Hedefleri için çalışan, her daim ne istediğini bilen, azim dolu kişiliklere sahip kadın ortaklar onlar. Her birinin dinlemeye değer bambaşka bir girişimcilik ve yol hikayesi var ama iş hayatında karşılarına çıkan zorlukları aşmak ve ısrarla hedefe yürümek konusundaki inatları aynı. Kendi başarı hikayelerini yazan, sahip oldukları incelikli bakış açılarıyla bulundukları sektörlere değer katan ve kararlılıkla yollarına devam eden farklı sektörlerdeki beş markanın kurucu kadın ortakları ile yeni yılın ilk günlerinde bir araya geldik; marka felsefelerini onlardan dinlerken, hem uğurladığımız yılı değerlendirip 2026 hedeflerini konuştuk hem de bulundukları sektörlerdeki trendlere değindik.
Hazırlayan: İrem Orhan
Fotoğraf: Koray Işık, Kutup Dalgakıran
HANDE BEYAZ & EBRU YÜCEPUR
“Yeni yıl yeni bir motivasyon ve üretme isteği uyandırıyor”
İrem Orhan: Yeni yıl yeni heyecanlar demek... Bu yenilik hissinin sizde yarattığı duygu durumu nedir, en yeni heyecanlarınız neler?
Ebru Yücepur: Yeni yıl benim için heyecandan çok arınma ve netleşme hissi yaratıyor. Ne yapmak istediğini daha iyi bildiğin, odağını sadeleştirdiğin bir ruh hali... Markamızın kimliğine yaptığımız yatırımların globalde de karşılığını aldığımız verimli bir yıl geçirdik. Nakish’ın görsel dünyasını ve hikaye anlatımını dünyada daha fazla noktaya taşımak yeni yılda en büyük motivasyonumuz. Şu an söyleyemiyorum ama yılı da bu motivasyonu artıracak, bizi çok mutlu eden sürpriz bir projeyle kapattık.
Hande Beyaz: Yeni yıl bende her zaman taze bir motivasyon ve üretme isteği uyandırıyor. Daha cesur kararlar alma, sezgilerime daha çok güvenme zamanı gibi hissediyorum. Marka tarafında ise bu yıl; tasarım dilimizi daha da güçlendireceğimiz, detaylara ve el işçiliğine odaklanacağımız bir dönem. Aynı zamanda markamızı uluslararası noktada daha da güçlendirmek, daha çok ülkede var olmak bizi en çok heyecanlandıran başlıklardan biri.
İ.O: 2026 yılından beklentileriniz neler? Üretim felsefeniz için neler söylersiniz?
Ebru Yücepur: Biz nicelikten çok niteliği önceliklendirdiğimiz, her parçanın anlam taşıdığı koleksiyonlar üzerinde çalışıyoruz. Trendlerden çok hislere, hızdan çok kalıcılığa inanıyoruz. Üretimimiz de tamamen bu bakış açısıyla daha sürdürülebilir şekilde ilerliyor. Bu sebeple de 2026 için dileğim, izninizle üretim sürecinde rol alanlar için olacak... Diliyorum ki 2026, her koşulda üretmek için çabaladığımız, yılmadığımız, umudumuzu ve heyecanımızı kaybetmediğimiz bir yıl olur...
Hande Beyaz: 2026’da kontrollü ve sürdürülebilir bir büyüme hedefliyoruz. Üretim felsefemiz; acele etmeyen, detaylara saygılı ve uzun ömürlü parçalar yaratmak üzerine kurulu. Her koleksiyonun güçlü bir duruşu ve net bir amacı olmasına önem veriyoruz.
İ.O: Moda ve tasarım dünyasında 2026 trendleri için neler söylersiniz?
Ebru Yücepur: 2026’da soğuk maviler ve pembeler, zeytin yeşili ve toprak tonuyla bordo arasındaki paleti çok göreceğiz. Bizim de Paris’te sunumunu yaptığımız 2026 ilkbahar-yaz koleksiyonumuzda bu tonları görebilirsiniz.
