Melda Kahmi Kosif "Kendimi Yeniden Keşfettiğim Bir Dönemdeyim"

Şimdilerde hayat ile ilgili farkındalıklarının daha da çok arttığı ve kendisini içsel olarak yeniden keşfettiği bir dönemde olduğunu söyleyen Melda Kamhi Kosif ile sıcak bir yaz gününde Beykoz’daki evinde bir araya geldik; yeni kitabının heyecanını da paylaştığımız keyifli bir sohbeti paylaşırken, özel bir fotoğraf çekimi de gerçekleştirdik.

Melda Kahmi Kosif "Kendimi Yeniden Keşfettiğim Bir Dönemdeyim"

Yaratmak ve sürekli üretim halinde olmak Melda Kamhi Kosif için bir meslekten çok daha fazlası... Onun deyimiyle bunlar; “Ha yatın içinde nefes almak gibi.” Resim çizmek, yazı yazmak, heykel yapmak, düşünmek, üretmek; bunların hepsi onun kendini ifade etme biçimleri. Çok sesli, farklı kültürlerin iç içe geçtiği bir ailede büyüdüğünden, yarat mak onun için sadece bir hobi değil, yaşam bi çimine dönüşen bir ihtiyaç olmuş. Şimdilerde yeni kitabı ‘Ruhun Fısıltısı’nı kitap severlerle buluşturan Melda Hanım, “Son zamanlarda günlerim, anlamlandıramadığım bir yoğun lukta geçiyor, kızların okul temposu, aile ve iş hayatının sorumlulukları, bir yandan da ken di yaratım sürecimin çağrıları derken; bazen kendimi rüzgârda savrulan bir yaprak gibi hissediyorum” diyor ama tüm bunlara rağ men hayatın akışı içinde kendi merkezinde kalabilmeyi de önemsiyor. Melda Hanım ile yeni kitabının heyecanını paylaşmak üzere bir araya geldik; keyifl i bir sohbeti paylaşır ken, en yeni üretimleri, güncel heyecanları ve gelecek planları üzerine de konuştuk. 


Röportaj: İrem Orhan

Fotoğraf: Koray Işık


İrem Orhan: Melda Hanım son zamanlarda neler yapı yorsunuz, nasıl gidiyor her şey?

Melda Kahmi Kosif: Son zamanlarda günlerim, anlamlandırama dığım bir yoğunlukta geçiyor. Sanki zaman eskisinden çok daha hızlı akmaya başladı. Kızların okul temposu, aile ve iş hayatının sorumlulukları, bir yandan da kendi yaratım sürecimin çağrıları derken; bazen kendimi rüzgârın önünde savrulan bir yaprak gibi hissediyorum. Ama sanırım hayatın bazı dö nemleri tam da böyle... İnsan aynı anda hem yetişmeye çalışıyor hem de tüm bu karma şanın içinde kendi ruhunun sesini duymaya çalışıyor. Belki de son zamanlarda en çok öğ renmeye çalıştığım şey; hayatın akışı içinde kendi merkezimde kalabilmek. 



İ.O: Hayatınızın tam olarak nasıl bir dönemin de hissediyorsunuz kendinizi?

M.K.K: Kendimi, içsel olarak yeniden keşfettiğim bir dönemde hissediyorum. Farkındalıklarımın arttığı, “Evet”lerimle “Hayır”larımın daha dengeli hale gelmeye başladığı bir evre... Sa nırım çocukluğun o saf, herkesi önceleyen taraflarından biraz sıyrılıp daha net bir “Ben” diyebilmeyi öğreniyorum. Önceliklerimi yeniden sıraladığım, kendi sınırlarımı anla maya çalıştığım bir yolculuk bu. Hala keş fediyorum, hala öğreniyorum ama en güzel tarafı da bu sanırım; insanın kendi içinde hiç bitmeyen bir keşif alanı olması. Ve açıkçası, bu yolculuğun beni bile meraklandıran bir yerindeyim şu an. 


