Esra Erol; "İyilikte İş Birliği Yapmanın Gücüne İnanıyorum"

ATV’nin yeni yarışma programı ‘Var Mısın Yok Musun’ Esra Erol’la başlıyor. Başarılı sunucu ile bu en yeni heyecanını paylaşmak üzere bir aradayız.

Esra Erol; "İyilikte İş Birliği Yapmanın Gücüne İnanıyorum"

Şimdilerde ATV’nin yeni yarışma progra mı ‘Var Mısın Yok Musun’ ile ekranlarda bambaşka bir konseptle izleyicisiyle buluş maya hazırlanan başarılı sunucu Esra Erol; “Kafamda her zaman bir yarışma programı sunmak vardı ve bu yarışma da ‘Var Mısın, Yok Musun’ programıydı” diyor; “Ben hayat gibi olan işleri seviyorum” diye de sözlerini sürdürüyor. 28 Mayıs’ta ekran yolculuğuna başlayacak yarışmada Türkiye’nin dört bir yanından gelen 22 yarışmacı, büyük ödül olan 5 milyonu kazanabilmek için bankaya karşı yarışacak. Banka, her turun sonunda yarışmacıların kutusunu satın alabilmek için bir teklifte bulunacak. Kutular açıldıkça yarışmacıların alması gereken risk daha da büyüyecek. Anlayacağınız, “Heyecan benim hayatımın özeti” diyen Esra Erol, şans kadar stratejinin de önemli olduğu yarışma prog ramı ‘Var Mısın Yok Musun’ ile ekranlarda heyecan fırtınası estirecek. Çok yoğun ama keyifli geçtiğini söylediği çekim takvimine ara verdiği bir günde kendisiyle bir araya geldiğimiz güzel sunucu ile hem yeni ekran macerasını hem de tempolu iş hayatından kalan zamanlardaki yaşamını konuştuğu muz çok özel bir sohbeti ve keyifli bir çekim gününü paylaştık.


Röportaj: İrem Orhan

Fotoğraf: Emre Karataşoğlu

Styling: Eda Erol

Saç: İbrahim Zengin

Makyaj: Çiğdem Yartaş



İrem Orhan: ATV ekranlarında yeni bir programa baş lıyorsunuz; biraz bahsetmek ister misi niz; nasıl gelişti her şey?

Esra Erol: Benim kafamda her zaman bir yarışma programı sunmak vardı. Ve bu yarışma da ‘Var Mısın, Yok Musun’ programıydı. Çün kü ‘Var Mısın, Yok Musun’ hem benim çok keyifle izlediğim hem halkımızın çok keyif le izlediği, herkesin kendinden bir şey bul duğu bir programdı. Ben hayat gibi olan iş leri seviyorum. Hayat zaten bir var bir yok hali değil mi? ‘Var Mısın Yok Musun’ tam da bunu anlattığı için çok sevilen bir iş olu yor her zaman.


İ.O: Ayrıca ilk yarışma programı sunuculuğu deneyiminiz olacak bildiğimiz kadarıyla; bu heyecanınız için neler söylersiniz?

E.E: Heyecan benim hayatımın özeti. Çünkü şimdiye kadar heyecan duymadığım, tutku hissetmediğim hiçbir işin içinde olmadım. Bana göre insanı iki şey başarıya götürüyor. Birincisi, yaptığın her şeyi heyecan ve tut kuyla yapmak. Bu iki duyguyu hissetmiyor san, o işe girmemek gerekiyor. İkincisi de çalışmaya, çok çalışmaya aşık olmak. 



“Hayat zaten bir var bir yok hali değil mi? ‘Var Mısın Yok Musun’ tam da bunu anlattığı için çok sevilen bir iş oluyor her zaman.


“Televizyonculukta kulvar değiştirmek diye bir şey olmaz. Çünkü televizyonun kendisi bir kulvar zaten. Topluma dokunan, insanlara iyi gelen, fayda üreten her türlü yayını yaparım. Yıllardır yaptığım bütün işlerde de ortak nokta bu oldu.”


İ.O: Esra Erol kulvar değiştiriyor diyebilir miyiz?

E.E: Televizyonculukta kulvar değiştirmek diye bir şey olmaz. Çünkü televizyonun kendisi bir kulvar zaten. Topluma dokunan, insan lara iyi gelen, fayda üreten her türlü yayını yaparım. Yıllardır yaptığım bütün işlerde de ortak nokta bu oldu. Bazen insanların hayatına doğrudan dokunuyorsunuz, ba zen onları bir araya getiriyorsunuz, bazen umut veriyorsunuz, bazen de sadece bir likte aynı duyguyu hissetmelerini sağlıyor sunuz. Eğer bir işin içinde insan varsa ve topluma bir katkısı olduğuna inanıyorsam, o zaman ben de varım. 


İ.O: Peki, çekimler nasıl gidiyor, nasıl bir de neyim oluyor sizin için?