Hande Beyaz: Önümüzdeki yıl karşımıza ultra yumuşak kumaşlar çıkacak. Dokunsal rahatlığın ön planda olduğu bir yıl bizi bekliyor. Nakish 2026 koleksiyonunda biz de yumuşak akışkan formlar kullandık. İpekler, ipeksi şifonlar eklediğimiz yaz koleksiyonumuz özel günler için daha konforlu deneyimler sunacak.
İ.O: Pek çok moda markası arasından sıyrılıp sektörde fark yaratanlardansınız; bunu sağlayan en önemli faktörler neler sizce?
Ebru Yücepur: Bana göre en önemli faktör; başından bu yana net bir kimlikle ilerlememiz oldu. Elbiselerimizi bir ünlünün üzrinde ya da bir davette bir düğünde gören, bizim tasarımımız olduğunu hemen anlayabiliyor. Bu bana göre markalar için başarması en zor şeylerin başında geliyor.
Hande Beyaz: Hızlı tüketim yerine kalıcı tasarımlara odaklanmamız ve detaylara gösterdiğimiz özen, markanın güvenilirliğini güçlendirdi. Müşterilerimiz showroom’umuza geldiği zaman iyi bir hizmet alacağını biliyor. Koleksiyon sunduğumuz için çıkacak sonucu tahmin etmekte zorlanmıyor. Bunun yanında kurumsal bakış açımız, her zaman üretimde istikrar sağlamayı ve uzun vadeli düşünmeyi gerektiriyor.
İ.O: İş ortağı olmanın yanında iki yakın arkadaşsınız da. En yakın arkadaşınızla iş birliği yapmanın en keyifli yanları neler?
Ebru Yücepur: Biz kendimizi iki ortaktan önce iki dost olarak görüyoruz. Bu sadece bir iş ortaklığı değil, Hande’yi yaşam partnerim olarak görüyorum. Biz birbiriyle vakit geçirmeyi çok seven iki arkadaşız. Her an birbirimize bir şeyler katıyoruz. Karşılıklı fikir alışverişi yaparken duyduğumuz iştah hiç azalmadı.
Hande Beyaz: Aslında bu ortaklık, çok doğal bir yerden doğdu. Arkadaşlığımızda ikimizin de aynı zamanda hamile kalıp doğum yapması bizi çok yakınlaştırdı. O süreçte ortak bir dilimizin ve estetik anlayışımızın olduğunu fark ettik. Neredeyse on yıl oldu, biz hala aynı şeyleri beğenir aynı şeyleri düşünürüz. Ya da Ebru’nun bir şeyi beğenmeyeceğini o daha söylemeden bilirim. Bu işimizi çok kolaylaştırıyor.

NİSA & YASEMİN ÇAKAR
“Yeni yıl bizim için taze bir enerji, yeni hayaller ve yaratım alanı demek”
İ.O: Yepyeni bir yıl... Bu yenilik hissinin sizde yarattığı duygu durumu nedir? Bu yıla dair en yeni heyecanlarınız neler?
Yasemin Çakar: Yeni yıl bizim için her zaman taze bir enerji, yeni hayaller ve yaratım alanı demek. Aponine’de yenilik hissi bizi hem duygusal hem de yaratıcı olarak çok besliyor. 2025’te markamızı uluslararası platformlarda daha görünür kılmak, yeni koleksiyonlarımızla renk, hikâye ve zanaati daha da cesur şekilde bir araya getirmek en büyük heyecanlarımızdan biri oldu. Her yeni tasarımda, kadınların kendilerini daha özgür ve güçlü hissetmelerine eşlik edebilmek bizim için çok kıymetli.
İ.O: 2025 sizin için nasıl bir yıl oldu?
Nisa Çakar: 2025 bizim için büyüme, cesaret ve sağlamlaşma yılıydı. Hem yaratıcı anlamda hem de marka yolculuğunda önemli adımlar attık. Uluslararası fuarlar, yeni iş birlikleri ve Aponine’nin imza tasarımlarının daha geniş bir kitleyle buluşması bu yılı çok özel kıldı. Aynı zamanda öğrenme, dönüşme ve daha da netleşme yılı oldu.