İ.O: Çok yeni bir de kitabınız çıktı öyle değil mi? Biraz bahset mek ister misiniz?

M.K.K: Evet, çok yeni çıktı. ‘Ruhun Fısıltısı’ aslında insanın kendi ne yaptığı içsel yolculuğa dair bir kitap. Hayatın içinde çoğu zaman unuttuğumuz, sustur duğumuz ya da bastırdığımız o iç sesi yeniden duymaya dair... Bazen bir kırılmanın, bazen bir sessizliğin, bazen de küçücük bir farkındalığın insanı kendi özüne nasıl yaklaştırabileceğini anlatıyor. Didaktik bir yerden değil; daha çok hissettiren, dü şündüren ve okuyanın kendi iç dünyasında yankı bulmasını is teyen bir kitap oldu benim için.



İ.O: ‘Aynalı Tılsımlar Dükkanı’ ilk kişisel gelişim eğitimleriniz den yola çıkarak kaleme alın mış bir kitap bildiğimiz kada rıyla, yeni kitabınız ‘Ruhun Fısıltısı’nda da çıkış noktanız benzer mi?

M.K.K: ‘Aynalı Tılsımlar Dükkanı’ as lında biraz daha yazma heve simin peşinden giderek ortaya çıkan bir kitaptı. O dönem al dığım kişisel gelişim eğitimle rinden, düşünsel yolculuğum dan ve o yıllarda üretmekte olduğum ‘Tılsım’ adlı mum markamdan esinlenmiştim. Ar dından, Destek Yayınları’nın felsefe serisinin bir parçası ola rak Lao Tzu üzerine kaleme aldığım ‘Binlerce Kilometrelik Yolculuk Tek Bir Adımla Başlar’ yayımlandı. ‘Ruhun Fısıltısı’ ise benim üçüncü kitabım ve benim için çok daha derin, çok daha içsel bir yerden çıktı. Aslında çok küçük yaşlardan bu yana kaleme aldığım anılarımın, düşüncele rimin, hissettiklerimin ve sorgulamalarımın bir potporisi gibi... Yıllar içinde biriken içsel notların, kırılmaların, fark edişlerin ve insa nın kendi ruhuna dair sorduğu soruların bir yansıması diyebilirim. Bir anlamda, uzun za mandır içimde benimle yaşayan parçaların zamanla bir araya gelip kendi sesini bulması oldu. Ayrıca kitabın içinde kendi çizdiğim illüstrasyonlar da yer alıyor. Kapak tasarımı da bana ait olduğu için, ortaya çıkan işi yalnızca yazılmış bir kitap gibi değil; başından sonu na kadar ruhunu taşıdığım bütünsel bir ifade alanı gibi hissediyorum.


İ.O: Bu son kitabınızı yazmak ne kadar zama nınızı aldı? Yaratıcı işlerin içindeki biri olarak; sizde de bir süreklilik kaygısı olu yor mu hiç?

M.K.K: Bu kitabı yazmak aslında çok uzun zamanımı aldı diyebilirim. Çünkü içinde yıllar boyun ca biriken düşünceler, değişen bakış açıları, sorular, sorgulamalar ve hisler var. Kitabın içindeki şiirlerin birçoğu da çok uzun yıllar içinde biriktirdiğim şiirler... O yüzden bu kitap bir anda ortaya çıkmış bir şeyden çok, zamanla demlenmiş bir iç yolculuğun yansı ması gibi. Elbette yaratım sürecinde sürekli lik kaygısı insanın içine bazen istemeden de olsa giriyor. Sanki bir şey ürettikten sonra hemen arkasından “Peki yenisi ne zaman” sorusu geliyor. Biraz hayattaki klasik dön gülere benziyor; evlenince çocuk, bir çocuk olunca ikinci çocuk sorulması gibi... Sanırım üretim dünyasında da sistem biraz böyle işli yor. Bir de uzun süre hiçbir şey yaratmadığı nız dönemlerde insan kendi kendine “Acaba bir eksiklik mi oldu, duraksadım mı, körel dim mi” diye düşünmeye başlıyor. Halbuki çoğu zaman gözden kaçırdığımız şey şu; her insanın bazen nadasa, bazen nefese, bazen de sessizce beklemeye ihtiyacı var. Ve aslında o sessizlik dönemleri de yaratımın görünme yen bir parçası. 



