Berrin Ak "Hayatımın Yeni ve Bambaşka Bir Evresindeyim"

Yaşadığı sağlık sorunlarından sonra hayatının bambaşka bir evresine geçen Berrin Ak ile buluştuk; hayatının bu yepyeni dönemini ve değişimin onun üzerindeki etkisini konuştuk.

Berrin Ak "Hayatımın Yeni ve Bambaşka Bir Evresindeyim"

Sağlık konusunda yaşadığı sıkıntılı günlerden sonra, sıcak bir yaz günü İstanbul’da bir araya geliyoruz Berrin Ak ile. “Henüz yazın ritmi ne tam anlamıyla girebildiğimi söyleyemem. Ama buna da güzel tarafından bakıyorum” diyerek, hem şimdilerdeki ruh halini hem de hayatı yaşayış felsefesini özetliyor. Hayatın ona getirdiklerini sevgiyle kucaklıyor, ilahi plana güveniyor. Sevdiklerinin ilgisi, sevgisi ve dualarıyla huzurlu bir iyileşme dönemi geçirmiş; “Teslimiyet, tevekkül ve şükür... Bu üç kelime artık benim için sadece kavram değil; yaşanmış bir deneyim” diyor. Son birkaç ay iki çocuğunun mezuniyetleri, taşınmalar ve zorlu sağlık sürecinin ardından yeniden hayata adapte olmak konusu derken zaman onun için biraz yoğun geçmiş ama son za manlarda yaşamının bambaşka bir dönemi ne adım atmış; bazı değişimler yıllara yayılır ama onun hayatında sanki her şey aynı döneme sığmış. Berrin Hanım ile hayatının bu yepyeni evresinde, daha önce hiç anlatmadığı konulara değindiğimiz keyifli bir sohbeti paylaşırken, günü özel bir fotoğraf çekimi ile de taçlandırdık. 


Röportaj: İrem Orhan

Fotoğraf: Serkan Eldeleklioğlu



İrem Orhan: Berrin Hanım, öncelikle nasılsınız? Yaz nasıl geçiyor?

Berrin Ak: Çok şükür, iyiyim. Aslında hayatımda ilk kez bir yaz mevsimi benim için bu kadar geç baş ladı. Henüz yazın ritmine tam anlamıyla gi rebildiğimi söyleyemem. Ama buna da güzel tarafından bakıyorum; vardır bir hikmeti. Belki de bu yıl yaz benim için daha uzun sü recek, daha geç bitecek. Bazen hayatın kendi zamanlamasına güvenmek gerekiyor.


İ.O: Geçtiğimiz aylarda sağlığınızla ilgili zorlu bir süreçten geçtiniz. Şimdi artık tüm bu süreçler geride kaldı ama hastalığınızı ilk öğrendiğinizde neler hissettiniz?

B.A: Öncelikle yaşadığım şeyi bir hastalık olarak tanımlamıyorum. Benim için bu, ameliyat gerektiren ciddi bir sağlık süreciydi. Beynimde tesadüfen fark edilen bir menenjiyom vardı ve bu lezyon ciddi bir ödem oluşturmuştu. Riskli bulunduğu için vakit kaybetmeden ameliyat edilmem gerekiyordu. Çok şükür operasyon başarılı geçti; lezyon tamamen çıkarıldı ve sonraki patoloji sonuçlarım temiz geldi. Önümüzdeki süreçte düzenli kontrol lerim devam edecek, bir süre ilaç kullanaca ğım ve araç kullanmam yasak. Bunun dışında hayatıma kaldığım yerden devam ediyorum. İlk öğrendiğim andaki duygularım ise sanı rım beklenmedik bir sağlık sorunuyla kar şılaşan herkesinkine benziyordu. Büyük bir şaşkınlık yaşadım. Dışarıdan sakin görünme ye çalışıyordum ama bedenim aynı sakinliği gösteremedi. Yoğun bir kaygı, korku, panik ataklar ve uyku problemleri yaşadım. Beyin gibi hayati bir organ söz konusu olunca ve kafatası ameliyatını düşününce, bilinmezlik insanı ister istemez sarsıyor. Normalde ame liyatlardan korkan biri değilimdir. Hatta daha önce skolyoz nedeniyle büyük bir omurga ameliyatı geçirmiştim. Ama bu kez kendimi tanımakta zorlandım. Korku, zihnimi tamamen ele geçirmişti. Bir yandan farklı doktorlardan görüş alırken, diğer yandan içimde tek bir düşünce vardı: Bundan bir an önce kurtulmalıyım. İlk kez MR görüntülerimi gördüğüm anda hissettiğim şey tam olarak buydu. Beklemek istemedim. Riskin büyümesine izin veremezdim.