İ.O: 2026 yılından beklentileriniz neler? Üretim felsefeniz hakkında neler söylersiniz?
Nisa Çakar: 2026’da Aponine’nin hikâyesini daha fazla ülkeye taşımayı, markanın duygusal ve estetik dünyasını global ölçekte anlatmayı hedefliyoruz.
Yasemin Çakar: Üretim felsefemizin merkezinde her zaman zanaat, anlam ve duygu var. Mücevheri sadece bir aksesuar olarak değil, bir anıyı, bir ruh halini temsil eden bir obje olarak görüyoruz. Zamansız, kişisel ve uzun yıllar taşınabilecek parçalar yaratmak en temel yaklaşımımız.
İ.O: Mücevher tasarım dünyasında 2026 trendleri için neler söylersiniz?
Nisa Çakar: 2026’da renklerin daha da cesurlaştığını, kişiselleştirmenin ön plana çıktığını görüyoruz. Renkli taşlar, farklı kesimler, beklenmedik kombinasyonlar ve duygusal hikâyesi olan tasarımlar öne çıkacak. Aynı zamanda az ama güçlü parçalar, gündelik hayatta rahatlıkla taşınabilen ama karakteri olan mücevherler daha da önem kazanacak.
İ.O: Pek çok mücevher markası arasından sıyrılmanızı sağlayan en önemli faktörler neler oldu?
Yasemin Çakar: Bizi farklı kılan en önemli unsur, tasarımlarımızın arkasındaki samimi hikâye ve duygusal bağ. Aponine’de her parça bir ruh hali, bir an ya da bir kadının kendine dair bir ifadesi. Renkle kurduğumuz güçlü bağ, zanaate verdiğimiz önem ve tasarımlarımızın günlük hayata uyum sağlaması hızlı ilerlememizde çok etkili oldu.Ayrıca anne-kız olarak farklı jenerasyonların bakış açılarını bir araya getirmemiz de markaya çok özel bir denge kazandırıyor.
İ.O: Anne-kız ortaklığının başlama hikâyesi nasıl oldu? En keyifli yanları neler?
Nisa Çakar: Özel bir şirketteki kurumsal iş tecrübemden sonra artık kendime ait bir şey yaratmak istedim. Annemin mücevhere olan ilgisi beni küçüklüğümden beri hep etkilemiştir; ‘Bunu neden profesyonel bir işe dönüştürüp kendi markamızı yaratmıyoruz ki’ dedim. Annemin de desteği ile markamızı kurduk, ardından ben Londra’ya GIA’de elmas ve renkli taşlarla ilgili gemoloji eğitimi almaya gittim ve orda yaklaşık 1 yıl süren eğitimimi tamamladım.
Yasemin Çakar: Anne-kız çalışmanın en keyifli yanı, güven duygusu ve samimiyet. Birbirimizi çok iyi tanıyor, farklı düşündüğümüzde bile aynı hedefe baktığımızı biliyoruz. Bu bağ, markaya da çok güçlü ve gerçek bir enerji katıyor.

ELMON PEKMEZ & NÜKHET BOZ
“Her yeni yıl yeni bir sayfa; yeni kararlar ve sürprizler ise hep heyecan verici”
İ.O: Yeni yıl yeni başlangıçlar... Bu yenilik hissinin sizde yarattığı duygu durumu nedir? Bu yıla dair kalbinizi çarptıran en yeni heyecanlar neler?
Elmon Pekmez: Bu yılın son ayı çok yoğun ve bereketli geçiyor. Bu yoğunluğun yeni yılda da artarak devam etmesini diliyorum. Biz 15 senelik bir ofisiz ve geriye dönüp baktığımda her sene git gide daha da detaycı, orijinal ve çılgın işlere imza attığımızı görüyorum. 2026’nın da geçen yıldan daha da bomba Boom Room’lara vesile olmasını istiyorum. Bu yıl yeni lanse ettiğimiz ‘Boom Express’ ve ‘Mini Boom Kit’ konseptlerini insanlara anlatmak ve küçük dokunuşlarla daha da çok insanın yaşama alanına dokunmak istiyoruz.