İ.O: Asıl işiniz iç mimarlık mesleğinin yanı sıra resim çiziyorsunuz, heykel yapıyorsunuz, yazı yazıyorsunuz... Birçok yaratıcı alanın içinde yer alıyorsunuz. Bilmediğimiz baş ka hobileriniz ya da ilgi alanlarınız da var mı? Bu çok yönlülüğünüzün kökeninde nasıl bir yaşam deneyimi yatıyor?

M.K.K: İç mimarlık bölümünden mezun oldum as lında. Ama benim hayalimde daha çok resim sanatına dokunmak vardı. Yine de annemin “Elinde altın bir bilezik olsun” düşüncesiy le kendimi İngiltere’de mimarlık okurken buldum. Mezuniyetin ardından ise kalbimin beni çağırdığı yere, yani asıl tutkum olan res me ve yaratım alanlarına yöneldim. Şu an aktif olarak mimarlık yapmıyorum ama bu hiçbir zaman yapmayacağım ya da ileride o alanda da üretmeyeceğim anlamına gelmez. Çünkü yaratmak benim için bir meslekten çok daha fazlası... Hayatın içinde nefes al mak gibi. Resim çizmek, yazı yazmak, heykel yapmak, düşünmek, üretmek; bunların hepsi benim kendimi ifade etme biçimlerim. Çok sesli, farklı kültürlerin iç içe geçtiği bir aile de büyüdüm. Sanatın, üretmenin ve insanın kendini ifade etmesinin değer gördüğü bir ortam vardı. Sanırım bu yüzden yaratmak benim için sadece bir hobi değil, yaşam biçi mine dönüşen bir ihtiyaç oldu.


Melda Kahmi Kosif; “Yaratmak benim için bir meslekten çok daha fazlası... Hayatın içinde nefes almak gibi. Resim çizmek, yazı yazmak, heykel yapmak, düşünmek, üretmek; bunların hepsi benim kendimi ifade etme biçimlerim.”


İ.O: Sanatta başarı doğuştan yetenek işi mi yoksa sonradan da öğrenilebilir mi?

M.K.K: Bence evet, bazı insanlar belli yetenekler le dünyaya geliyor. Sanki o beceriler onlara biraz daha erken fısıldanmış oluyor. Ama ben aynı zamanda herkesin üretebileceğine ve başarılı olabileceğine inanıyorum. Yeter ki doğru zamanda, doğru hevesle, emekle ve sabırla o alanın içine girsin. Çöp adam bile çizemediğini düşünen bir insanın bile zamanla şaheserler yaratabileceğini düşü nüyorum. Çünkü üretme dürtüsü aslında hepimizin içinde var. Önemli olan o kıvılcımı ortaya çıkarabilmek. Kimisi bunu doğuştan daha güçlü taşıyor, kimisi ise zamanla çalışa rak, deneyerek ve emek vererek geliştiriyor. Ama bu da şu anlama gelmiyor; sonradan çabayla gelişen biri, doğuştan çok yetenekli bi rinden daha başarılı olamaz diye bir şey yok. Bazen istikrar, tutku ve vazgeçmemek insanı çok daha ileri taşıyabiliyor.


İ.O: Kişisel gelişim ile ilgili konulara da me raklı olduğunuz biliniyor, bunlarla ilgili de eğitimler aldınız sanırım. Kendi kişisel gelişim yolculuğunuzda tam olarak nere de görüyorsunuz kendinizi?

