Kendine döndüğü, dinlendiği, sevdikleriyle bolca vakit geçirdiği, seyahatler etti ği keyifli bir yaz geçirmiş Melisa Döngel. İçinde yeni bir mevsime “merhaba” de menin heyecanı olsa da yazın bitişine biraz üzülüyor. Seyahat etmeyi seviyor; “Zamanım oldukça çok yer görmeye çalışıyorum. Küçük bir dünyada kalmak yerine, her an bize bah şedilen güzellikleri görmeye fırsat yara tıyorum” diyor. Ona göre yeni yerler keş fetmenin en güzel yanı, insanın kafasını gerçekten boşaltması. Ama çok daha fazlası da var tabii. Kendine has duruşuyla enerjik, sempatik, hayatı dolu dolu yaşamayı seven biri, hal böyle olunca onunla sohbetimiz de bambaşka bir hal alıyor tabii. Melisa Dön gel ile Bodrum’da buluştuk; vedalaşmak üzere olduğumuz yaz mevsimini, seyahat lerini ve gelecek planlarını konuştuk. Bu keyifli sohbeti özel bir fotoğraf çekimiyle de taçlandırdık.
Röportaj: İrem Orhan
Fotoğraf: Ersin Al
İrem Orhan: Melisa Hanım, yaz biterken size hissettirdikleri neler? Nasıl bir yaz geçirdiniz, önce sizden bu değerlendirmeyi alarak başlayalım mı röportajımıza...
Melisa Döngel: Bu yaz benim için biraz kendime döndü ğüm dinlendiğim ve sevdiklerimle bol bol vakit geçirdiğim bir yaz oldu; koşturmaca dan uzak kalmak, biraz yavaşlamak bana gerçekten çok iyi geldi. Yaz biterken tabii ki küçük bir hüzün oluyor ama bir yandan da yeni bir döneme başlıyor olmanın heyecanını hissediyorum.

İ.O: Yaz mevsimi ve seyahatlerinin herkeste yeri başkadır öyle değil mi? Şimdiye ka dar seyahat ettiğiniz yerler arasında sizi en çok etkileyen neresi olmuştu ve neden? Ülkemizde en çok sevdiğiniz tatil yerleri nereler?
M.D: Ben galiba tatilleri gittiğim yerden çok, orada yaşadığım anlarla hatırlıyorum. O yüzden ‘en güzeli buydu’ diye birini ayır mak benim için çok zor, gerçekten yaptı ğım tatillerin hepsinin bende başka bir yeri var. Yeni bir yer keşfetmek, denize girmek, güzel yemekler yemek, sevdiğim insanlarla bol bol gülmek benim için zaten en güzel tatil. Türkiye’de ise Ege’yi çok seviyorum; Bodrum’un yeri ayrı ama Göcek tarafları da inanılmaz güzel. Deniz varsa, biraz doğa varsa ve sevdiğim insanlar yanımdaysa ben zaten mutluyum.
İ.O: Son Karadeniz seyahatinizden de çok güzel fotoğraflar paylaştınız, nasıl bir seyahat oldu sizin için, ilk gidişiniz miydi?
M.D: Hayır, aslında ikinci gidişim, ilk gittiğimde bir gece kadar az bir zaman kalabilmiştim ama kesinlikle kısa zaman içinde geri döne ceğim demiştim, yine gittim. Bu sefer uzun uzun gezip görme fırsatım oldu ve bayıl dım. İnsanlarına, doğasına, yemeklerine, kültürüne her şeyiyle bayıldım, mükemmel. Cennetten bir yer gibi.