Nükhet Boz: Yeni bir sayfa, yeni kararlar ve yeni sürprizler beni her zaman çok heyecanlandırır. Elmon’la her yeni yıl öncesi oturur bir kafede toplantı yaparız. Özellikle ofis dışında bir ortamda kahvemizi içerken hayaller kurarız. Elmon’un da bahsettiği gibi, bu yılın son aylarında hayata geçirdiği miz iki farklı konseptimiz var. Yeni yılda bu konseptler sayesinde çok daha fazla mekâna enerji vermeyi hayal ediyoruz.
İ.O: 2026 yılından beklentileriniz neler? Üretim felsefeniz için neler söylersiniz?
Elmon Pekmez: Biz her senenin sonunda, bir sonraki sene için “Bunları kesinlikle bir daha yapmayalım” ya da “Bunu kesin yapalım” diye kararlar alırız. Her proje bizi öğretileriyle, deneyimleriyle bir sonrakine hazırlıyor. 2026’dan en büyük beklentimiz hem Pekmez+Boz, hem Boom Bastik olarak yurt dışına açılmak.
Nükhet Boz: 2026’da yeni hayata geçirdiğimiz “Boom Express” sistemimiz ve satışı başlayan “Mini Boom Kit”lerimizin mekan sahipleri tarafından iyice duyulmuş ve benimsenmiş olmasını hedefliyoruz. Yurtdışına açılmak her sene hedeflerimizin ilk sıralarında yer alıyor fakat bir türlü enerjimizi verip sonlandıramadık. Bu yıl markamızdan bunu başarmasını bekliyoruz.
İ.O: Dekorasyon dünyasında 2026 trendleri için neler söylersiniz?
Elmon Pekmez: Yuvarlak hatlar geçen sene de çok vardı, bu sene de devam edecektir. Hem sivri köşelerden uzaklaşma, hem de çerçevelerin, mobilyaların kenarlarında top gibi detayları birçok tasarımda görüyoruz. Renkler doğadan ilham alıyor, favori renklerde toprak ve doğadaki bitki tonları hakim. İnsanlara da kendisini doğadaymış gibi hissettiriyor. Tabii bir yandan da teknolojiler çok hızlı gelişiyor ve günlük hayata entegre oluyor. Asma tavanın içinden inen televizyonlar, akıllı ev sistemleri, bir tuşla alçalıp yükselebilen mobilyalar vs...
Nükhet Boz: Yaşadığımız kozmopolit şehirler ve hızlı yaşam tarzlarımız hepimizi rahatlamak dinginleşmek için doğaya yönlendiriyor. Bu da yaşam alanlarındaki trendleri doğal formlar, doğal malzemeler ve doğal renklere yönlendiriyor. Sade, dingin, arınmış ortamlar huzur veriyor. Ayrıca “midimalizm” adı altında yeni bir trend bu aralar çok revaçta. Minimalizmin içinde yer alan birkaç sıcak parça, sanat eseri ya da rengin kullanımını destekliyor.
İ.O: Pek çok iç mimarlık/dekorasyon markası arasından sıyrılıp sektörde fark yaratanlardansınız; bunu sağlayan en önemli faktörler neler oldu?
Elmon Pekmez: Pekmez+Boz’u 2011 yılında kurduk ve kurulduğumuz günden bu yana çok geliştik, çok profesyonelleştik, sistemi iyice oturttuk. Ama ilk günden beri değişmeyen bir tek şey var ise o da işimize olan aşkımız ve heyecanımız. Zaten o aşk olunca beraberinde özen, detaycılık, mükemmeliyetçilik hepsi geliyor. Bunu da en çok Boom Room servisi almış ev sahiplerimizin, takipçilerimizin fark ettiğini düşünüyorum. Biz ilk yıllarımızda klasik mimarlık/iç mimarlık hizmeti verdikten sonra, farklı bir sistem kurmaya karar verdik ve tek günde mekanları baştan yaratan “Boom Room” konsepti böyle doğdu. Her zaman için müşteri memnuniyetini, mekan sahiplerinin mutluluğunu, yüzde 100 içlerine sinmesini hedefledik; bu da bize pozitif geri dönüş almamızı sağlayan en önemli faktör oldu.