E.E: Çok yoğun ve gerçekten çok eğlenceli ge çiyor. Bu programda ilginç bir şey yaşıyo ruz. Tüm ekip yarışmacılarla empati kuru yor. Çekimlerde sadece yarışmacılar değil, sesçisinden ışıkçısına kadar tüm stüdyo heyecanlanıyor. Çekim bittikten sonra bile bir süre herkes o duygunun içinde kalmaya devam ediyor. Sanki program bitiyor ama o duygu bitmiyor. İnsanlar bir araya geldiğin de rekabetten çok iş birliği yaptıklarında, bambaşka bir enerji doğuyor.



İ.O: Burada şunu da sormadan geçmeyelim; bizim sizinle ilgili dışarıdan gördüğümüz şey genellikle yüksek bir modda, her daim neşeli ve pozitif biri olduğunuz ama görmediğimiz zamanlarda da hep böyle misiniz? Siz bu pozitif halinizi neye bağ lıyorsunuz?

E.E: Ben de herkes gibiyim. Bazen neşeli olmadı ğım, yorgun olduğum, keyfimin kaçtığı şey ler de oluyor. Hayat tek boyutlu bir şey değil. Önemli olan motivasyon kaynağınız. Benim motivasyon kaynağım evim, eşim, çocukla rım ve dostlarım. Bir de biliyorsunuz ‘Esra Erol’da’ programı da sürekli sorun çözmeye odaklanıyor. Çözdüğüm her sorun da kendi mi daha iyi hissetmeme neden oluyor. 


İ.O: Etrafınızda oluşan sevgi çemberine ba kınca görülüyor, sevilen sayılan birisiniz; bu durum en çok hangi özelliğinizle ilgili dersiniz?

E.E: Umarım öyleyimdir. Her şeyden önce insa na değer vermek gerekiyor, ilişkilere emek vermek gerekiyor. Aile, dostlar hepsi emek verilmesi gereken ilişkiler. Bir de benim hayatımın odak noktasında ‘güven’ kavramı var. Unutmamak lazım. İlişkiler bumerang gibidir. Siz ne verirseniz, o döner tekrar size gelir. 



İ.O: Hayattaki misyonunuzun ne olduğunu düşünüyorsunuz? Hayatı yaşayış biçimi nizi özetleyen bir cümle var mı? Ya da bir düşünce biçimi?

E.E: Ben şuna inanıyorum; “Doğru yaşarsan, doğru gelir seni bulur.” Bir de bu dünya düzeni kötülerin iş birliği yaptığı, maalesef kötülüğün hızlanarak arttığı bir düzen. Ben ‘iyilikte iş birliği’ yapmaya inanıyorum. Bu her konu ve durum için geçerli. 


İ.O: Gerektiği yerde sözünü sakınmayan biri gibisiniz ama bir yandan da karşısındaki ni kırmaktan korkan son derece naif bir yanınız da var gibi; en çok hangi tarafa yakınsınız?

E.E: Her iki tarafa da diyelim. Hayata tek bo yutlu bakmam. Eğer sözümü sakınmadan söylemem gereken bir durum varsa -ki ben bu durumla stüdyoda her gün karşı karşıya kalıyorum- söylerim. O zaman sözümü hiç sakınmıyorum. Ama naifliğe gelince orada biraz durmak lazım. İnsanların hassas nok talarına dokunmamak lazım. Bunu da ha yat deneyimleri size öğretiyor zaten.



İ.O: Teknolojinin hızla ilerlemesi, yapay zeka nın kullanımının bu denli yaygınlaşması vs. her şey daha hızlı tüketiliyor gibi; ikili ilişkiler, hobiler pek çok konuda derinlik yerini daha yüzeyselliğe bırakıyor gibi... Günümüz ilişkilerini siz nasıl yorumlu yorsunuz?

E.E: Çok sevdiğim bir sosyolog/felsefeci olan Ba uman’ın bir sözü var. Bugünün ilişkilerini çok güzel anlatıyor. Diyor ki, “Artık ilişkileri palto gibi üzerimize giymiyoruz da pelerin gibi omzumuza atıyoruz. Çünkü hiçbir iliş kide devamlı kalmak istemiyoruz. Sistem bize alternatiflerin çok olduğunu söylüyor. Bu kocaman bir yalan. Halbuki somut tek bir gerçek var, o da hayatınızda olan."


İ.O: Yorulup bir kenara çekilmek istediğiniz de ilk gittiğiniz yer neresi olur, nerede kendinizi dinlersiniz? Ya da böyle anlar da ilk aradığınız kişi kim olur?

E.E: Tabii ki evim olur. Kendimi evde bir koza içinde gibi hissediyorum. Orası benim için güven kalesi gibi korunaklı bir yer. İlk ara dığım kişiyse dostlarım da olabilir, kardeş lerim de olabilir, annem de olabilir. Benim o anki ruh halime bağlı. Bu anlamda çok şanslı biriyim.



“Eğer bir işin içinde insan varsa ve topluma bir katkısı olduğuna inanıyorsam, o zaman ben de varım.”


İ.O: Kendi kendinizle konuşur musunuz hiç, yalnız kaldığınız anlar da gün içinde aklınızdan en sık geçirdiğiniz düşünceler neler oluyor? Bir de şu sıralar en sık kullandığınız kelime nedir diye sorsak...

