Şikayet Ettiğin Şeye Bağlanırsın Dikkatini Neye Verirsen Onu Çoğaltırsın

Öğle arası. Aynı masa. Aynı restoran. Aynı ekip. Siparişler veriliyor. Telefonlar masaya bırakılıyor. Ve konu, her zamanki yerden açılıyor. “Yine sabah toplantısında aynı şey oldu…” “Zaten o departman hep böyle…” “Bizim ülkede zaten…” “Kadın kadının kurdu gerçekten…” Bir süre sonra fark ediyorsun.

Şikayet Ettiğin Şeye Bağlanırsın Dikkatini Neye Verirsen Onu Çoğaltırsın

Her öğle yemeğinde aynı konular konuşuluyor.

Aynı isimler geçiyor.

Aynı şikayetler tekrarlanıyor.

Aynı eleştiriler dönüp dolaşıp masaya geliyor.

Ve kendince herkes haklı.

Ama kimse şunu sormuyor:

Biz her gün neyi besliyoruz?

Zihin bir filtreleme mekanizmasıdır.

Gün içinde milyonlarca uyarana maruz kalırsın.

Ama beynin hepsini kaydetmez.

Sadece önemli gördüklerini seçer.

Neyi önemli görüyorsa… onu büyütür.

Eğer zihnin “adaletsizlik” filtresine ayarlıysa,

adaletsizliği fark edersin.

Kimse beni anlamıyor” filtresine ayarlıysa,

anlaşılmadığın anları toplarsın.

Zihin kanıt arar.

Ve neye kanıt arıyorsa, onu bulur.



Paradigmalar burada devreye girer.

Paradigma yalnızca davranış üretmez;

gerçeği nasıl yorumlayacağını da belirler.

Algıda seçicilikle birleştiğinde, olanı olduğu gibi görmeyiz; inandığımızı görürüz.

Kör noktalarımız tam da buradan doğar.

Çünkü zihin gerçeği aramaz.

Tutarlılığı arar.

İçerideki hikâyeyle dışarıdaki olay örtüştüğünde rahatlar.

Ve örtüşmediğinde, onu da o hikâyeye uydurur.

Sonra şöyle deriz:

“Bak işte… yine oldu.”

Oysa çoğu zaman değişmeyen şey hayat değildir.

Değişmeyen şey,

hayata baktığımız filtredir.

Ve filtre değişmediği sürece,

gördüğümüz manzara da değişmez.



Şikayet masum değildir.

Şikayet, zihinsel tekrar demektir.

Tekrar, sinir yolu demektir.

Sinir yolu, otomatik kimlik demektir.

Yargı, iç dünyamızdaki güvensizliğin savunma biçimidir.

Dedikodu, kolektif enerji yatırımıdır.

Direnç ise en güçlü bağdır.

Direndiğin şeyi sadece tutmazsın;

ona bağlanırsın.

Ve bağ kurduğun şeyi çoğaltırsın.




3 Günlük Deney

Bu yazıyı okuduktan sonra bir karar verme.

Sadece dene.

Önümüzdeki 3 gün boyunca:

  • Şikayet ettiğini fark ettiğinde dur.
  • Yargıladığını fark ettiğinde cümleyi tamamlamadan bırak.
  • Eleştirmek yerine şu soruyu sor: “Ben burada neyi çoğaltıyorum?”

Sadece gözlem yap.

Değiştirmeye çalışma.

Bastırmaya çalışma.

Kendini ya da başkalarını suçlama.

Sadece fark et.

Üç günün sonunda şunu göreceksin:

Şikayet ettiğin şey azalmamıştır belki…

ama onunla kurduğun duygusal bağ zayıflamaya başlamıştır.



Gün içinde en çok hangi cümleyi tekrar ediyorsun?

En çok hangi konudan yakınıyorsun?

Hangi insanı sürekli eleştiriyorsun?

Hangi durumu değiştirmek istediğini söylerken, onu her gün yeniden konuşarak büyütüyorsun?

Belki de hayatında tekrar eden sonuçlar tesadüf değil.

Belki de dikkatinin yönü, hayatının yönünü belirliyor.




Bu bir suçlama değil.

Bu bir farkındalık daveti.

Hepimiz zaman zaman şikayet ederiz.

Hepimiz yargılarız.

Hepimiz direniriz.

Ama bir noktada şu soruyla karşılaşırız:

Ben gerçekten değişim mi istiyorum,

yoksa aynı hikâyeye tutunarak kendimi rahatlatmak mı?

Belki de değiştirmek istediğin şey hayat değil.

Belki de değiştirmen gereken şey,

dikkatinin yönüdür.

Belki de en cesur karar,

şikayeti, yargıyı ve direnci bırakmaya gönüllü olmaktır.

Şimdi kendine dürüstçe sor:

Hayatında gerçekten değiştirmek istediğin şey ne?

Ve onu besleyen dikkatini geri çekmeye,

onu başka bir yöne bilinçli olarak çevirmeye hazır mısın?

Çünkü dikkatini geri çektiğin yerde

eski bağlar zayıflar.

Ve dikkatin yeni bir yere yöneldiğinde,

yeni bir ihtimal doğar.


Hande Gün Ertan

hande.ertan08@gmail.com