İ.O: Siz sıkça yurt dışına da çıkıyorsunuz. Gitmekten en keyif aldığınız yerler nereler?
M.D: Evet, zamanım oldukça çok yer görmeye çalışıyorum. Küçük bir dünyada kalmak yerine, her an bize bahşedilen güzellikleri gör meye fırsat yaratıyorum diyebilirim. Öncelikle hiçbir yer ülkem kadar güzel değil her yurt dışı dönüşümde bunu sesli bir şekilde çevreme de dile getiriyorum ama her yerin kendine ait güzellikleri de var tabi. Genellikle sahil kıyıları gezmeyi çok seviyorum.
İ.O: Yeni yerler keşfetmenin size en iyi gelen yanı nedir?
M.D: Bence en güzel yanı insanın kafasını ger çekten boşaltması. Yeni yerler görmek, hiç bilmediğim sokaklarda yürümek, yeni tat lar denemek bana çok iyi geliyor. Bir süre liğine günlük hayatın temposundan çıkıp sadece o anın tadını çıkarıyorum. Sanırım en sevdiğim tarafı da bu. Şimdi bakınca, son derece nevi şahsına münhasır birisiniz.
İ.O: Neleri özgünlük olarak tanımlıyor, neleri klişe buluyorsunuz?
M.D: Bence özgünlük, kendin gibi olabilmek ve bunu yaparken başkasının ne düşüneceğine çok takılmamak. Ben zaten biraz kendi bildiğini okuyan biriyim. Sevdiğim bir şeyi moda olduğu için değil, gerçekten bana iyi geldiği için yapmayı seviyorum. Herkesin birbirine benzemeye çalışmasını biraz klişe buluyo rum açıkçası. Tarzda da hayatta da insanın kendine ait küçük şeyleri olması çok güzel. Bence insanı özgün yapan da kusurları, fikir leri, enerjisi... Kısacası onu ‘o’ yapan her şey.

İ.O: Yaptığınız işlerde hiç umutsuzluğa kapılıp pes etmeye yaklaştığınız oldu mu? Eğer olduysa yola devam etme konusundaki motivasyonu nereden buldunuz?
M.D: Tabii ki oldu. Bence insan gerçekten istediği bir şeyin peşinden gidiyorsa arada yorulması, hatta “Acaba bırakmalı mıyım” demesi çok normal. Ben o anlarda kendime biraz zaman veriyorum ama pes etmeyi çok becerebilen biri değilim. Bir şekilde toparlanıp de vam ediyorum. Çünkü bu işte hiçbir şeyin garantisi yok ve bunu kabul ettiğinizde yol biraz daha keyifli hale geliyor. Ben acele etmi yorum; yolumun uzun olduğunu ve daha yaşayacağım, öğrenece ğim çok şey olduğunu biliyorum. Sanırım en büyük motivasyonum da hâlâ heyecanlanıyor olmak.
İ.O: Aklınıza düşen bir fikir ile ilgili hızla aksiyon alanlardan mısınız yoksa uzun kafa yorma süreçleri sonrasında mı hareket edersiniz?
M.D: Ben biraz aklıma düştüyse yapmalıyım diyenlerdenim. Tabii ki önemli konularda düşünüyorum, tartıyorum ama bir şeyi çok fazla düşünüp büyütmeyi de sevmiyorum. İçime siniyorsa ve beni he yecanlandırıyorsa genelde harekete geçiyorum. Çünkü bazen fazla düşününce o ilk heyecanı kaybediyorsun. Biraz içgüdülerime güve nirim ama artık mantığımı da yanıma alıyorum diyelim.

“Bence insan gerçekten istediği bir şeyin peşinden gidiyorsa arada yorulması, hatta acaba bırakmalı mıyım demesi çok normal. Ben o anlarda kendime biraz zaman veriyorum ama pes etmeyi çok becerebilen biri değilim.”
İ.O: Bir yandan da siz her daim stil seçimlerinizle de dikkat çeken birisiniz. Moda olana bakış açınız nasıl? Trendleri takip etmeyi sever misiniz yoksa gözünüze ne, ne zaman hoş geliyorsa onu mu seçesiniz?
M.D: Modayı takip etmeyi seviyorum, ne var ne yok mutlaka bakıyorum ama sırf trend diye bir şeyi giymem. Benim için biraz o gün nasıl hissettiğimle alakalı. Bazen çok sade ve rahat, bazen daha iddialı bir şey giymek istiyorum. Bir trend hoşuma gittiyse de mutlaka kendi me göre bir hale getiriyorum. Çünkü bence moda değişiyor ama insanın kendi stili biraz daha onun imzası gibi.

