiyonu Witnesses da tam bu paralelde gelişmiş bir çeşitlilik içeriyor.
İ.O: Bir mücevher tasarımcısı olarak sizin kullanmayı en sevdiğiniz parça hangisi?
E.T: Değişiyor; tamamen o gün ne hissettiğim ile ilgili. En sevdiğim parça bazen de bir küpe, bir chocker, bir bileklik, bir broş veya bir yüzük oluyor. İlk koleksiyonumda ise en çarpıcı olduğunu düşündüğüm parça ‘Kanatlı Denizatı Broş’. Anadolu’dan çıkan en büyük hazine olan Karun Hazinelerindeki Kanatlı Denizatı Broştan esinlenerek tasarladığım bir parça.
İ.O: Son olarak, şu aralar yaptığınız iş ya da özel hayatınızla alakalı içinizden geçen en büyük hayaliniz nedir?
E.T: Özel hayattaki en büyük hayalim eşim ve oğlumla, mutlu, huzurlu ve sağlıklı bir şekilde yaş almak. Özel hayat haricindeki en büyük hayalim ise günün birinde farklı kültür ve topraklardaki insanların farklı dillerde ‘D’Evin’in başlangıç hikayesini biliyor musun, çok ilham verici’ demesi. Buna iş hayalim demek istemiyorum çünkü D’Evin benim için işten çok öte.