YAZIYI GÖNDER
Adınız, Soyadınız
E-posta Adresiniz
Alıcı E-posta
Mesajınız
www.samdan.com.tr

Prenses Manolya'nın hüzünle biten masalı

Ankara’dan İstanbul’a, İstanbul’dan Paris’e, Paris’ten Hindistan’a, Hindistan’dan Avustralya’ya... Bir ömre birden fazla heyecan, şan, şöhret ve aşk sığdırdı... Romanlara yakışır hayat hikayesi, ne yazık ki çok erken, çok ani bitti...

Nazan ORTAÇ

Sadece İstanbul'un değil, dünya jet-set'inin de 'Prenses Manolya'sıydı o... Güzelliği ve zarafetiyle dillere destandı... Prensesliğe uzanan hikayesini anlamak için önce çok uzaklara, ta 1724'e gitmemiz gerekiyor. Bu tarihte kurulan Haydarabad Nizamlığı, 1948 yılına kadar hüküm süren dev bir hükümdarlık... Devletin son hükümdarı ise Osman Ali Han... Osman Ali Han, 2 milyar dolarlık servetiyle, 30'lu ve 40'lı yıllarda dünyanın en zengin adamıydı. Time Dergisi'ne bile kapak olan hükümdarın 7 resmi eşi ve 34 resmi çocuğu vardı ve jetset yaşamıyla tanınıyordu. İşte, o 34 çocuğundan biri de Mükerrem Bereket Jah... Yani, Manolya Onur'un 1992 yılında hayatını birleştirdiği ikinci eşi. 1934 yılında, ailesinin sürgünde olduğu Fransa'nın Nice kentinde dünyaya gelen Mükerrem Bereket Jah'ın annesi ise bir Osmanlı prensesi; Halife 2. Abdülmecid'in kızı Duru Şahvar. Avrupa jet-set'inin içine doğan Mükerrem Bereket Jah, beş evliliğinden ikisini, dedesi Halife 2. Abdülmecid'in topraklarında yapmayı seçti. İlk evliliğini 1959'da Esra ​Birgin'le yaptı. Üçüncü evliğini ise bu hikayenin kahramanı, eski 'Türkiye İkinci Güzeli' Manolya Onur'la gerçekleştirdi. Güzelliğiyle dillere destan olan Manolya Onur, Milliyet Gazetesi'nin düzenlediği 'Türkiye Güzeli' yarışmasında, 1975 yılında 'Türkiye İkinci Güzeli' olmuştu. 'İkinci' güzeldi ama gazetenin patronu Ercüment Karacan ve yayın yönetmeni Abdi İpekçi'nin kararıyla Türkiye'yi, dünyada o temsil etti. Önce 'Kainat Güzeli' yarışmasına katılmak üzere Hong Kong'a gitti. Sonra ver elini Finlandiya, İtalya, Belçika... O gezdikçe, küçükken ettiği dualar da gerçek oluyordu. Ankara'da, henüz 13 yaşında bir kız çocuğuyken, komşunun kapısının önünden gizlice 'National Geographic' dergilerini aşırır ve uzun uzun incelerdi. Anneannesinin, "Yatmadan mutlaka dua et" tembihlerini dinleyerek, "Allahım, ne olur buraları görmeyi nasip et" derdi... Gerçekten de duası kabul oldu ve hayatının büyük çoğunluğunu seyahatlerde geçirdi. Gezdikçe görüyor, gördükçe daha çok merak ediyordu... O güzelliğiyle çevresinde çapkınlar da eksik olmuyordu tabii ki... Ve o, içlerinden belki de en çapkınını seçti. Adı gazetelerde 'Milli Çapkın' olarak anılan is adamı Süha Özgermi ile evlendi ve sanat tarihi okurken, bir yandan da İngilizce, Fransızca ve Almanca öğrendi. sonra İstanbul'a taşındı ve uzun süre gözlerden uzak bir hayatı tercih etti. Ta ki, 1990 yılında 'bomba gibi' bir haberle yeniden gündeme gelene kadar. Mükerrem Bereket Jah'la tanışmıştı! Çırağan Sarayı'nda rüya gibi düğünle hayatını birleştirerek 'Prenses Manolya Nur Begüm Sabiha' adını aldı. dediği kızını, Nilüfer Elif 'i kucağına aldı. Ancak Nilüfer Elif 'in Çift, 1993 yılında Cenevre'de görülen bir mahkeme ile boşandı. onunla birlikte Paris'e taşındı. Seyahat etmek kadar ilgisini çeken bir şey daha vardı, o da yabancı dildi. Sorbonne Üniversitesi'nde Ancak Süha Özgermi ile mutluluğu uzun sürmedi... Boşandıktan Ve yine çocukken ettiği duaları gerçek oluyordu... Evliliği boyunca Hindistan ve Avustralya'da yaşadı, dünyanın bilinmeyen yerlerine seyahat etti. Bir yıl sonra, 1991'de, "Hayattaki tek vazgeçilmezim" doğumu bile, aralarındaki kültür farklarını ortadan kaldıramadı... Kızıyla İstanbul'daki sakin hayatına geri dönen Onur, kendini kızına adadı. Onun en iyi eğitimi alması için kendi hayatını kenara itti. Ancak yalnızlığı uzun sürmedi. 1995 yılında işadamı Turgay Uzun'la tanıştı. İkilinin dillere destan aşkı tam tamına 11 yıl sürdü. Nilüfer'i kendi kızı gibi sahiplenen ve babalık yapan Uzun, Onur'dan 6 yaş küçüktü. İlişkiden, büyük bir aşk yaşamış ve sonuna kadar tüketmiş olarak çıkan 'Prenses Manolya', aşk defterini kapamaya karar verdi.