E.E: Kendi kendime konuşmuyorum çünkü buna fırsatım hep kalmı yor. Ben duygularını, hislerini kelimelere dökmekte zorlanmayan biriyim. Ama kendi kendime dua ederim. Bu aralar kendimi en çok “çok şükür” derken buluyorum. Tabii bir de ‘Var mısın, yok musun’ dilime takılmış durumda. Yakında herkesin diline takılacak, öyle hissediyorum. 


İ.O: Herkesin tanıdığı ünlü biri olarak yaşamanın kazandırdıkları da olur ama bu şöhret bunun karşılığında ondan bir şeyler de ister ya; sizin kazandıklarınıza karşı feda ettiğiniz bir şeyler oldu mu yıllar içinde?

E.E: Ben olabildiğince şöhret ve ona dair şeyleri unutarak yaşama yı tercih ediyorum. Benim hayatım, şöhretli birinin hayatından daha çok, yoğun çalışan bir annenin hayatına benziyor. Çok ça lışan bir anne nasıl çocuklarıyla, ailesiyle daha çok vakit geçire memekten yakınıyorsa, ben de öyle hissediyorum. Onun dışında değişen bir şey yok. 



“Anne ve babamın bana duydukları güveni hep hissettim. Kendime duyduğum güvenin en önemli kaynağı bu. Evlatlarıma da bunu geçirmeye çalışıyorum.”


İ.O: Kariyeriniz sona erdiğinden belki de bundan yıllar sonra, en çok nasıl hatır lanmak istersiniz?

E.E: İyi biri olarak. Kesin net, böyle. 


İ.O: Peki, şansa inanır mısınız? Başardıkları nızın ne kadarını şansa bağlıyorsunuz?

E.E: Hayır, şansa inanmıyorum ama gayrete inanıyorum. Zaten sıklıkla “Kader, gayrete aşıktır” sözünü kullanıyorum. Ben başarı nın çalışarak kazanıldığına inanan biriyim. Hayatım hep çok çalışarak geçti. Hem de öyle böyle değil. Ben 7/24 çalışan biriyim. 


İ.O: Biraz da özel konulara değinelim istiyo ruz; aile kavramının sizin için son derece önemli olduğunu biliyoruz; kendi anne babanızdan öğrenip, çocuklarınıza da aktarmak isteyeceğiniz en temel değer ler neler diye sorsak?

E.E: Nesiller değişse de değerlerin değişmediği bir aile olmaya özen gösteriyoruz. Gelenek sel bir Türk ailesinde geçerli olan değerler bizim için de geçerli. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi, kendisi dışında da bir hayat olduğunu bilmek, doğaya ve hayvanlara özen göstermek. 


İ.O: Kendi çocukluk çağlarınıza baktığınızda sizi siz yapan nasıl anılar var belleğiniz de?

E.E: Anne ve babamın bana duydukları güveni hep hissettim. Kendime duyduğum güve nin en önemli kaynağı bu. Evlatlarıma da bunu geçirmeye çalışıyorum. Okulda bir yarışmaya katılacaktım. Kaybetmekten korktuğum için başvurmaktan vazgeçtim. Babam, “Senin yarışma ne zaman kızım” dedi. Ben de “Ya başaramazsam diye baş vurmadım” deyince, babam elimden tuttu beni okula götürdü. Yolda bana “Kazanır sın, kaybedersin ama mücadele etmekten vazgeçemezsin” dedi. O sözünü hiç unut madım. Bugün de bu sözün gerektirdiği gibi yaşarım. 


İ.O: Spor ve egzersiz günlük yaşamınızda nasıl bir yer kaplıyor? Bu yoğun çalışma programınız içinde özel bir beslenme programı ve antrenman rutininiz var mı?

E.E: Spor yapmadan günün yoğunluğunu taşı yabileceğimi düşünmüyorum. Çünkü spor yaparken sadece bedenen değil, zihnen de kendimi iyi hissediyorum. Sabahları eğer çok yorgun, hasta değilsem koşuyorum. Koşarken günü kafamda programlıyorum. Beslenmeye gelince özel bir rutinim yok. Ben genellikle sevdiğim şeyleri yerim. 


İ.O: Peki, hayalinizde ideal bir gelecek var mı Esra Hanım; biraz anlatmak ister mi siniz?

E.E: Tabii ki var. Çocuklarımın eğitim sürecinin istedikleri gibi tamamlandığı bir gelecek hayal ediyorum. Daha da ötesini düşünmü yorum bile. Çünkü hayat yarını düşünerek değil, bugünün hakkını vererek yaşanır. 


İ.O: Şu an bir dilek hakkınız olsa bu ne olur?

E.E: Kendim ve sevdiklerim için sağlık dilerim. Çünkü en büyük servet sağlık ve biz bunu ancak kaybettiğimiz zaman anlıyoruz. Biraz klasik olacak ama ülkemizde ve bölgemizde çocukların ölmediği bir dünya dilerdim.