Bestemsu Özdemir; "Hayatımın En Özel Dönemini Yaşıyorum"

Sürpriz bir evlilik, ardından gelen hamilelik süreci ve doğum... Şimdilerde kendi deyimiyle hayatının ‘en özel’ dönemini yaşayan Bestemsu Özdemir ile en yeni heyecanlarını paylaştığımız özel bir çekimde buluşup samimi bir sohbet gerçekleştirdik.

Bestemsu Özdemir; "Hayatımın En Özel Dönemini Yaşıyorum"

Abartıdan uzak hayatı, kendine has tarzı, sosyal konulara olan duyarlılığı ve net tavırlarıyla son derece orijinal biri Bestemsu Özdemir. Geçtiğimiz yıl basketbolcu Ersin Görkem ile sürpriz bir evlilik yapıp herkesi şaşırttı, şimdilerde ise kalbinde kelebekler uçuşan bir anne kendisi. 11 Ocak’ta Sarp Marco adını verdikleri oğlunu kucağına aldı. Hayatındaki yenilikleri “Hayatımın en özel dönemi” diye dört kelimeyle özetliyor; “Annelik aşık olmak gibi bir şey, hem kalbimde kelebekler uçuşuyor hem de heyecandan ellerim buz kesiyor” diyor. Sohbet ettikçe duygu durumu da gittikçe derinleşiyor, bu hali anlatırken gözleri doluyor. Hayatında genel olarak her şey çok güzel ve dengeli gidiyor, şu an ‘Ruh Salatası’ tiyatro oyunu devam ederken, yeni oyunlar okuyor, dizi görüşmeleri de sürüyor. Bestemsu Özdemir ile hayatının bu en yeni ve özel dönemini konuşup özel bir fotoğraf çekimi gerçekleştirdik.


Röportaj: İrem Orhan

Fotoğraf: Gökay Çatak



İrem Orhan: Şüphesiz hayatınızın en farklı belki de en özel dönemlerinden birini yaşıyorsunuz şimdilerde; anne oldunuz ve bu özel duygunun size hissettirdikleri hakkında neler söylersiniz?

Bestemsu Özdemir: Bana hissettirdiği duygu, herhalde tarif edebileceğim bir duygu değil. İnsanları çok iyi anladığım bir evredeyim aslında. Anneler hep bana “Yaşayınca göreceksin, tarif edemiyoruz” derdi; ben de tarif edemiyormuşum. Bir yandan âşık olmak gibi, kalbimde kelebekler uçuşuyor. Bir yandan da heyecandan ellerim buz kesiyor. Onun yeni öğrendiği en ufak mimik, hareket ya da ses bile çok tarifsiz geliyor. Gerçekten nasıl tarif edeceğimi bilemediğim bir şey bu. Evet, hayatımın en özel dönemini yaşıyor olabilirim. Her anlamda çok şanslı ve iyi hissediyorum.



“Annelik herhalde tarif edebileceğim bir duygu değil. İnsanları çok iyi anladığım bir evredeyim aslında. Anneler hep bana ‘Yaşayınca göreceksin, tarif edemiyoruz’ derdi; ben de tarif edemiyorum.”


İ.O: Gördüğümüz kadarıyla güzel bir hamilelik süreci geçirip bebeğinizle kavuştunuz ama annelik nasıl gidiyor? Her şey göründüğü gibi güzel ve kolay mı geçti, zorlandığınız anlar oluyor mu?

B.Ö: Güzel bir hamilelik geçirdim ama bir yandan da zorlu bir süreçti. Erken doğum riski vardı, bazı sıkıntılar yaşadık. Son bir ayımı, hatta aslında bir buçuk ayımı yatarak geçirmek zorunda kaldım; bunun bir kısmı da hastanede geçti. Ufaklığa zarar gelme ihtimali ya da onu kaybetme korkusu psikolojik olarak çok zorlayıcıydı benim için. Şu an onu sağlıkla kucağımda tutuyor olmak çok mucizevi ve bana çok iyi geliyor. 