Uzun süre kimseyle görüşmedi. Kızıyla baş başa seyahatlere çıkıyor ve onun büyümesinin keyfini sürüyordu. Ama eş zamanlı olarak da ciddi bir hukuk savaşının içindeydi. Cenevre'de yapılan boşanma protokolü gereği Mükerrem Bereket Jah'tan kızı ve kendisi için alması gereken tazminatı alamamış ve uluslararası bir hukuk mücadelesine girişmişti. Hem eski esinin beş kez evlenmesi hem de Haydarabad Nizamlığı'nın, Pakistan, Hindistan ve İngiltere tarafından paylaşılamayan serveti nedeniyle bu hukuk mücadelesinin çok tarafı vardı. Tüm bu sıkıntıların ortasında bir gün arkadaşlarıyla Bebek'te otururken, hayatına yeniden bir 'Prens' girdi. Can Bozok, beyaz atlı bir prens gibi masalın en kötü zamanında ortaya çıkmış, gençliği ve yakışıklılığıyla 'Prenses Manolya'nın gönlünü çalmıştı. Tabii ki 'Prenses'in gönlünü masallardaki kadar çabuk çalamadı. Araya mesafeler girdi; telefonlar, mesajlar derken, İstanbul'da bir araya geldiklerinde aşk çoktan bacayı sarmıştı. Model olan Can Bozok, Manolya Onur'dan 21 yaş küçüktü. Evlenmiş, boşanmış, iki çocuklu bir babaydı. Tüm bu bilgiler, dedikodu kazanlarının fokur fokur kaynamasına neden oldu. Uzun süre gündemden düşmediler, kulaktan kulağa çeşitli söylentilerin hedefi oldular. İkili bir gün konuşmaya karar verdi ve ilişkilerinin bilinmeyenlerini Şamdan Plus'a anlattı. Manolya Onur, sadece aşık olduklarını söyledi, birbirlerinden hiçbir beklentilerini olmadıklarını içtenlikte dile getirdi: "Sadece iki insan olarak birbirimizi sevmişiz. Benim yaptığım yanlış veya ayıp bir şey yok. Hiçbir şeyi de saklamadım, göğsümü gere gere ortaya çıkıyorum. Çünkü Can'la gurur duyuyorum ve onu seviyorum. Olumsuz şekilde yazılanlar ya da söylenenler de ilişkimize zarar veremez. Çünkü biz o olgunluğa erişmiş, mürekkep yalamış iki yetişkiniz." Onun bu özgüveni, dedikodu kazanlarının ateşini söndürdü. Çift, aşklarını dolu dolu yaşadı. Kah evlerinin olduğu Phuket'te, kah İstanbul'da, kah Amerika'da... Can Bozok, onun ruh eşiydi, kolu, kanadıydı, kızı Prenses Nilüfer Elif'in hep yanındaki Can Abisi'ydi... Prenses Nilüfer Elif, şimdi hayatının en zor günlerini yaşıyor ve yanındaki tek desteği yine Can Abisi... Tüm hayatını ona ve onun hak ettiğini alması için mücadele eden sevgili annesini kaybetti. Onlar, bu masalın iki prensesiydi... 'Küçük Prenses' şimdi cadılarla, kaynayan kazanlarla, ejderhalarla dolu kötülüklerle tek başına savaşacak. Ama o Manolya Onur'un kızı; kendi deyimiyle "Dünyada çok az insanın görebileceği kadar şey gördüm" diyen bir 'Amazon'un... Onur, Instagram'da yaptığı son paylaşımlardan birinde, kızının fotoğrafının altına şu cümleyi yazmıştı: "Bana hep böyle bak, dünya mutluluğunun ne olduğunu gözlerimde görürsün yavru kuşum..." Bu masal, ne yazık ki çok aniden, çok mutsuz bir sonla bitti... Dünyanın mutluluğundan, dünyanın en büyük acısına... Masallardaki gibi değil, gerçek hayat gibi...

BİZE ULAŞIN