“Ben estetiğe karşı değilim. Bence herkes aynaya baktığında kendini nasıl iyi hissediyorsa öyle olmalı, bu çok kişisel bir şey.”
İ.O: Peki, spor ya da sağlıklı beslenme konuları hayatınızda ne kadar yer kaplıyor? Siz hayatınızın her döneminde hep son derece fit kaldınız ama özel olarak yaptığınız bir şeyler var mı?
M.D: Aslında çok katı kurallarım yok ama beslenmeme dikkat etmeyi seviyorum. Mesela kabak benim vazgeçilmezim, neredeyse her gün yerim. Bir de gerçekten çok su içiyorum, gün içinde suyu hiç ihmal etmiyorum. Spor yapmayı da seviyorum ama kendimi zorlayıp bunu bir mecburiyete çevirmiyorum. Bence en önemlisi biraz denge; ne yediğini bilmek, hareket etmek ve vücudunu dinlemek. Benim fit kalma sırrım varsa sanırım bunların hepsini hayatımın doğal bir parçası haline getirmiş olmam.
İ.O: “Asla yemem” dediğiniz ya da “Onsuz yaşayamam” diye düşündüğünüz bir şeyler var mı?
M.D: Et konusunda kesinlikle “asla” diyebilirim, yiyemiyorum. Zaten sebzeyi gerçekten çok seviyorum, önüme güzel bir sebze yemeği koyarsanız çok mutlu olurum. Onsuz yaşa yamam dediğim tek bir yemek yok aslında ama sebze, bol su ve hafif şeyler benim dü zenimin vazgeçilmezi diyebilirim. Çok ağır beslendiğimde kendimi de iyi hissetmiyo rum zaten.

İ.O: Hayatınız boyunca sadece tek bir konu da kitlelere ilham veren biri olsanız, bu hangi konu ya da alanda olurdu?
M.D: Sanırım kadınlara kendi güçlerini hatır latmak isterdim. Çünkü bazen insan yaşa dıklarının içinde ne kadar güçlü olduğunu unutabiliyor. Ben de hayatımda bunu ken dime çok kez hatırlatmak zorunda kaldım. Eğer birine bile “Kendinden vazgeçme, kendi doğrularını bul ve kimse için kendi ni küçültme” hissini verebiliyorsam, benim için çok kıymetli. Güçlü olmak hiç düşme mek değil bence; düştüğün yerden yine kendin olarak kalkabilmek.
İ.O: Sona doğru biraz da aşk desek ve şu ara lar kalbinizi çarptıran biri var mı sorsak? Evlilik kelimesi ile yakınlığınız nasıl?
M.D: Şu an kalbimi çarptıran biri yok maalesef. Ama ben aşka kapalı biri değilim, tam ter sine aşkı ve sevmeyi çok seviyorum. Sadece artık bazı şeyleri zorlamamak gerektiğini düşünüyorum; doğru insan doğru zaman da zaten geliyor. Evlilik de bana hiç uzak bir kelime değil. Doğru insanı bulduğumda tabii ki evlenmek, güzel bir yuva kurmak isterim.
İ.O: Melisa Döngel aşıkken nasıl biri oluyor peki?
M.D: Ben zaten normalde de enerjik ve biraz çılgın biriyim ama aşıkken bunun dozu kesinlikle artıyor. Daha eğlenceli, daha komik, daha hareketli oluyorum. Sürekli bir şeyler yapmak, gezmek, gülmek, birlikte saçma sapan şeylere eğlenmek istiyorum. Bir de sevildiğimi hissettiğimde enerjim gerçek ten çok yükseliyor. Kısacası aşık Melisa bi raz daha deli, biraz daha neşeli ve kesinlik le çok daha romantik diyebiliriz.

İ.O: Ayrıca şu konuya da değinmeden geç meyelim istedik; estetiğe bakışınız nasıl, estetik dokunuşlara ne kadar yakınsınız? Daha önce hiç estetik yaptırdınız mı?
M.D: Ben estetiğe karşı değilim. Bence herkes aynaya baktığında kendini nasıl iyi hissedi yorsa öyle olmalı, bu çok kişisel bir şey. Ben de geçmişte ufak tefek dokunuşlar yaptır dım, bunu zaten hiçbir zaman saklamadım. Ama şu an yüzümde herhangi bir dolgu ya da benzeri bir işlem yok, bir dönem yaptır dıklarımı da erittirdim. Şu an kendimi daha doğal halimle çok daha iyi hissediyorum. Yarın fikrim değişir mi, onu da bilmiyorum. Bence önemli olan bunu bir başkası için de ğil, gerçekten kendin istediğin için yapmak.
İ.O: Buradan sizi izleyen, takip eden genç arkadaşlarımıza kendi yollarından git mek konusunda gerekli ilhamı alacakla rı, güçlü bir mesaj verecek olsanız, tek cümleyle ne dersiniz?
M.D: Kim ne derse desin, kendi yolundan git mekten ve kendin olmaktan asla vazgeçme çünkü seni, ait olduğun yere götürecek olan şey, kendine olan inancın.