İ.O: Siz göz önünde biri olarak attığı her adım iyi ya da kötü yorum/eleştiri alanlardansınız. Bu denli tanınır olmakla ilgili yaşadığınız sıkıntılar oluyor mu yoksa artık bunu hallettiğiniz dönemlerde misiniz?

B.Ö: Benim için çok sorun olmadı açıkçası. İyi yorumlar almak tabii ki çok keyifli; insanların senin görüşüne, hayata bakış açına ve yaptıklarına olumlu yaklaşması güzel bir his. Kötü eleştiriler de her zaman var ama ben çocukluğumdan beri kötüyü çok çabuk unutan biriyim galiba. Hayatımda kötü şeyleri tutmamaya çalışıyorum. İnsanları da anlamaya çalışıyorum aslında; öfkelerini ve sıkıntılarını en kolay sosyal medya üzerinden yansıtıyorlar. Hiç tanımadıkları insanlara istediklerini yazma hakkını kendilerinde görüyorlar. Eğer bu onları rahatlatıyorsa ne mutlu. Umarım yazdıkları yorumlarla gerçekten daha iyi hissediyorlardır.



İ.O: Diğer yandan anne olduğunuzdan itibaren de yaptıklarınızla ilgili yorumlar yağıyor gördüğümüz kadarıyla özellikle sizin de aktif olduğunuz sosyal medya kanalından. Eleştiriye ne kadar açıksınız nasıl değerlendirirsiniz genelde gelen yorumları?

B.Ö: Eleştiriye açığım bu arada, her konuda açığım. Özellikle oyunculukta eleştiri beni geliştiren bir şey. Annelikte de öyle; herkesi dinlemeye çalışıyorum. Biri bir şey söylediğinde tabii ki dinliyorum, uygulayıp uygulamamak bana kalmış. Ama bu süreçte şunu fark ettim: Herkes kendi çocuğunun en iyi annesi ve herkes çocuğu için en iyisini istiyor. Çevremde çok farklı çocuk yetiştiren insanlar var, görüşlerimiz bazen tamamen zıt ama birbirimize saygı duyuyoruz. Hatta bu durum bizi eğlendiriyor. İnsanlara bir şey dayatmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Ben de hiçbir açıklamamı dayatma amacıyla yapmadım. Kendi çocuğum için en iyisinin bunlar olduğunu düşünüyor ve bunları uyguluyorum. Herkesin de kendi çocuğu için en iyisini istediğini biliyorum. Bilimsel gerçekleri bir kenara bırakmadan tabii ki eleştiriye açık olmak gerekiyor. Çünkü bu süreçte benim de doğru bildiğim çok fazla yanlış olduğunu fark ettim. Bilim ve bilgi sürekli ilerliyor; buna göre kendimizi güncellemek gerektiğini düşünüyorum.


İ.O: Her zaman da iyi yorumlar söylenmiyor ya, sosyal medya bu, eleştiri kültüründen besleniyor; gelen kötü yorumlarla nasıl başa çıkıyorsunuz?

B.Ö: Gelen kötü yorumları çok okuyup çok ciddiye aldığım söylenemez. Benim için kimin söylediği önemli. Hayatımda önemli bir yere sahip insanlar zaten bunu sosyal medya üzerinden yapmıyor. O yüzden çok güvendiğim biri yazmadıysa, sosyal medyadaki kötü yorumları fazla ciddiye almamaya çalışıyorum. Tabii ki bazen canımı sıkan şeyler oluyor. Ruh halimin daha düşük olduğu zamanlarda negatif yorumlar daha yorucu olabiliyor. Ama dediğim gibi, insanlar bu şekilde rahatlıyorsa bırak rahatlasınlar diye düşünüyorum. Nefretlerini başka yerlere yöneltmeyeceklerse, bunu benim üzerimden atsınlar. Ben de meseleyi biraz böyle yumuşatmaya çalışıyorum.



“Çok güvendiğim biri yazmadıysa eğer sosyal medyadaki kötü yorumları fazla ciddiye almamaya çalışıyorum.”