Nükhet Boz: İkimiz de işimize gerçekten aşığız! Büyük bir tutku ve heyecanla her mekânı dantel gibi işliyoruz. Büyük bir emek ve özveriyle, her mekan kendimizinmiş gibi kararlar alıyoruz. İşin en güzel kısmı teslimde mutluluktan ağlayan, bize sarılan mekan sahipleri... 15 yıldır 690’ı geçen mekanı BOOM’ladık. Her proje bir sonrakine başka bir deneyim ve birikim aktardı. Sistem oturdu, ekipler oturdu, markamıza güven oturdu. Çok mutlu ev sahipleri, başka mutlu ev sahiplerini getirdi. Hatta kendileri bir daha bir daha geldiler. Ayrıca ikimiz de sürekli kendimizi geliştirmeye çok açık ve heyecanlıyız. Bu da bizi hep ileri götüren bir özellik.
İ.O: İş ortağı olmanın ötesinde iki yakın dostsunuz da. En yakın arkadaşınızla iş birliği yapmanın en keyifli yanları nelerdir dersiniz?
Elmon Pekmez: ‘Uzun soluklu bir ortaklığın formülü şudur’ demek çok zor. Ben ve Nükhet 15 yıla yakındır ortağız, 25 senedir de çok iyi arkadaşız. Üniversiteyi beraber okuduk, proje teslimlerinde beraber sabahladık. İkimiz de ayrı ofislerde tecrübe edindikten sonra, ikimizin de işten ayrıldığı bir dönemde dublex bir ev projesi için bir araya geldik. Ofisimiz dahi yoktu, o evin şantiyesinde, soba eşliğinde projelerimizi çizerek, L’İst İstinye Suites’deki projeyi başarı ile tamamlayınca, arkasından bir dolu iş teklifi gelmeye başladı ve 2011’de ofisimizi kurduk. Hala bugün her an, her karar alımında en ufak detayı birbirimize sorar onay alırız. İyi bir ortaklığın olmazsa olmazları; karşılıklı saygı, sevgi, güven, iyi niyet diyebiliriz. Nükhet ile ortak olmanın en keyifli yanı ise, ofiste çalıştığımız anlarda sıklıkla kahkahalara boğulmamız.
Nükhet Boz: Bu soru bize çok sorulan ve ikimizin de “Birbirimiz olmadan nasıl yapardık bilmiyoruz” diye cevapladığımız bir sorudur. Elmon’un da anlattığı gibi, Mimar Sinan’da okuduğumuz dönemlerde, hep mezun olduğumuzda beraber bir şey yapacağımızı hayal ederdik. Çalıştığım firmadan ayrılıp kendim mimarlık yapmaya başladığım bir dönemde, gelen büyük bir proje için kendisini arayıp “Arkadaşlığımızı riske atıp bu projeyi beraber yapmayı denemek ister misin” diye sormuştum. Çevremizde arkadaşlık ve ortaklık ile çok pozitif anlatımlar yoktu ama ikimiz de yapıcı, birbirimizi dinlemeye, anlamaya çalışan, karşılıklı empati gösteren yapılardayız. Zevklerimiz aynı olsa da tasarımdaki farklı bakış açımız sonucun çok güzel olmasını sağlıyor.

BAŞAK SOYKAN & YAPRAK BALTACI
“Yeni yıl, bizim için her zaman bir yenilenme duygusu taşır ancak bu yenilik aceleyle değil farkındalıkla gelir”
İ.O: Yeni yıl yeni heyecanlar demek... Bu yenilik hissinin sizde yarattığı duygu durumu nedir? Bu yıla dair en yeni heyecanlarınız neler?