“Benim hayatımdaki en önemli kelimelerden biri denge. İlahi düzende her şey bir denge üzerine kurulu. İnsan da o dengeyi koruyabildiği ölçüde huzurlu yaşayabiliyor.” 


İ.O: Bugün geriye dönüp baktığınızda bu süre ci nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizde nasıl bir değişim yarattı?

B.A: İnsanlar hep büyük ameliyatlardan sonra kişinin değiştiğini söylerler. Bende 18 yaşımda ciddi bir skolyoz ameliyatı geçirmiştim. O yaşın farkındalığıyla hayatımda neleri değiştirdiğimi bugün çok net söyleyemem. Bu süreç ise bana kendimi daha yakından tanıttı. Ameliyattan sonraki ilk bir buçuk ayım tamamen dinlenerek geçti. Evdeydim; sevdik lerimin ilgisi, sevgisi ve dualarıyla gerçekten huzurlu bir iyileşme dönemi yaşadım. İş ha yatına döndüğümde ise kendimde belirgin bir değişim fark ettim. İşini doğru yapmayan, adil davranmayan ya da haksızlık yapan in sanlara karşı tahammülüm azaldı. Eskiden birçok şeyi içimde tutan biriydim; bugün ise söylenmesi gerekeni, doğru zamanda ve doğ ru şekilde ifade etmekten çekinmiyorum. Ar tık beni, hayatımı ya da emek verdiğim işleri olumsuz etkileyen davranışları sessizce taşı mayı seçmiyorum. Kendi kendimi üzmek ye rine insanların kendi hatalarıyla yüzleşmesi ni tercih ediyorum. Elbette herkes bunu aynı olgunlukla karşılamıyor ama ben bunun ken di hakkımı korumak olduğuna inanıyorum. Bu süreç bana, önce kendime karşı daha adil olmayı öğretti. Sanırım kazandığım en büyük güç de bu oldu.


İ.O: Peki, tüm bu süreç boyunca yaşadığınız en büyük farkındalık neydi?

B.A: Allah’a duyulan sevginin insanın yaşayabile ceği en büyük sevgi olduğunu daha derinden hissettim. Teslimiyet, tevekkül ve şükür... Bu üç kelime artık benim için sadece kavram değil; yaşanmış bir deneyim. İnsan kontrol ede mediği şeylerle karşılaşınca, neyin gerçekten önemli olduğunu çok daha net görüyor.



“Bir işe adanmışlıkla sarıldığınızda başarının er ya da geç geleceğine inanıyorum. Şans elbette herkesin kapısını çalıyor. Ama asıl mesele, o kapı açıldığında içeride onu karşılayacak emeğinizin olup olmaması...”


İ.O: Tedavi sürecinden sonra “Hayatımda şunları değiştireceğim” dediğiniz konular oldu mu?