M.K.K: Kişisel gelişim aslında belki de doğduğumuz anda başlıyor. Önce evimizin içinde, sonra okulda, sonra da hayatın kendisinde... Far kındalıklarımız arttıkça ve hayatın içinde daha çok var olmaya başladıkça insan zaten yavaş yavaş kendini keşfetme yolculuğuna çıkıyor. Ben ise bu yolculuğu biraz daha de rinlemesine merak ettiğim için; gerek Tür kiye’de gerek yurt dışında, farklı üniversite lerden ve çok değerli hocalardan eğitimler aldım, hala da almaya devam ediyorum. Yapı itibarıyla çok meraklı bir insanım. Çocuk luğumdan beri her şeyi araştıran, anlamaya çalışan, üstüne kafa yoran, hayal kuran biriy dim. Sanırım bugün hala aynı merak duygu suyla öğrenmeye devam ediyorum. “Kendi nizi bu yolculuğun neresinde görüyorsunuz” diye sorarsanız, açıkçası hala çok başında hissediyorum kendimi. Çünkü insanın ken dini keşfetme yolculuğu sonsuz gibi... İnsan hiçbir zaman tamamen “oldum” diyemiyor. Tasavvufta çok sevdiğim bir söz vardır; “Ol dum diyen, öldüm der.” Bence insan yaşadığı sürece dönüşmeye, öğrenmeye ve yeniden kendini keşfetmeye devam ediyor.



İ.O: Peki, kişisel gelişim ile ilgili aldığınız eği timler hayatınızda farkındalık yarattı mı?

M.K.K: En başta kendimi anlamaya ve anlamlandır maya başladım diyebilirim. Tabii çok sevdi ğim bir söz vardır; “Terzi kendi söküğünü dikemez.” İnsan her zaman öğrendiği her şeyi hayatında harfiyen uygulayabiliyor diye mem. Benim de zorlandığım, düştüğüm, is yan ettiğim anlar oluyor. Bazen “Bu kadar da olur mu” dediğim, insan tarafımın çok yoğun şekilde ortaya çıktığı dönemler yaşayabiliyo rum. Ama tüm bu yolculuk bana hem kendi mi hem de hayatın döngülerini daha derin den görmeyi öğretti. İnsanların psikolojik ve ruhsal durumlarını geçmişe göre daha iyi anlayabildiğime inanıyorum. Bununla birlik te daha anlayışlı, daha kabullenici ve daha az yargılayan biri olmaya başladığımı hisse diyorum. Yine de bu süreç düz bir çizgi de ğil. İnsan bazen dağılıyor, bazen sorguluyor, bazen kendi içinde kayboluyor. Ama sonra dönüp dolaşıp tekrar içine dönüyor, yeniden sorular sormaya başlıyor ve farkındalığını bi raz daha artırarak yoluna devam ediyor. Sa nırım benim yolculuğum da tam olarak böyle ilerliyor.


İ.O: Siz kendinizi rahatlatmak, belki şifalan dırmak adına bir şeyler yapar mısınız? Ruhunuzu ve bedeninizi dinlendirmek için rutinleriniz var mı?

M.K.K: Çok daraldığım zamanlarda doğaya çıkmak bana inanılmaz iyi geliyor. Yeşilin içinde ol mak, toprağa basmak, biraz sessizleşmek... Sanki insan doğaya yaklaştıkça kendi özüne de yaklaşmaya başlıyor. Ilık bir duş bile ba zen benim için küçük bir arınma ritüeline dönüşebiliyor. Suyun bedenimizden akar ken sadece fiziksel değil, ruhsal olarak da bir şeyleri temizlediğine inanıyorum. Özellikle zorlandığım anlarda, bütün sıkıntının suyla birlikte bedenimden ve ruhumdan akıp gitti ğini hayal ederim. Bir de nefesime dönmek... Meditasyon yapmak, birkaç dakika bile olsa zihni susturup nefese odaklanmak bana çok iyi geliyor. Çünkü bazen insanın en büyük ihtiyacı çözüm değil; sadece biraz durabilmek ve kendi içine dönebilmek oluyor.