Başak Soykan: Yeni yıl, bizim için her zaman bir yenilenme duygusu taşır ancak bu yenilik aceleyle değil, deneyimle ve farkındalıkla gelir. Epoca ve Clove’da bugüne kadar edindiğimiz tüm birikimler, yeni yıla daha sakin ama daha net bir bakışla girmemizi sağlıyor. Bu yılki en büyük heyecanımız, mekânlarımızın yalnızca yemek yenilen alanlar değil; insanların kendilerini iyi hissettikleri, zamanla bağ kurdukları deneyim alanları haline gelmesi. Clove’da paylaşımı ve sezgisel mutfak dilini güçlendirirken, Epoca’da detaylarda derinleşen bir misafir deneyimi üzerine odaklanıyoruz.
İ.O: 2025’i değerlendirecek olursak, nasıl bir yıldı?
Yaprak Baltacı: 2025, bizim için yoğun ama aynı zamanda çok öğretici bir yıldı. Hem hızlı kararlar aldık hem de bazı anlarda durup yeniden düşünmeyi öğrendik. Epoca ve Clove’un kendi karakterlerinin daha net ortaya çıktığı bir dönem oldu. Zorluklar elbette vardı ancak bu süreç bizi hem operasyonel hem de yaratıcı anlamda daha güçlü bir ekip haline getirdi. Misafirlerin bu emeği fark etmesi, 2025’in en büyük kazanımıydı.
İ.O: 2026 yılından beklentileriniz neler?
Yaprak Baltacı: 2026, Epoca ve Clove’un marka kimliklerinin ve deneyim dünyalarının bütünlük kazandığı bir dönemi temsil ediyor. Artık her iki mekânda da misafirin içeri adım attığı andan ayrıldığı ana kadar yaşadığı deneyim daha net, daha tutarlı ve daha karakter sahibi. Bizim için önemli olan, atmosferden mutfağın ritmine, servisin dilinden ekibin enerjisine kadar her detayın aynı hikâyeyi anlatması. 2026’yı bu dili sakin ama kendinden emin bir şekilde sürdürdüğümüz bir yıl olarak görüyoruz.
İ.O: Gastronomi dünyasında 2026 trendleri için neler söylersiniz?
Başak Soykan: 2026’da dışarıda yemek yeme alışkanlıklarının daha bilinçli bir noktaya evrildiğini görüyoruz. İnsanlar artık sadece lezzet değil, anlam ve bağ arıyor. Daha sade ama iyi düşünülmüş mönüler, mevsimsellik ve şeffaflık ön plana çıkıyor. Dekorasyonda doğallık ve sıcaklık, ekiplerde ise teknik yetkinliğin yanında duygusal zekâ önem kazanıyor. Markalaşma tarafında ise yüksek sesle konuşan değil; tutarlı, samimi ve karakter sahibi markalar öne çıkıyor. Epoca ve Clove bu yaklaşımın doğal bir yansıması.
İ.O: Pek çok mekân arasından sıyrılıp sektörde fark yaratıyorsunuz. Bunun sırrı nedir?
Yaprak Baltacı: Bizim için fark yaratan en önemli unsur, her detaya aynı özeni göstermek. Mönüden müziğe, karşılamadan vedaya kadar her unsurun aynı hikâyeye hizmet etmesi. Bu bütünlüğün mutfaktaki en güçlü taşıyıcısı ise, her iki mekânda da mutfağını emanet ettiğimiz ortağımız, Michelin yıldızlı şef Emre Sen. Epoca ve Clove’un mutfak dili, Emre’nin teknik disiplini, ürüne duyduğu derin saygı ve net vizyonu etrafında şekilleniyor. Bu ortaklık, markalarımızın karakterini belirleyen temel yapı taşlarından biri.
İ.O: İş ortağı olmanın ötesinde, siz iki kız kardeşsiniz. Bu ortaklık hikâyesi nasıl başladı?