B.A: Aslında ben yıllardır tam da istediğim hayatı yaşayabilmek için çalışıyorum. Kendimi iyi hissettiğim ortamlarda bulunmayı, yaşadığım ve çalıştığım alanları güzelleştirmeyi seviyorum. Bu değişmedi. Ama bugün hayata biraz daha farklı bakıyorum. Baktığım her yerde Allah’ın tecellisini görmeye niyet ediyorum. Doğada, insanlarda, mimaride, sanatta, farklı kültürlerde... Dünyayı keşfettikçe Yaradan’a olan hayranlığım daha da artıyor. Hayatın bana sunduğu bu büyük mozaiği olabildiğince geniş bir perspektiften deneyimlemek istiyorum. En büyük dileğim ise çok basit: Önce sağlık... Sonra beden, zihin ve ruh den gesi içinde huzurlu bir hayat. Daha az gürültü, daha az kalabalık; daha çok müzik, daha çok kitap, daha çok deniz... Ve belki de en çok; daha uzun yazlar..


İ.O: Aileniz ve yakın çevreniz bu süreçte sizi hiç yalnız bırakmadı. Ama bu süreçte kırıl dığınız insanlar oldu mu?

B.A: Bu süreci özellikle sosyal medyada belli bir noktaya gelene kadar paylaşmak istemedim. Çünkü önce benim bu yaşananlarla başedebilmem gerekiyordu. Duygularım çok yoğundu ve onları henüz yönetemiyordum. Sonrasında insanlar merak etmeye başlayınca paylaşmaya karar verdim. Belki benim yaşadıklarım, bir başkasının kendi sağlığıyla ilgili farkındalık geliştirmesine vesile olur diye düşündüm. Ailem ve dostlarımın desteği zaten tarifsizdi. Ama beni en çok şaşırtan, sosyal medyadan gelen binlerce mesaj, dua, hediye ve iyi dilek oldu. Çok büyük bir takip çi kitlesine sahip olduğumu düşünmüyorum ama meğer yıllar içinde farkında olmadan çok güçlü bir gönül bağı kurmuşuz. O sevgi beni gerçekten çok duygulandırdı. Bunun ya nında, çok yakınımda gördüğüm birkaç kişi nin yaşadığım süreci sıradan bir olaymış gibi karşılaması ise beni üzdü. Aslında kırgınlığım onlara değil, kendimeydi. Onları bulundu ğundan farklı bir yere koyduğumu fark ettim. Bugün kimseye öfke duymuyorum. Hepsini ilahi düzende affettim. Ama affetmek, her kesle aynı yakınlıkta kalmaya devam etmek anlamına gelmiyor. Hayatımda ciddi hayal kı rıklığı yaşatan insanların yeri artık eskisi gibi olmuyor. Bazı insanlar hayatınızda kalır, ba zıları ise size bir ders bırakıp yollarına devam eder. Ben de artık buna saygı duyuyorum.



İ.O: Hem başarılı bir iş kadını hem de iki çocuk annesi biri olarak bugün hayat sizin için nasıl ilerliyor?

B.A: Son birkaç ay benim için oldukça yoğun geçti. İki çocuğumun mezuniyetleri, taşınma süreci ve sağlık sürecimin ardından yeniden hayata adapte olmak... Hepsi üst üste geldi. Oğlum lise mezuniyetiyle hayatının bambaşka bir dönemine adım attı. Onun heyecanı beni de heyecanlandırdı. Kızım ise liseye başlayarak çocukluktan genç kızlığa geçiyor. Onların büyümesini izlemek, bir anne için tarifsiz bir duygu. Sanırım bu yıl beni en çok şaşırtan şey değişimin hızı oldu. Bazı değişimler yıllara yayılır; benim hayatımda ise sanki hepsi aynı döneme sığdı. Son zamanlarda kendimi sık sık “Ne ara?” derken buluyorum, değişimin etkisi hâlâ üzerimde. Galiba tüm bunları sin direbilmek için biraz zamana ihtiyacım var.


İ.O: İş hayatında yıllardır başarılı işlere imza atmış biri olarak; başarınızın sırrını siz nelere bağlıyorsunuz? 