İ.O: Hayatta mucizelere inanır mısınız?

M.K.K: Ben aslında hayatın kendisinin bir mucize olduğuna inanıyorum. Beni en çok büyüle yen şeylerden biri; gökyüzüne, galaksilere baktığımızda gördüğümüz görüntülerle insan bedeninin derinliklerine, atomların yapısına indiğimizde karşılaştığımız görün tülerin birbirini adeta aynalaması... Mak rokozmos ve mikrokozmos arasında ina nılmaz bir bağ varmış gibi hissediyorum. Bizler aslında yıldız tozlarından oluşuyo ruz. Düşünsenize, evrenin bir parçası olan maddeler bugün bizim bedenimizin içinde yaşam buluyor. Bence bu bile başlı başına bir mucize. O yüzden mucizeyi hep olağanüstü olaylarda değil; nefes alabilmekte, doğanın döngüsünde, insan bedeninde, sevgide ve varoluşun kendisinde görüyorum.



İ.O: Dönüm noktası ya da kırılma noktası ola rak farkındalık yaşadığınız bir şeyler ya şadınız mı hiç?

M.K.K: İnsanın hayatında tek bir dönüm noktası ya da tek bir kırılma anı olduğuna inanmıyo rum. ‘Kahramanın Sonsuz Yolculuğu’ benim çok sevdiğim kitaplardan biridir. Orada da insanın yaşam döngüsünü ve her deneyimin içinde saklı dönüşümleri çok güzel anlatır. Hayat aslında sürekli yeniden şekillendi ğimiz bir yolculuk gibi... Ben de tek bir ana odaklanamıyorum açıkçası. Daha çok, nar ta nesi gibi binlerce kez dağılıp yeniden topar landığımı, binlerce kez yeniden doğduğumu hissediyorum. Ve bence kırılma noktaları her zaman büyük olaylarla gelmek zorunda değil. Bazen çok basit bir cümle, küçücük bir karşılaşma ya da sıradan görünen bir an bile insanın içinde çok büyük bir farkındalık yaratabiliyor. Zaten ‘Ruhun Fısıltısı’ da biraz bunu anlatmaya çalışıyor aslında; insanın hayatın içinde küçük görünen anlarla nasıl dönüşebildiğini...


İ.O: Hayat maceralarla dolu bir yolculuk olsa mesela siz bu yoldaki rolünüzü/misyonu nuzu nasıl tanımlarsınız?

M.K.K: Hayat zaten başlı başına maceralarla dolu bir yolculuk bence. Her gün yeni bir hikayeye, yeni bir deneyime gözümüzü açıyoruz. Acı sıyla tatlısıyla anlar biriktiriyor, dönüşüyor, yeniden şekilleniyoruz. Eğer benim hayatım gerçek anlamda bir macera filmi gibi yazıl saydı, sanırım ben biraz Indiana Jones tarzı bir “keşif karakteri” olurdum. Çünkü irdele meye, keşfetmeye, öğrenmeye ve bilinmeye nin peşinden gitmeye karşı içimde hiç bitme yen bir merak var. Bu sadece fiziksel bir keşif değil; insanın ruhunu, zihnini, hayatın an lamını keşfetme isteği de... Bir yanımda her zaman öğretmen tarafı da var aslında. Öğ rendiklerimi paylaşmayı, insanlarla birlikte düşünmeyi seviyorum. Ama aynı zamanda daha savaşçı, daha disiplinli bir tarafım da var. Belki de insanın kendi iç yolculuğu ba zen hem bir öğrenci, hem bir öğretmen, hem de bir savaşçı olmasını gerektiriyor. Ve galiba hayatın en güzel yanı da tam burada saklı: İnsan, yol boyunca kendini keşfederken sü rekli yeniden dönüşüyor ve her deneyim onu biraz daha derinleştiriyor.