İ.O: Burada şunu da sormadan geçmeyelim; özel hayatınızda, okul hayatınızda ya da oyunculuk kariyerinizde şimdiye kadar aldığınız ağır bir eleştiri oldu mu?

B.Ö: Hatırımda kalan, “Allah’ım bu çok ağır bir eleştiriydi” dediğim bir şey yok sanırım. Çok acayip bir şey hatırlamıyorum. Demek ki gerçekten aklımda kalmıyor; ne mutlu bana.


İ.O: Peki, hayatınızda dönüm noktası sayabileceğiniz bir olay var mı?

B.Ö: Hayatımın dönüm noktası diyebileceğim olay herhalde Mavi Jeans’in marka yüzü olduğum dönemdi. O görüşme, babamı kaybettiğim haftaya denk gelmişti ve bu yüzden ilk görüşmeye gidemedim. Sonrasında onlar istedikleri gibi birini bulamayınca iki hafta sonra tekrar görüşmek istediler. Kısmetmiş diyelim; o şekilde seçildim. Sonrasında oyunculuk ve kariyer yolculuğum başlamış oldu. Lisedeyken yaşadığım bu olay benim için önemli bir dönüm noktasıydı.


İ.O: Oyunculuk kariyerinizle ilgili yolun tam olarak neresinde görüyorsunuz kendinizi başladığınız günden bugüne bir değerlendirme yapınca?

B.Ö: Bence kariyer hiç bitmeyen bir yol. “Tam olarak buradayım” diyebileceğimiz bir nokta olduğunu düşünmüyorum. Her gün yeni bir gün, her iş yeni bir iş. Şu an kendi adıma güzel bir yerdeyim ama tabii ki oyunculuğumu daha iyi gösterebildiğim, kendimi daha iyi ifade edebildiğim alanlar olsun istiyorum. Çok emin adımlarla ilerlediğimi düşünüyorum. Hiçbir şey bir anda olmadı ve bu bana iyi hissettiriyor. Ben hep tavşankaplumbağa hikâyesindeki kaplumbağa olduğumu söylerim ve bundan mutluyum. Çünkü bunun daha sağlam getirileri olduğuna inanıyorum. Şu an iyi bir yerde olduğumu düşünüyorum ama tabii ki ulaşmak istediğim başka yerler de var; onlar için çalışmaya devam ediyorum.



İ.O: Şimdilerde kariyerinizle ilgili güncel gelişmeler neler?

B.Ö: Devam eden bir tiyatro oyunum var. Yeni oyunlar okudum, yeni bir oyun yapma ihtimalim de var. Dizi görüşmeleri sürüyor ama henüz netleşen bir şey olmadığı için şu an paylaşamıyorum. Netleştiğinde zaten haber veririz. Genel olarak her şey güzel gidiyor ama şu an ‘Ruh Salatası’ tiyatro oyunu dışında net diyebileceğim bir proje yok maalesef.


İ.O: Hayatta kendi doğrularına sıkı sıkıya bağlı kolay kolay fikri değişmeyen biri misinizdir genelde? Yoksa değişim konusunda daha esnek mi düşünürsünüz?

B.Ö: Değişim konusunda daha esnek biriyim. Kendini geliştiren insanların değişime daha açık olduğunu düşünüyorum. Daha zeki insanların sabit fikirli değil, yeni şeylere açık olduğu görüşündeyim. Ben de yeni şeylere açık olmaya çalışıyorum. Çünkü yenilenmek, yeni şeyler öğrenmek, görmek ve deneyimlemek çok kıymetli. Olduğum yerde sabit durmak bana göre değil. Bu yüzden değişim konusunda oldukça esneğim diye.


İ.O: Son derece yaratıcı bakış açılarına sahip biri olarak; sizin gibi birinin yaratıcılığını neler besler, nelerden ilham alıyorsunuz?