B.A: Sanırım tek cümleyle söyleyecek olsam; asla vazgeçmemek derim. Çok çalıştım, hâlâ da çalışıyorum. Tesadüflere inanmıyorum. Bir işe adanmışlıkla, aşkla ve tutkuyla sarıldığı nızda başarının er ya da geç geleceğine inanı yorum. Şans elbette herkesin kapısını çalıyor. Ama asıl mesele, o kapı açıldığında içeride onu karşılayacak emeğinizin olup olmama sı. Keşke gençlere daha kolay bir yol tarif edebilsem. Ama hayat öyle işlemiyor. Başa rı; fiziksel, zihinsel ve ruhsal bir antrenman gerektiriyor. Bedelleri var, sınavları var. Plan yapmanız gerekiyor ama aynı zamanda bü tün planların değişebileceğini kabul edecek kadar da teslimiyet içinde olmanız gerekiyor. Benim hayatımdaki en önemli kelimelerden biri denge. İlahi düzende her şey bir denge üzerine kurulu. İnsan da o dengeyi koruya bildiği ölçüde huzurlu yaşayabiliyor. Başarı ise bana göre hiçbir zaman varılan bir nokta değil. “Başardım” demek, yolculuğu devam eden biri için erken söylenmiş bir cümle. Ben, bu dünyadan ayrılırken geriye dönüp bakıldı ğında gerçekten neyi başardığıma karar veril mesini isterim. Üstelik başarı nedir ve kime göredir? Bazen büyümek başarıdır, bazen de elindekini koruyabilmek... Sokrates’in söylediği gibi; “Tek bildiğim, hiçbir şey bilmediğim.” Yol uzun. Yolculuk sürprizlerle dolu. Bu dünyadan çok büyük insanlar geçti. Onların yanında başarıdan söz edecek en son insanlardan biri olduğumu düşünüyorum. Ama eğer evlatlarıma, çevreme, ülkeme ya da bir likte çalıştığım insanlara küçük de olsa bir değer katabildiysem, işte o zaman kendimi gerçekten başarılı hissederim.  



“Yaş aldıkça stilimin daha sakinleştiğini hissediyorum ama özen duygusu hiç değişmedi. Güçlü aksesuarları ve karakteri olan parçaları seviyorum. Benim için stil, trendlerden çok kişiliğin bir yansıması.”


İ.O: İş hayatında zor kararlar alırken size güç veren şey nedir?

B.A: Bir söz vardır; “Evdeki hesap çarşıya uymaz.” Hayat da biraz böy ledir. Siz ne kadar plan yaparsanız yapın, sonunda teslim olmanız gereken bir nokta mutlaka geliyor. En çok güvendiğiniz şey hayal kırıklığına dönüşebiliyor; “İmkansız” dediğiniz yerde ise muci zelerle karşılaşabiliyorsunuz. Ben en çok teslimiyetten güç alı yorum. Ama teslimiyet benim için pasif olmak demek değil. Tam tersine... Bir problemle karşılaştığım anda onun üzerine giderim. O an vücudumda gerçekten adrenalini hissederim. Kendi kendime “Şimdi bütün gücünü kullanma zamanı” derim. Mücadele etmeyi bırakmam. Savaşçı tarafım devreye girer. Elimden gelen her şeyi yaptıktan sonra ise içim rahat bir şekilde “Allah’ım, ben gayretimi gösterdim; gerisi senin takdirin” diyebilirim. “Kader gayrete aşıktır” sözü beni en iyi anla tan cümlelerden biridir. İnanıyorum ki, insa nın kaderi de hayatı da biraz kendi mücadele sinin içinde şekilleniyor.


İ.O: Size göre başarının gerçek tanımı nedir?