İ.O: Şunu da sormadan geçmeyelim; şimdiye kadar hayattan neler öğrendiniz?

M.K.K: Sanırım hayattan öğrendiğim en büyük şeylerden biri; bizlerin aslında Yaradan’ın birer yansıması olduğu... Hepimiz aynı bütünün farklı parçaları gibiyiz. O yüzden insan ne kadar kendini tanımaya yaklaşır sa, aslında hayatı ve karşısındaki insanları da o kadar anlamaya başlıyor. Çünkü çoğu zaman başkalarında bizi en çok rahatsız eden ya da etkileyen şeyler, aslında kendi içimizde taşıdığımız duyguların bir yansı ması olabiliyor. Kızgınlıklarımızın, kırgın lıklarımızın altında bile bazen kendimize ait yaralar yatıyor. Bir diğer öğrendiğim şey ise geçmişe sürekli tutunmanın insana hiçbir fayda sağlamadığı. Elbette yaşadıkla rımız bizi şekillendiriyor ama aynı sahneyi zihnimizde tekrar tekrar oynatmak insanı sadece yoran bir döngüye sokuyor. Hayatta bazen yeni bir sayfa açabilmek, yaşanmış lıklardan ders alıp yine de yürümeye devam edebilmek çok büyük bir lütuf. Ayrıca mağ dur psikolojisinin insanı zamanla körelt tiğine inanıyorum. İnsan kendini sürekli acısının içinde tanımlamaya başladığında, fark etmeden kendi etrafına görünmez du varlar örüyor. Ve o duvarlar bir süre sonra insanın kendi hapishanesine dönüşebiliyor. Bence gerçek dönüşüm, yaşananları inkar etmeden ama onların içinde kaybolmadan yoluna devam edebilmekte saklı.


İ.O: Yapay zekanın/dijital dünyanın (sosyal medyanın) giderek hayatımızda daha da fazla yer ettiği şu dönemlerde siz gün lük ne kadar vakit geçiriyorsunuz sosyal medyada?

M.K.K: Çok güzel bir soru... Çünkü ben de ne ya zık ki sosyal medya bağımlısı olduğumuzu düşünen taraftayım ve kendimi de bunun dışında tutamıyorum. Eskiden envai çeşit dergi alır, merak ettiğim konular hakkında saatlerce onları karıştırırdım. Şimdi ise ilgi alanlarıma göre bana sürekli bilgi ve içerik servis eden dijital bir dünyanın içindeyiz. Bir yandan merak ettiğimiz şeylere inanıl maz hızlı ulaşabiliyoruz, bu çok büyüleyici. Ama bir yandan da o hızlı tüketim döngüsü nün içinde insan kendini durmaksızın aynı akışta kaybolurken bulabiliyor. Ve açıkçası bundan çok mutlu olduğumu söyleyemem. Hatta güleceksiniz ama ben OpenAI’ın ChatGPT uygulamasıyla gerçekten sohbet ediyorum. Hayat hakkında sorular soru yorum, merak ettiğim konuların derinine inmeye çalışıyorum. Bazen adeta bir arka daşla konuşur gibi... Çocuklarım evde bana “manyaksın” diyor hatta. Ama düşünüyo rum da; bizim zamanımızda ansiklopediler vardı, şimdi ise bilgiye ulaşma biçimi değiş ti. Bu anlamda teknolojinin merakımı çok daha hızlı beslediğini düşünüyorum. Ama bir taraftan da teknolojinin bizi biraz tem belleştirdiğine inanıyorum. İnsanlar artık kendi zihnini, hafızasını, araştırma bece risini ve yaratıcılığını eskisi kadar zorlamı yor sanki. Her şey çok hızlı erişilebilir hale geldikçe, düşünmeye ayrılan alan daralma ya başladı. Ve dürüst olmak gerekirse, hepi miz ben de dahil bu sistemin bir parçası ve biraz da kölesi haline geldik.