Başak Soykan: Bizim ortaklığımız çok doğal bir süreçle gelişti. Benzer değerlere, estetik anlayışa ve güçlü bir güven duygusuna sahibiz. Birbirimizi uzun uzun anlatmaya gerek kalmadan anlayabilmek, en keyifli yanı. En zor anlarda bile aynı tarafta olduğumuzu bilmek, Epoca ve Clove’un temelinde yer alan duygulardan biri.

BURCU TANMAN & DAMLA ZIRH AYDIN
“Yeni yıl bizde taze bir enerji, ilham ve umut duygusu yaratıyor”
İ.O: Yepyeni bir yılın başında bu yenilik hissinin sizde yarattığı duygu durumu nedir? Bu yıla dair sizin marka olarak en yeni heyecanlarınız neler?
Damla Zırh Aydın: Yeni yıl bizde taze bir enerji, ilham ve umut duygusu yaratıyor. Bu yıl Moeva ile birlikte daha cesur, daha yaratıcı ve kullanıcıyla daha güçlü bağ kuran bir sene olmasını diliyoruz. Kısacası bu yıl Moeva için yenilenme, büyüme ve keyifle üretme yılı.
İ.O: Ve sizlerden 2025 değerlendirmesi alarak devam edelim isterseniz sohbetimize... Nasıl bir yıl oldu 2025?
Burcu Tanman: 2025, temkinli, öğretici ve dönüşüm dolu bir yıl oldu. Değişime uyum sağlamayı, sadeleşmeyi ve gerçekten değer yaratan işlere odaklanmayı hatırlattı. Zorlukları kadar ilham veren anları da vardı.
İ.O: 2026 yılından beklentileriniz neler? Üretim felsefeniz hakkında neler söylersiniz?
Damla Zırh Aydın: 2026 yılından beklentimiz; daha sakin ama daha bilinçli ve daha kalıcı işler üretmek. Hızdan çok anlamı önemseyen bir yıl olmasını istiyoruz. Üretim felsefemiz; trendlerin peşinden koşmak yerine, zamansız, özenli ve samimi tasarımlar ortaya koymak.
İ.O: Plaj giyiminde 2026 trendleri için neler söylersiniz?
Burcu Tanman: 2026’da plaj giyiminde sakin ama iddialı bir çizgi öne çıkıyor. Kum, yeşil ve mavi tonları ve yumuşak kahveler gibi doğadan ilham alan tonlar öne çıkıyor. Tasarımda; heykelsi formlar, asimetrik kesimler ve dokulu kumaşlar dikkat çekiyor. Genel yaklaşım ise zarafet, fonksiyon ve zamansızlık üzerine kurulu.
İ.O: Sektörde fark yaratıp farklı olanlardansınız ama bir de size soralım; sizi sektördeki diğer markalardan ayıran en önemli özellikler neler?
Damla Zırh Aydın: Tasarımda detaylara verdiğimiz önem, kaliteli malzeme seçimi ve zamansız duruşumuz markayı hızlıca ayrıştırdı. Aynı zamanda kullanıcıyı gerçekten dinleyen, geri bildirimleri üretime yansıtan bir yaklaşım benimsedik. Güçlü ekip ruhu ve cesur ama bilinçli adımlar bu yolculuğun temelini oluşturdu.
İ.O: İş ortağı olmanın ötesinde, siz çok yakın arkadaşsınız da. Bu ortaklık hikâyesi nasıl başladı?
Burcu Tanman: Her şey küçük yaştan beri süren yakın arkadaşlığımız ve ortak hayallerimizle başladı. İngiltere’de üniversite okuduğumuz dönemde, benzer estetik bakış açımız ve üretme isteğimiz bir noktada markamızı kurmaya dönüştü. Birbirimizi çok iyi tanımamız ve aynı dili konuşmamız bu ortaklığı güçlü kıldı. Yakın arkadaşlarla iş yapmanın en keyifli yanı ise fikirlerin samimiyetle paylaşılması ve her adımın birlikte anlam kazanması.