B.A: Bence başarı, etrafınızdaki birkaç insanın hayatına bile dokunabiliyorsanız başlamıştır. Değer üretiyorsanız, işinizi dürüstlükle ve ahlakla yapıyorsanız, başarılısınız demektir. Yeteneklerimizin Allah’ın bize verdiği bir emanet olduğuna inanıyorum. O emaneti aşkla işlemek ve ortaya koymak da bir ibadet gibi geliyor bana. Hiç düşündünüz mü, ne den dünyanın en değerli eserleri sanat eserleri? Çünkü insan, içinde taşıdığı ilahi cevheri görünür kılıyor. Bu yalnızca sanatta değil; bi limde, eğitimde, tıpta, ticarette... Hayatın her alanında mümkün. Başarı dergi kapakların da gördüğümüz fotoğraflardan ibaret değil. Belki adını hiç bilmediğimiz bir bilim insanı, pazarda emeğiyle çalışan bir esnaf ya da bir çocuğun hayatını değiştiren bir öğretmen de en az onlar kadar başarılı. Bence başarı her yerde. Yeter ki yaptığınız işi aşkla yapın, üzerine değer katın ve her gün dünden daha iyi yapmaya çalışın.


İ.O: İş söz konusu olduğunda vazgeçemediği niz prensipleriniz neler?

B.A: İşini iyi yapmak, insanın önce kendisine sonra karşısındakine duyduğu saygının bir göstergesidir. Benim için dürüstlük, iyi niyet ve iş ahlakı vazgeçilmezdir. Bilmediğini söyleyebilmek, hata yaptığında sorumluluk ala bilmek ve verilen sözü tutmak... Bunlar bana göre iş hayatının en değerli sermayesidir. Ba şarı, karakterden bağımsız düşünülemez. 



İ.O: Kariyeriniz bambaşka bir yönde ilerleseydi, bugün kendinizi nerede görürdünüz?

B.A: Kariyerim aslında modayla başlamıştı. Eğer dekorasyon olmasaydı muhtemelen yine ta sarımın içinde, belki moda belki de sanatla ilgili bir alanda olurdum. Üretmenin, esteti ğin ve yaratıcılığın olduğu her alan bana ya kın geliyor. Sanırım ne iş yaparsam yapayım, sonunda yine güzellik üretmeye çalışan bir yerde olurdum.


İ.O: İş dışında kalan zamanlarınızı nasıl değer lendiriyorsunuz?

B.A: Seyahat etmek beni en çok besleyen şeylerden biri. Yeni şehirler, yeni kültürler, farklı mimariler, insanlar... Her yolculuk bana yeni bir bakış açısı kazandırıyor. Okumayı, öğren meyi ve yıllarını bilgiye adamış insanları din lemeyi çok seviyorum. Bir konuda gerçekten derinleşmiş insanlarla vakit geçirmek benim için büyük bir zenginlik. Klasik müzik ise ruhumu en çok dinlendiren şeylerden biri. Günün temposunda yükselen zihnimi sakin leştiriyor. Bunun yanında konserlere gitmeyi, müzeleri ve sanat galerilerini gezmeyi, hiç bilmediğim bir şehrin sokaklarında kaybolup yeni keşifler yapmayı da çok seviyorum.


İ.O: Seyahat etmeyi sevdiğinizi biliyoruz. En çok hangi şehirler size ilham veriyor?

B.A: Her şehrin insana bıraktığı duygu farklı. Paris ve New York ruhumdan bir parça gibi... Portekiz samimiyetiyle beni kendine çekiyor. Güney Fransa bana her zaman huzuru hatırlatıyor. İtalya’nın enerjisi, renkleri ve yaşam sevinci ise bambaşka. Londra da her zaman keyifli bir kaçış noktası. Henüz Uzak Doğu’yu keşfetme fırsatım olmadı. Belki de en büyük heyecanım, hâlâ beni bekleyen o coğrafyalar. Çünkü yeni yerler görmekten çok, yeni bakış açıları keşfetmeyi seviyorum.



İ.O: Yazın geri kalanı için planlarınız neler?