İ.O: Trendlerle aranız nasıl?

M.K.K: Trendlerle aramın çok güçlü olduğunu söy leyemem açıkçası. Hatta çoğu konuda biraz geriden geldiğimi bile düşünüyorum. Neyin moda olduğunu, hangi akımın konuşuldu ğunu çoğu zaman çevremden öğreniyorum. Allah’tan iki tane ergen kızım var da beni bi raz güncel tutuyorlar, yoksa büyük ihtimal le bu dünyanın hızla değişen trendlerinin çoğunu kaçırır giderdim. Ben galiba daha çok zamansız şeyleri seven bir insanım. Bir şeyin trend olmasından çok, bana gerçekten hissettirdiği şeyle ilgileniyorum. O yüzden bazen modaya geç uyum sağlıyorum ama bu durumdan da çok şikayetçi değilim açıkçası.


İ.O: Sona doğru yaklaşırken biraz da ikili iliş kiler ve aşk diyelim mi; 20 yıllık güzel gi den bir evliliğin içindeki biri olarak aşka bakışınızda ilk yıllar ve şimdi arasında nasıl farklar var?

M.K.K: Bence aşk gençlik yıllarında daha çok tutku ve heyecanla yaşanıyor. Her şey daha hızlı, daha yoğun, daha kontrolsüz oluyor. Zaman ilerledikçe ise aşkın içine sevgi, anlayış, öz veri ve derin bir yoldaşlık yerleşmeye başlı yor. Bu demek değil ki heyecan ya da tutku kayboluyor; aksine onlar hala ilişkinin tuzu biberi. Ama insan yıllar geçtikçe, birlikte yaş almanın ve aynı hayatı paylaşmanın ne kadar özel bir şey olduğunu daha iyi anlıyor. Birlik te geçirilen onca zamanın içinde birbirinin en kırılgan hâllerini görmek, en güzel anları na da en zor dönemlerine de tanıklık etmek... Sanırım gerçek bağ tam da burada oluşuyor. Çünkü aşk bir noktadan sonra sadece çok sevmek değil; bazen susarken bile anlaşa bilmek, bazen hiçbir şey söylemeden yanın da durabilmek oluyor. Ben artık filmlerdeki kusursuz aşk hikayelerinden çok, gerçek ha yatta birlikte büyüyebilmeye inanıyorum. İki insanın yıllar içinde değişmesine rağmen ye niden birbirini seçebilmesi çok kıymetli geli yor bana. Ve galiba aşkın en romantik hâli de tam olarak bu; bütün hayatın karmaşasının içinde dönüp dolaşıp yine birbirinin yanında huzuru bulabilmek. 


İ.O: Siz nasıl bir eşsiniz peki?

M.K.K: Sanırım ben hem ayakları yere basan bir yol arkadaşıyım hem de zaman zaman ruh hali dalgalı biriyim. Duygularını yoğun yaşayan bir karakterim, o yüzden bazen fazla düşü nen, fazla hisseden tarafım ortaya çıkabiliyor. Ama sevdiğim insanlara karşı çok sahiplenici, sadık ve derin bağ kuran biriyim. Bir ilişkiyi sadece romantik bir birliktelik değil, aynı za manda birlikte büyümek ve dönüşmek olarak görüyorum. O yüzden eşimin hem en yakın arkadaşı, hem sırdaşı, hem de gerektiğin de en büyük destekçisi olmaya çalışıyorum. Ama dürüst olmak gerekirse bazen fazla sor gulayan, fazla düşünen tarafımla onu yoruyor olabilirim. Neyse ki yıllar içinde birbirinizin dilini öğreniyorsunuz. Ve sanırım gerçek yol daşlık da biraz burada başlıyor.