B.Ö: Beni galiba her şey besliyor. Bir kafede gözlemlediğim insanlar, yolda gördüğüm bir kedi, köpek ya da bir ses... Biraz Pollyanna’yım galiba. Etrafı izlemeyi çok severim. Ağaçların rüzgârda sallanması bile dikkatimi çeker. Doğa da insan da beni çok besliyor. Seyahat etmek, yeni yerler görmek, o yerlerin tarihini ve kültürünü deneyimlemek de bana çok iyi geliyor.



“Bence kariyer hiç bitmeyen bir yol. ‘Tam olarak buradayım’ diyebileceğimiz bir nokta olduğunu düşünmüyorum. Her gün yeni bir gün, her iş yeni bir iş. Şu an kendi adıma güzel bir yerdeyim ama tabii ki oyunculuğumu daha iyi gösterebildiğim, kendimi daha iyi ifade edebildiğim alanlar olsun istiyorum."


İ.O: Oyunculuk sizin için derin bir tutku ama bu işi yapmıyor olsaydınız muhtemelen şu an ne yapıyor olurdunuz?

B.Ö: Muhtemelen tasarım alanında olurdum. Endüstriyel tasarım, moda tasarımı, iç mimarlık ya da mimarlık... Belki heykeltıraş ya da ressam olurdum. Ama mutlaka sanatın içinde bir yerde olurdum diye düşünüyorum. Kendimi başka bir yerde hayal edemiyorum.


İ.O: Güçlü bir yapıya sahip insanlar vardır hayatta başlarına gelen kötü şeyler bile onları mücadeleden geri koymaz, siz de onlardan birisiniz sanki öyle mi?

B.Ö: Güçlü olmayı insanların seçtiğine inanmıyorum. Hayat bize bazı sorumluluklar getiriyor; bazen küçük yaşta, bazen büyüdüğümüzde. Bunların tercih değil, hayatın getirisi olduğunu düşünüyorum. Bu güçlü tarafımda annemin beni yetiştirme şeklinin de etkisi var. Benimle hep yetişkin gibi konuşuldu, iyi ya da kötü her şey açıkça konuşuldu. Bu yüzden hayata karşı daha sağlam oldum. Dış dünya benim için 18 yaşında keşfettiğim bir yer olmadı. Korunaklı bir fanusun içinde büyümedim. Küçük yaşta gerçeklerle yüzleşerek büyümek insanı daha güçlü yapıyor diye düşünüyorum.



İ.O: En baskın karakteristik özelliğiniz nedir?

B.Ö: Bu ara biraz inatçıyım. Çok inatçıyım hatta. Bir de “hallederimcilik” var bende. Her şeyi ben hallederim, ben çözerim hissi... Kim olduğu hiç önemli değil, hep bir çözme ve toparlama arzusu var içimde. Frenleyemediğim karakteristik özelliklerimden biri bu sanırım.


İ.O: Arkadaş çevreniz konusunda da hayli seçici davrandığınızı biliyoruz; etrafınızdaki insanları size çeken şeyler nedir acaba? Arkadaş grubunuz nasıl insanlardan oluşur?

B.Ö: Çocukluktan gelen arkadaşlıklar benim için çok kıymetli. Sonradan hayatıma aldığım insan sayısı çok az ama buna da açığım. Kalbinin temiz olduğuna inandığım herkes hayatıma girebilir. Arkadaş grubum gerçekten çok şahsına münhasır insanlardan oluşuyor. Bugün tanışsak belki asla arkadaş olmazdık ama çocukluktan gelen bağ sayesinde birbirimizin içini biliyoruz. Çok zıt karakterler olarak bir aradayız ve bu beni çok eğlendiriyor. İki ayrı büyük arkadaş grubum var ve herkes birbirinden tamamen farklı. Ama hepsi yardımsever, vicdanlı, merhametli ve çalışkan insanlar. Hayatımın her anında yanımda olmaya çalışan, beni koruyup kollayan insanlar. İnsanların birbirini koruyup kollaması çok kıymetli bence. Bu konuda kendimi çok şanslı hissediyorum.