B.A: Bu yaz, planladığım gibi başlamadı. Belki de bu yüzden onu biraz akışına bırakmayı seçi yorum. Allah nasip ederse dinlenebildiğim, kendimle baş başa kalabildiğim, iç sesimi daha net duyabildiğim bir yaz geçirmek isti yorum. Bazen insanın en çok ihtiyaç duyduğu şey, hiçbir yere yetişmeye çalışmadan sadece durabilmek oluyor. 


İ.O: Yıllardır kendine özgü ve güçlü bir stiliniz var. Sizce stil sahibi olmanın en önemli ku ralı nedir?

B.A: Bence stil, insanın kendini sessizce anlatma biçimidir. Ne giydiğinizden çok, onu nasıl ta şıdığınız önemlidir. Benim içimde farklı ruh halleri taşıyan birçok kadın var. Kimi zaman güçlü, kimi zaman sade, kimi zaman daha romantik... O gün hangisi kendini göstermek istiyorsa onu özgür bırakıyorum. Yaş aldık ça stilimin daha sakinleştiğini hissediyorum ama özen duygusu hiç değişmedi. Güçlü ak sesuarları ve karakteri olan parçaları seviyo rum. Benim için stil, trendlerden çok kişiliğin bir yansıması.


İ.O: Modayı ve trendleri takip eder misiniz? Kıyafet seçimlerinizde nelere dikkat edi yorsunuz?

B.A: Hem dekorasyon hem de moda benim işimin bir parçası olduğu için trendleri yakından takip ediyorum. Bunun vizyonumu beslediğine inanıyorum. Ama modanın peşinden gitmi yorum; onu kendi süzgecimden geçiriyorum. Moda olduğu için bir parçayı almam. Önce bana dokunmalı, benim ruhuma ait hisset tirmeli. Trend, ancak sizin yorumunuzla size ait olur. Ben de giydiğim her şeyi kendi kimli ğimle yeniden yorumlamayı seviyorum.



İ.O: Güne nasıl başlarsınız? Beslenme düzeninizde vazgeçilmezleriniz var mı?

B.A: Güne dua ederek başlamayı seviyorum. Bu bana hem huzur hemde denge veriyor. Ame liyattan önce nefes çalışmaları, yoga, pilates ve hafif ağırlık antrenmanları günlük rutini min önemli bir parçasıydı. Sonbaharla birlik te yeniden o tempoya dönmeyi çok istiyorum. Beslenmede ise dengeye inanıyorum. Spor yapacağım günlerde öncesinde hafif bir şey ler yer, sonrasında protein ağırlıklı bir kah valtı yaparım. Hayatın hiçbir alanında aşırı lığı sevmiyorum. Yasaklarla yaşamak yerine ölçülü yaşamayı tercih ediyorum. Kendimi hiçbir zaman tamamen mahrum bırakmam. Canım bir şey istediğinde küçük bir porsi yonla nefsimi sakinleştiririm. 


İ.O: Sporla ilişkiniz nasıl?

B.A: Pilates, yoga ve yürüyüş benim vazgeçilmez üçlüm. Geçirdiğim skolyoz ameliya tı nedeniyle yıllardır bedenime karşı daha bilinçliyim. Bu yüzden ağır sporlardan çok esnemeyi, hareket etmeyi ve vücudumu güçlendirmeyi tercih ediyorum. Benim için spor, sadece fiziksel görünüm değil; bedenle dost kalabilmenin bir yolu.


İ.O: Geleceğe baktığınızda sizi en çok heyecanlandıran şey nedir?

B.A: Yapay zekâ beni hem heyecanlandırıyor hem de düşündürüyor. Çok büyük bir dönüşümün eşiğindeyiz. Önümüzdeki on yıl içinde bugün hayal bile edemediğimiz değişimlere tanıklık edeceğiz. Bence geleceğin en büyük sınavı teknolojiye ayak uydururken insan kalabilmek olacak.