“Ürettiklerimin ve yarattığım şeylerin insanların kalbine dokunduğunu hissederek var olmak benim için çok kıymetli. Çünkü insanın geride bıraktığı en değerli şeyin, başka bir insanın ruhunda bıraktığı his olduğuna inanıyorum.”


İ.O: Kızlarınız Melina ve Mayla ile hayat na sıl? Onlar büyüdükçe iletişiminiz nasıl şekilleniyor?

M.K.K: İkisi de birbirinden çok farklı karakterler ama bir o kadar da benzerler aslında. İkisi de çok içten hisseden, duygusal çocuklar. Ba zen o küçücük bedenlerin içinde yaşlarından çok daha olgun ruhlar taşıdıklarını düşünü yorum. Onlar büyüdükçe bizim ilişkimiz de değişmeye başladı. Artık sadece anne-çocuk ilişkisinin ötesinde; bana dost, yol arkadaşı, sırdaş olmaya başladılar. Birlikte güldüğü müz, düşündüğümüz, birbirimize destek olduğumuz bambaşka bir bağ oluşuyor za manla. Ve açıkçası ben bu hayatta onlardan öğreneceğim çok şey olduğuna inanıyorum. Çünkü çocuklar bazen unuttuğumuz en saf duyguları, en gerçek bakış açılarını bize ye niden hatırlatıyorlar.


İ.O: Hayatta yapmak isteyip de yapamadığı nız bir şey kaldı mı?

M.K.K: Ah, keşke güzel bir sesim olsaydı diyorum bazen. Gerçi sahneye hiç çıkmadım de sem yalan olur; bir yardım gecesinde sev gili Kenan Doğulu ile birlikte bir şarkısını seslendirmiştik ama ne yazık ki müzikal yetenek konusunda bayrağı ona bırakmak daha doğru olur sanırım. Onun dışında ha yatta hala görmek, keşfetmek istediğim çok fazla yer var. Yeni kültürler tanımak, farklı coğrafyaların ruhunu hissetmek beni çok heyecanlandırıyor. Ve sanırım içimdeki ke şif duygusu hiçbir zaman tamamen bitme yecek. Bir de elbette yazdıklarımın bir gün yabancı dillere çevrilip yurtdışında da oku yucularla buluşmasını çok isterim. Çünkü duyguların, sorgulamaların ve insanın içsel yolculuğunun aslında evrensel olduğuna inanıyorum.


İ.O: Son olarak gelecekle ilgili hayallerinize de biraz değinelim mi?

M.K.K: Kendim ve ailem için en büyük hayalim sa nırım sağlıkla, huzurla ve içsel dengeyle bir hayat sürdürebilmek. Ürettiklerimin ve ya rattığım şeylerin insanların kalbine dokun duğunu hissederek var olmak da benim için çok kıymetli. Çünkü insanın geride bıraktığı en değerli şeyin, başka bir insanın ruhunda bıraktığı his olduğuna inanıyorum. Daha bü yük ölçekte baktığımda ise; kulağa biraz klişe gelebilir ama gerçekten sevginin, anlayışın ve barışın daha fazla var olduğu bir dünya hayal ediyorum. Çünkü şu an insanlık olarak bazen birbirimizi ötekileştiriyor, kırıyor, tüketiyor ve fark etmeden içinde yaşadığımız dünyayı da köreltiyoruz. Oysa bence insanın asıl geliş amacı; birlik duygusunu, bütünü hissedebil meyi ve dengede yaşamayı öğrenmek. Belki de en büyük hayalim, insanların birbirinden korkmadan, birbirini yok etmeye çalışma dan; farklılıklarıyla birlikte var olabildiği bir dünyayı deneyimleyebilmek olurdu. Çünkü gerçek dönüşümün bireysel olduğu kadar kolektif olduğuna da inanıyorum.