İ.O: Röportajımızın sonuna doğru yaklaşırken şunları da sormadan geçmeyelim; pek çoğumuza sürpriz olan bir evlilik yaptınız, size evlilik kararı aldıran şey ne oldu? Yani eşinizin doğru insan olduğuna emin olduğunuz şey neydi?

B.Ö: Evet, bana da sürpriz olan bir evlilik yaptım çünkü bir his vardı. “Bu doğru insan” demekten çok, onunla köklenebileceğimi hissettim. Ersin için “Ben bu adamla köklenebilirim” dedim ve böyle bir karar verdim. O da bunu benimle yapabileceğine inandı. Çok uzatmadan hayatlarımızı birleştirmek istedik. Çünkü zaman geçse de değişen bir şey olmayacaktı. İnsanların “Görünce anlıyorsun” demesi meğer gerçekten doğruymuş. Çok çılgınca ama öyleymiş.


İ.O: Güzel bir evliliğin içindeki biri olarak ‘evlilik’ en basit tanımıyla ne anlama geliyor sizin için?

B.Ö: Evlilik aslında dayanışma bence. Hayatta çok fazla dert, tasa ve kötülük var. Birinden güç alıp birlikte mücadele etmek... Evlilik biraz da iki kişinin hayata karşı birlikte durabilmesi demek.


İ.O: Hayatına aşk girdiğinde dönüşen insanlar vardır; daha verimli olur kimileri aşkla beslenir ya da tam tersi işinden gücünden alıkoyar aşk onu. Sizde durum ne?

B.Ö: Ben galiba aşkın insanı daha verimli yaptığı taraftayım. Aşk beni çok besleyen, motive eden bir duygu. Bu yüzden daha güçlü ve üretken birine dönüşüyorum. Bana güç veren bir his.


İ.O: Peki, tüm bunlar bir yana dursun, sağlıklı beslenme ve spor şu an hayatınızın neresinde?

B.Ö: Hayatım boyunca hep sağlıklı beslenmeye çalıştım. Spora ise yeni başladım. Şimdi üç buçuk ay oldu oğlum doğalı. Önümde bir aylık sağlıklı beslenme ve spor programım var; bakalım ne kadar sürede toparlanacağım. Spor ve beslenme benim için hep önemliydi ama insanın çocuğu olunca daha uzun ve sağlıklı yaşamak istiyormuş. Bundan sonra çok daha fazla dikkat edeceğim.



İ.O: Hamilelikte en çok yediğiniz şey ne oldu? Ve tabii asla yiyemediğiniz belki kokusuna tahammül bile edemediğiniz yiyecekler de olmuştur değil mi?

Kilo almamak için bu süreçte yediği her kalorinin hesabını yapan kişilerde oluyor, sizin bu konuya yaklaşımınız nasıldı?

B.Ö: Hamilelikte en çok yumurta ve avokado yedim. Öyle kokusuna tahammül edemediğim şeyler olmadı. Kilo almama gibi bir endişem de yoktu. Tam tersine, erken doğum riskim olduğu için bebeği besleyecek şeyler yemeye çalıştım. Kalori hesabı yapmadım açıkçası. Tabii ki hamilelik sağlıklı ilerliyorsa insanlar dikkat edebilir ama benim için durum biraz farklıydı. “Allah ne verdiyse yedim.” diyebileceğim bir süreçti.


İ.O: Şimdi bir dilek dileme hakkınız olsa ve onu benimle paylaşmanızı istesem içinizden ne geçer?

B.Ö: Herhalde şu an en büyük hayalim; sevdiklerimle, ailemle ve dostlarımla birlikte, atların ve koyunların olduğu büyük bir çiftlikte, göl kenarında vakit geçirmek olurdu. Avrupa’da tatlı bir çiftlik hayali diyebilirim. Bir de oyuncu olarak, beni heyecandan ellerimin titreyeceği kadar etkileyen bir senaryo ve rolü deneyimlemeyi çok isterdim.


İ.O: Yakın vadede hem iş hem de özel yaşantılarınızda sizinle ilgili nasıl sürprizler bekliyor bizi?

B.Ö: Güzel sürprizler bekliyor...